Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Restaurant Pazarlaması ve İşletme Kârlılığı

0

Restaurant Pazarlama Modeli Oluşturun!

Her işletmenin olduğu gibi restaurantların da pazarlama stratejilerine ihtiyaçları vardır. Restaurant pazarlaması yaparken hedef müşterilerinizi, rakiplerinizi ve markanızı oluştururken kullandığınız teknikleri ve reklamlarınızı geliştirmeniz gerektiğini bilmelisiniz.

Turizm pazarlaması stratejisi oluştururken de yaptığınız gibi öncelikle hedef pazarınızı bilmeniz gerekiyor. Her restaurant farklı pazarlara hitap ediyor, yerel bir fast food dükkanı / dönerci ile, şaraplar ve havyarlar sunan bir işletmenin aynı pazara hitap ettiğini düşünmek ve söylemek olsa olsa pazarlama hatası olur. Pazarınıza uygun olarak müşterilerinizin istekleri ve ihtiyaçlarına uygun çalışmalar gerçekleştirin. O çalışmaların ışığında da, dışarıda yemek yemelerinin sebebini ve bu yemek karşılığında ödeyebilecekleri ücretleri araştırın.

Rekabete alışın!

Yemek alanında faaliyet gösteren binlerce firma var, yani bir çok rakibiniz var! Bu rekabete ayak uydurabilmek için diğer işletmelerin müşterilerine neler sunduklarını bilmeniz gerekir. Rakibinizin güçlü ve zayıf yönlerini bilmelisiniz. Rakibinizden müşteri çekmenizi sağlayacak olan en güçlü silahınız rakibinizin zayıf yönlerini bilmek! Öne çıkmak, fark yaratmak ve müşteri çekmek için bu zayıf yönlere nasıl karşılık verebileceğinizi belirleyin. Restaurantınızı farklı kılmak unutmayın ki sizin elinizde!

Marka olun!

Markanız sizin itibarınızdır. Müşterilerinizin kuruluşunuza bakışlarını ve beklentilerini belirleyecek şey markanızdır. Verdiğiniz sözleri tutarak güçlü bir itibar oluşturun, beklentileri karşılayarak itibarınızı güçlendirin. Kaliteli, etkileyici hizmetler sunmak ve bunları müşterilerinize doğru şekilde anlatmak markanızı geliştirmeniz için yapabileceğiniz en iyi yoldur!

Menünüzü güncelleyin!

Menünüzde bulunan ürünlerin hangilerinin müşterilerin dikkatini çektiğini, hangilerinin satışının az olduğunu belirlemeniz gerekir. Menünüz nedeniyle restaurantınızı tercih etmeyen bir grubun olabileceğini de hesaba katabilirsiniz. Bu sebeple menünüze eklemeler, kaldırmalar yapabilirsiniz. Müşterilerinizi cezbedebileceğiniz bir menü oluşturarak sadık müşteriler kazanmaya, yeni müşteriler kazanmaya yönelik çalışmalar yapmaya bakın. Restaurantınızı denemeleri için menünüzü güncellemekten, yeni seçenekler sunmaktan vazgeçmeyin.

Reklamınızı Yapın!

Bir çok otelin veya konaklama işletmesinin odalarında ve lobi alanlarında farklı anlaşmalarla tanıtım yapılmasına izin verebiliyor. İşletmeniz bir kongre merkezine yakınsa, orada düzenlenecek etkinliklere özel kuponlar veya sponsorluk çalışmaları yaparak tanıtımınızı en üst düzeye çıkartabilirsiniz. Eğer büyüme hedefiniz daha yüksekse hediye ve müşteri sadakatini sağlayacak özel kartlar ile, kendi tanıtımınızı çok rahat bir şekilde yapabilirsiniz. Karnı acıkmış insanları, işletmenize çekmek için belirli noktalarda ücretsiz ikramlarda bulunun. Yerel lokasyonlarda reklam yapın, yakala.co gibi firmalarla anlaşarak paket programlar hazırlayın, dergilerle ve diğer etkinliklere sponsor olarak sürdürülebilir bir reklam modeli oluşturursanız, sırtınız yere gelmez!

Topluma Hizmet Edin!

Kâr amacı gütmeyen işletmelere çeşitli indirimler ve sponsorluklar yapmaktan çekinmeyin. Özellikle temel ihtiyaç olan yemeği karşılama imkanı bulmayan insanlara ücretsiz yemek ikram edin. Yemek atıklarını öğütmektense, hayvan barınaklarına bağışta bulunun. Bunu da gösteriş için değil, içinizden gelerek yapın-ki, sosyal sorumluluk bilinciniz geliştikçe insanların dikkatini çekebilesiniz.

İlgili Yazılar

Yatırımcı Nasıl Etkilenir?

0

Yatırımcı Etkilemenin Bazı Temel Yolları var!

Bugüne kadar yaptığım incelemeler, gözlemler ve tecrübeler neticesinde yatırımcı arayanların karşılaştığı engelleri belirleyerek edindiğim bazı fikirleri sizlerle paylaşmak istedim.

Bir melek yatırımcıyı proje geminize almaya hazır olduğunuzda, onlara sadece bir proje götürmediğinizden emin olmanız gerek. Aynı zamanda bu projenin yürütülebilir, ayakları yere basan ve hayatta kalabilecek bir proje olduğunu da göstermeniz en kaçınılmaz gereklilik.

Melek yatırımcınızın karşısına çıktığınızda sizi zor durumda bırakmayacak bir kaç ipucunu takip etmek, proje geminizin su almamasını sağlayacaktır!

Bir projede bağlantı herşeydir!

Projenizden etkilenebilecek kişilerle iletişim kurmaya başlamadan önce yatırım kuruluşlarına, daha önce yatırım almış kişilere ve sivil toplum kuruluşlarına projenizi anlatın. Onlardan öğrenebildiğiniz kadar bilgiyi öğrenmeye bakın. Onlardan aldığınız geri bildirimler ile projenizin altını doldurarak ilerlemeye devam edin. Özellikle soru sormanızdan bıkmayacak insanlar bulursanız, kendinizi şanslı hissedebilirsiniz!

Bu soruları sorduktan ve projenizi temel rayına oturttuğunuza emin olduktan sonra, projenin size getireceklerinden sonra, atacağınız adımları dahi düşünün. Gelecek adımları düşünmek hayalperestlikten çok ötede, bir yatırımcıyı etkileyebileceğiniz en güçlü argümanlarınızdan olabilir!

Muhtemel Sonuçları Planlayın

Yatırımcılar projenizden daha fazlasını, yani projenizin tuttuğunu düşünmek istiyor. Henüz yatırımcınızdan para almaya başlamadan, müşteri elde etmeniz zor olsa da müşteri kazanmak için yapabileceklerinizi göstermeniz gerekir. Böylece birilerinin bu projeyle ilgilendiğini gösterebilirsiniz. Henüz elinizde olmayan bir parayı dağıtmak için planlamalar yapmadan önce, projenin dışına çıkarak müşteri elde etmenin yollarını düşünüp buna uygun bir şekilde hareket edin.

Ekip Olmadan Olmaz!

Projenize farklı insanları dahil edin, çünkü onlar olmadan-olmaz! Yatırımcılarınızın ekibinizde bulunan arkadaşlardan ve onların projedeki katkısından haberdar olmasını sağlamak sizin için güçlü bir argüman olacaktır.

Kazançları Vurgulayan Sunumlar Yapın

Size yatırım yapacak olanların, neden sizinle çalışmaları gerektiğini doğru şekilde anlatacak sunumlar hazırlayın. Fikrinizle ilgili heyecanınız değil, fikrinizin size kazandıracağı rakamlar yatırımcılarınızı ilgilendiriyor.

Yatırımcılar sizin için bir çekten daha fazlası!

Para çok güzel bir destek unsurudur ama, sadece yol paranızı veren bir yatırımcı değil, size yol gösterecek bir yatırımcı arayın. Deneyimli bir yatırımcıyla çalıştığınızda para ile satın alınamayacak bilgi ve becerileri onlardan öğrenebileceksiniz.

Melek yatırımcı arayan proje sahibi iseniz, ipucu ve püf noktalarını iyi anlayarak hareket etmelisiniz. Zamanınızı boşa harcamayarak çalışıp, yatırımcı karşısına çıktığınızda zamanını boşa harcamadığınızı ona hissettirmeniz gerekiyor. Ne yapacağınızı doğru şekilde yatırımcınıza anlatırsanız, doğru şekilde destekler almanız kaçınılmaz olacaktır.

Tüm bunları dikkate alarak hareket ettiğinizde, projenize destek alarak girişiminizi kitlelere eriştirebileceksiniz diye düşünüyorum!

İlgili Yazılar

Rekreasyon ve Parklar

0

Rekreasyon ve Parklar

Rekreasyon ve Parklar vatandaşlara sayısız değerler katabilecek vazgeçilmez bir unsur. Bu unsurun farkına varabilen yerel yönetimlerin hem vatandaşları hem de bölgelerinin kalkınma oranları oldukça yüksek oluyor!

Ülkemizde sıklıkla göz ardı edilen yaşam kalitesi avantajlarını sağlama yöntemlerinden olan Rekreasyon Alanlarını kaleme aldım.

Rekreasyon Alanları ve Fiziksel Aktiviteye olan etkisi

Parklar ve diğer rekreasyon alanları milyonlarca vatandaşa fiziksel olarak aktif olma fırsatı sunuyor. Hem bir çok alanın kullanımının ücretsiz olması hem bulunduğumuz noktalara yakın alanların bulunması, her gelir grubundan ve her sosyokültürel yapıdan insana fiziksel aktivitelere katılma imkanı sağlıyor.

Fiziksel aktivite, obezite başta olmak üzere diğer hastalıkların karşısındaki en büyük savaşçılardandır. Spor aktiviteleri, oyun alanları, havuzlar ve çeşitli parkurları içerisinde barındıran alanlar, aktivite yapabilmek açısından erişilebilirlik sağlar. Uygun altyapının sağlanması, parkların ve rekreasyon alanlarının fiziksel aktivitelere elverişli planlanmış olması ise bu erişilebilirliği işlevsel kılar. Yani belediye tarafından yapılmış her park insanlara rekreasyonel aktiviteler bakımından doyum sağlamayacak, aksine kötü planlanmış alanlar insanların bu ihtiyaçlarını karşılamalarına da engel olmuş olacaktır.

Açıkhava Rekreasyon Alanları

Şehir yaşantısı içerisinde sokaklara, iş alanlarına mahkum kalan insanlar yorgun bir zihin ve bedenle yaşıyorlar. Bu yorgunluğu dinlendirebilmek, hava değişikliği yapabilmek için rekreasyon alanlarına yani anlayacağınız parklar ve diğer farklı alanlara gitme ihtiyacı hissederler.

Bunu bazı bilimsel çalışmalar da kanıtlıyor. Özellikle boğucu sokaklar ve iş alanlarında yaşayan insanların, farklı ve daha yeşil alanlara taşındıklarında zihinsel ve bedensel olarak olumlu gelişmeler gösterdikleri gözlemleniyor!

Bir başka çalışma ise terapötik rekreasyona yeniden dikkat çekmemiz gerektiğini gösteriyor. Ameliyat olmuş hastaların yeşil alanda iyileşme oranlarının hızlandığını, fiziksel aktivite yapmaya olan geçişlerinin kısaldığını, bağışıklık sistemlerinin işlevselliğinin arttığını gösterdi. Bununla beraber diyabet hastalarının daha sağlıklı kan şekerleri seviyelerine ulaşmasına ise yine rekreasyonun yardımcı olduğunu kanıtladı.

Fiziksel aktiviteler dışında parklarda yapılabilecek, okumak-düşünmek gibi eylemlerse ruhsal durumları düzelterek, stresi azaltıp, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesini sağlayacaktır. Yeşil alanların rekreasyon alanları olarak uygun değerlendirilmesi, vatandaşların fiziksel ve zihinsel sağlıklarını önemli ölçüde geliştirerek toplulukların yaşam kalitesini yükseltir.

Rekreasyon Alanları ile Ekonomik Kalkınmaya Destek!

Parklar ve yeşil alanlar, yakınlarında bulunan gayrimenkullerin değerlerini %20’ye varan oranlarda arttırırlar. Özellikle bu yeşil alanlar, doğal olarak oluşmuş ve rekreasyonel olarak planlanmış noktalarsa! Bu tarz alanlarda yapılan tüm etkinlikler yerel kalkınmanın yolunu açacak derecede ciddi ekonomik getiriler sağlayabiliyor. Park bakım ücretleri külfet oluşturuyor diye düşünen yerel yönetimlerin, bu alanlarında yapacakları rekreasyonel planlamayla; etkinlikler, sergiler ve müzeler, teknoloji alanları, destinasyonun uygunluğuna göre yapılabilecek diğer aktiviteler ile hem bakım ücretlerini karşlayabilebileceğini hem de ekonomik bir kalkınma modeli oluşturarak destinasyona turist çekebileceklerini de dikkate alması gerekiyor.

İlgili Yazılar

Destinasyon Yönetimi

0

Destinasyon Yönetimi ‘nin Önemi

Turizmin, turist çekmek ve turistlerin ihtiyaçlarına hitap etmek üzerine yoğunlaştığı küresel bir ekonomi endüstrisi olduğu çoğu ülke tarafından kabul edilmiştir. Destinasyon yönetimi de bu endüstrinin temelini oluşturuyor.

Destinasyona talep arttıkça, turistlerin tercihlerinin artmaya devam edeceği tartışılmaz bir gerçek. Bu talep artışı, turistik destinasyonlar arasında bir rekabet doğurdu. Turizm destinasyonlarının rakipleri karşısında bir avantaj elde etmek için kendilerini farklı kılan argümanlar ortaya koymak durumunda kaldıkları da aşikar bir nokta haline geldi.

Bunun yapılabilmesinin başlıca yolları potansiyel ziyaretçilere sunulacak argümanı olabildiğince cazip hale getirmek için destinasyonu tanıtmak ve anlatmaktır.

Üstünlüğü elde etmek ve bir hedef pazara başarıyla giriş şansı elde etmek için, destinasyonu rakiplerinden ayırmak ve turistlerin kafasında güçlü bir imaj yaratmak için bir argümana ihtiyaç duyulmaktadır. Bir destinasyonu yönetmenin promosyon, cazibe, satış, sürdürülebilir etkinlikler ve turizm pazarlaması içerdiğini” de belirtmek gerekiyor.

Destinasyon yönetimi toplumun çıkarlarını dengeleyen ve birleştiren bir bölgenin ekonomik ve kültürel gelişimine yönelik proaktif, stratejik, ziyaretçi odaklı bir yaklaşımdır. Bunu unutmamak gerekiyor!

Destinasyon Yönetimi Nedir?

Turizm alanlarının yönetilmesi, turizmin çevresel etkilerinin kontrol altına alınmasının önemli bir parçasıdır. Destinasyon yönetimi, arazi kullanım planlaması, işletme izni ve imar kontrolleri, çevre ve diğer düzenlemeler, iş birliği girişimleri ve turizmle ilgili faaliyetlerin gelişimi ve günlük operasyonunu şekillendiren bir dizi başka teknikleri içeren bir sistemdir.

Destinasyon Yönetimi Nerelerde Kullanılır?

“Destinasyon” terimi genel olarak, turizmin diğer alanlara nispeten daha yoğun olduğu ve ekonominin turizm gelirlerinden önemli ölçüde etkilenen bölgeler için kullanılır. Destinasyon yönetimi, tek, tanınabilir bir bölgenin çeşitli belediyeleri, illeri veya diğer hükümet birimlerininin oluşturduğu ekip ile yapılması gerektiğinden dolayı biraz karmaşıktır; ada gibi bölgelerde tüm ülke destinasyon yönetiminin esas parçası olabilir.

Destinasyon Yönetimi Ekibi Kimlerden oluşur?

Yerel yönetimler tarafından yönlendirilen, yerel STK’ların, toplulukların ve yerli temsilcilerin, akademik çevrelerin ve yerel ticaret odalarının katılımıyla yönetime katılan yapılar, “Destinasyon Yönetimi Organizasyonları” olarak bilinen varlıkları oluşturmaktadır. Yurtdışında genellikle destinasyon yönetimi organizasyonları yerel turizm kurulları, konseyler biçimindedir. Bizde ise bu yapı genellikle kalkınma ajansı ve turizm yatırımcılarının katıldığı bir ekip ile yürütülmekte.

Destinasyon Nasıl Yönetilebilir?

Yerel turizm işletmeleri ağı (oteller, turistik yerler, ulaştırma hizmetleri, kılavuzlar ve ekipman kiralama, restoranlar, vb. Gibi hizmet sağlayıcılar) de bir destinasyonun önemli bir parçasıdır.

Destinasyon yönetimi, alıcıları ve satıcıları bir araya getiren tüm faaliyetleri ve süreçleri kapsar. Tüketici taleplerine ve rekabetçi konuma yanıt vermeye odaklanır! Ürünlerin yüksek potansiyel pazarlara verimli bir şekilde dağıtılmasıyla ve tanıtılmasıyla bağlantılı sürekli bir koordine edilmiş faaliyet dizisidir.

Elinizde, tek bir varlık, bir sosyo-kültürel varlık (tarihçesi, insanları, gelenekleri, yaşam tarzı) olabilir veya her tür turizm organizasyonunu içeren birçok farklı ürün olabilir. Bunun dışında turistlerin akıllarında bir kavram olabilir. Bununla birlikte her seyahat eden için seyahat amacı farklı bir amaç taşıyabilir. Herkesin beklentilerinin birbiriyle denk olmasını beklemek mümkün değil! Örneğin Paris’teki Louvre’yı ziyaret etme amacı taşıyan turist ile iş seyahati yapan ve Londra gibi bir şehirde konaklayacak turistin kısa vadede beklentileri birbirlerinden oldukça farklı.

Rolling Rains’in Turizm Pazarlaması konusundaki raporuna göre, destinasyon yönetimi söz konusu olduğunda başarının bazı faktörleri var. Bu faktörlerin tümünü ele almaktansa, destinasyonun alt yapısını oluşturacak unsurları kaleme aldım.

Tesisler ve Destinasyon

Kullanılacak tesislerin iyi planlanması ve iyi yapılandırılması gerektiği gerçeğini ifade etmemiz gerekir. Yollar, atık imhası, kanalizasyon sistemleri, elektrik ve su kalitesi gibi altyapısal konular inşaa edilirken gelecekte oluşabilecek genişleme gereksinimi göz önüne alınmalıdır. Üst yapı, havaalanları ve limanlar gibi, gelecek turist kapasitesine yetebilecek altyapılarınız olmadan destinasyon yönetimi ve turizm pazarlaması konusu eksik kalacaktır.

Toplumsal yapınızın, hedeflediğiniz pazarın kültürünü, toplum kurallarını bilmesi gibi faktörler de destinasyon yönetimi hususunda çok önemlidir. Çünkü bu faktör, bir turistin belirli bir destinasyonu ziyaret edip etmeyeceği tercihini belirlemesinde oldukça önemlidir. Örneğin, Orta Doğu ülkelerine seyahat etme eğiliminde bulunan turistler, Müslüman toplumlarda belirli kıyafetler dahilinde giyinip alkol tüketimi noktasında böyle bir kısıt resmi olarak olmasa dahi, kısıtlanmak zorunda olduklarını belirterek bu destinasyonları, diğer bölgelere oranla daha az tercih etmektedirler.

Ancak bunların dışında seyahat etme eğilimini olumlu yönde etkileyen önemli noktalar da bulunuyor.

Kayak, tarihi semtleri ziyaret etme isteği, alışveriş, etkinlikler ve festival gibi aktiviteler, turistin hangi destinasyona gideceğine karar vermesini sağlayacaktır. Sentosa Adası, Singapur, Kültür aktiviteler (Louvre, Paris), Kültürel miras (Dublin) ve mimari (Dublin Kongre Merkezi) başta olmak üzere doğal güzel manzaralara sahip (The Grand Canyon, ABD) destinasyonlar turistlerin seyahat etme tercihini pozitif hale getiren olumlu bir rol üstlenmektedir.

Destinasyon ve Yan Hizmetler

Bankalar, restoranlar ve hastaneler gibi yan hizmetlerde tesisler konusunun en önemli unsurlarını oluşturuyor. Hangi turist sağlık hizmetlerinden tam anlamıyla yararlanamayacağı bir destinasyona seyahat etmek ister ki? Özellikle macera sporları yapmak için seyahat eden kitleler için bu konu oldukça önem taşıyor.

Planlama yaparken dikkat etmemiz gereken diğer unsur ise restoranlar! Kim güzel yemekler istemez ki? Ülkenize veya şehrinize dışarıdan gelen bir turistin, güzel yemekler yiyebilme ihtiyacını sağlayacak tesislerin inşaası da elbette yerel yönetimlerin temel sorumluluk alanlarından bir tanesi. Ee bu restoranlarda harcayacakları paralara erişilebilir olmaları için ödeme altyapısının ve uluslararası çalışacak bankaların da destinasyonda hazır bulunması olmazsa olmazlardan!

Erişilebilir Destinasyon

Destinasyona ulaşmak için harcanacak süre, seyahat masrafı ve ulaşım sıklığı, o destinasyonun başarısını belirleyen kritik faktörlerden. Hava, yol, deniz veya demiryolu gibi alternatif ulaşım türlerinin bulunması da çok önemlidir. İnsanlar sizin şehrinize gelmek için saatlerce bekliyor, her istediklerinde size ulaşamıyorlarsa destinasyon yönetimi konusunda sınıfta kaldınız demektir!

İlgili Yazılar

Turizm Pazarlaması Üzerine

0
Turizm Pazarlama üzerine yazılmış bir stratejik eylem planı nasıl olmalıdır?

Turizm pazarlamasını diğer pazarlama alanlarından ayıran basit ama önemli bir özellik var: İnsan çoğu zaman satın aldığı şeyi, parasını ödemeden önce gerçekten deneyemiyor.

Bir otomobili satın almadan önce kullanabilirsiniz. Bir kıyafeti deneyebilirsiniz. Bir telefonu mağazada elinize alabilirsiniz.

Bir tatili ise büyük ölçüde görmeden satın alırsınız.

Otel odasının fotoğrafına bakarsınız ama yatağında uyumamışsınızdır. Restoranların listesini görürsünüz ama yemeklerini tatmamışsınızdır. Haritada sahile olan mesafeyi bilirsiniz ama o yolu yürümemişsinizdir. Bir şehrin videolarını izlersiniz ama orada kendinizi nasıl hissedeceğinizi bilmiyorsunuzdur.

Üstelik çoğu zaman yalnızca para da harcamıyorsunuz. Yıllık izninizin bir bölümünü, birkaç gününüzü ve belki ailenizle geçireceğiniz sınırlı zamanı da bu karara bağlıyorsunuz.

Bence turizm pazarlamasını anlamaya tam buradan başlamak gerekiyor.

Turizmde insan önce karar verir, ürünü sonra yaşar.

Bu nedenle pazarlamanın görevi yalnızca bir yeri güzel göstermek değildir. Henüz yaşanmamış bir deneyim hakkında yeterince güçlü bir beklenti oluşturmak ve o beklentiyi satın alma kararına dönüştürmektir.

Bu söylediğim, turizm pazarlamasına bakışımızı ciddi biçimde değiştiriyor.

Güzel görünmek artık yeterince ayırt edici değil

Turizm iletişiminin önemli bir bölümü uzun yıllar boyunca benzer bir görsel dil kullandı. Güzel deniz, iyi yemek, tarihi yapı, gün batımı, gülümseyen insanlar, birkaç etkileyici drone görüntüsü…

Bunların kullanılmasında elbette sorun yok.

Sorun, neredeyse herkesin aynı şeyi söylemesi.

Akdeniz’de onlarca destinasyon size iyi hava, güzel sahil ve güçlü gastronomi vaat edebilir. Avrupa’daki yüzlerce şehir tarih, kültür ve mimari üzerinden kendisini anlatabilir. Doğa destinasyonlarının önemli bölümü huzur, keşif ve özgürlük kelimelerini kullanabilir.

Dolayısıyla turizm pazarlamasındaki mesele artık yalnızca görünür olmak değil.

Hatırlanabilir bir tercih nedeni oluşturmak.

Burada konumlandırma ile tanıtım arasındaki fark ortaya çıkıyor.

Tanıtım “Bizde ne var?” sorusunun cevabını verir.

Konumlandırma ise daha zor bir soruyla ilgilenir:

“İnsan neden alternatifleri arasından bizi seçsin?”

Bu iki soru birbirine benzese de aynı değil.

Bir şehirde 200 müze bulunması bir özellik olabilir. Ama o müzelerin şehri ziyaret etmek için yeterli bir neden oluşturup oluşturmadığı başka bir konu. Dünyanın en iyi restoranlarından birkaçına sahip olabilirsiniz; fakat hedeflediğiniz insan bunu bilmiyorsa veya seyahat kararında gastronomiyi önemsemiyorsa bu üstünlük talebe dönüşmeyebilir.

Turizm ürününün güçlü olmasıyla o ürünün güçlü bir tercih nedeni olması arasında mesafe var.

Pazarlamanın işi biraz da bu mesafeyi kapatmak.

İnsanlar destinasyonları birbirleriyle sandığımız kadar eşit karşılaştırmıyor

Burada turizm pazarlamasının ilginç taraflarından biri daha ortaya çıkıyor.

Teoride destinasyonların birbirleriyle rekabet ettiğini söylüyoruz. İstanbul Paris’le, Antalya Mallorca’yla, Dubai Singapur’la rekabet ediyor gibi cümleler kurmak kolay.

Tüketicinin zihnindeki rekabet bu kadar düzenli değil.

İstanbul’a hafta sonu gelmeyi düşünen bir Avrupalı aynı anda Paris’i değerlendirmiyor olabilir. Belki Roma, Atina ve İstanbul arasında seçim yapıyor. Belki hiçbir şehirle karşılaştırmıyor; birkaç günlük kayak tatiliyle İstanbul seyahati arasında karar veriyor.

Hatta bazen turizmin rakibi başka bir destinasyon bile değil.

Yeni bir telefon almak, evi yenilemek veya o yıl hiç seyahat etmemek de aynı bütçenin rakibi olabilir.

Bu nedenle turizm pazarlamasında “Rakibimiz kim?” sorusunun cevabı masa başında sandığımızdan daha karmaşık.

Asıl bakılması gereken şey consideration set denilen alan: Tüketicinin karar verirken gerçekten değerlendirdiği seçenekler kümesi.

Terim biraz akademik duruyor ama mantığı son derece basit.

Biz kiminle rekabet ettiğimizi düşünüyoruz değil, müşteri bizi neyle karşılaştırıyor?

Bu ayrımı bilmeden yapılan rekabet analizlerinin önemli bir bölümü kâğıt üzerinde kalıyor.

Talep her zaman tanıtım eksikliğinden düşük değildir

Turizmde sık karşılaştığım başka bir refleks var. Beklenen ziyaretçi gelmediğinde çözüm olarak daha fazla tanıtım öneriliyor.

Bazen gerçekten ihtiyaç budur.

Ama her zaman değil.

İnsan destinasyonu biliyor fakat uçuş bulamıyorsa iletişim probleminiz yoktur.

Biliyor ama pahalı buluyorsa tanıtım problemi değildir.

Gelmek istiyor ama vize süreci caydırıyorsa daha iyi reklam filmi bunu çözmez.

Otel kapasitesi hedeflenen segmentin beklentisini karşılamıyorsa sosyal medya erişimini artırmak da temel soruna cevap vermez.

Turizm talebi iletişimden çok daha geniş bir sistemin sonucudur.

Uçuş bağlantıları, fiyat, vize rejimi, güvenlik algısı, konaklama kapasitesi, mevsimsellik ve hatta seyahat süresi tüketicinin kararını doğrudan etkiler.

Bu nedenle bir destinasyonun pazarlama performansını yalnızca kampanya performansından okumayı doğru bulmuyorum.

Bazen dünyanın en iyi kampanyasını yapabilirsiniz ve ürünün önündeki yapısal engeller talebin büyümesini sınırlar.

Pazarlamanın profesyonelliği burada biraz da hangi problemi pazarlamanın çözemeyeceğini bilmekten geçiyor.

Ziyaretçi sayısı tek başına iyi bir pazarlama hedefi değil

Turizm pazarlamasının uzun yıllardır en sevdiği rakamlardan biri ziyaretçi sayısı.

Kaç kişi geldi?

Elbette önemli.

Ama tek başına başarıyı anlatmıyor.

Bir milyon kişinin ortalama 300 euro bıraktığı bir modelle 700 bin kişinin 700 euro bıraktığı modelin ekonomik sonucu aynı değil. Üstelik ikinci grup daha uzun kalıyor, talebin düşük olduğu aylarda geliyor veya şehirde daha geniş bir ekonomik alana harcama yayıyorsa ziyaretçi sayısındaki düşüş başarısızlık bile olmayabilir.

Bu yüzden turizm pazarlamasının hedefi her zaman “daha fazla turist” olmak zorunda değil.

Bazen daha uzun kalan turisttir.

Bazen daha fazla harcayan.

Bazen sezon dışında gelen.

Bazen şehrin yalnızca bilinen merkezlerinde değil farklı bölgelerinde zaman geçiren.

Bazen de tekrar gelen.

Burada pazarlamanın hedefiyle destinasyonun ihtiyacının aynı masada buluşması gerekiyor.

Barcelona bu tartışmanın neden önemli olduğunun iyi örneklerinden biri. Dünyada tanınırlık problemi olmayan, yıllardır çok güçlü turizm talebi gören bir şehirden söz ediyoruz. Böyle bir destinasyona otomatik olarak “daha fazla turist getirecek pazarlama” önermek anlamsızlaşabilir.

Çünkü pazarlama her zaman talebi artırmak için kullanılmaz.

Bazen talebin zamanını, niteliğini veya coğrafi dağılımını değiştirmek için kullanılır.

Bu, turizm pazarlamasının bence yeterince konuşulmayan taraflarından biri.

En iyi kampanya, yanlış beklenti oluşturuyorsa iyi kampanya değildir

Turizm pazarlamasında satışla ürün arasındaki ilişki başka sektörlere göre daha hassas.

Çünkü iletişimde verdiğiniz söz ile ziyaretçinin yaşadığı deneyim arasındaki mesafe doğrudan destinasyonun itibarına dönüyor.

Fotoğrafta sakin gösterdiğiniz koy gerçekte aşırı kalabalıksa, “yerel deneyim” diye anlattığınız bölge tamamen turistikleşmişse veya lüks olarak konumlandırdığınız hizmet sahada aynı standardı vermiyorsa pazarlama kısa vadede başarılı olmuş olabilir.

İnsan gelmiştir.

Ama yanlış beklentiyle gelmiştir.

Bu nedenle yalnızca conversion‘a, yani iletişimi rezervasyona dönüştürme oranına bakmak turizmde tehlikeli olabilir.

Rezervasyonu aldığınız anda pazarlamanın işi bitmiyor.

Verdiğiniz sözün sahada karşılığı olup olmadığı da pazarlama performansının bir parçası.

Çünkü turizm ürününde müşterinin kendisi bir sonraki müşterinin pazarlama kanalına dönüşüyor.

Google yorumu yazıyor, Instagram’da paylaşıyor, arkadaşına anlatıyor, TikTok’a video koyuyor.

Bir anlamda destinasyonun iletişim departmanı artık ziyaretçi eve döndüğünde de çalışmaya devam ediyor; yalnız bu kez mesajın kontrolü sizde değil.

Bu yüzden turizmde iyi pazarlamayla iyi ürün arasına kalın bir çizgi çekmek giderek zorlaşıyor.

Pazarlamanın verdiği söz ne kadar güçlüyse, operasyonun o sözü taşıma sorumluluğu da o kadar büyüyor.

Herkese ulaşmak güçlü pazarlama değildir

Eski yazıda “ideal müşteri” kavramından söz etmişim. Bugün aynı fikri biraz farklı kurardım.

Mesele yalnızca hedef kitle belirlemek değil.

Kimi istemediğinizi de bilmek.

Çünkü her ziyaretçi her destinasyon için aynı değeri üretmiyor ve her destinasyon da her ziyaretçiye uygun değil.

Lüks konaklamaya, gastronomiye ve kültüre dayalı bir destinasyonun yalnızca en düşük fiyatı arayan kitleyle büyümeye çalışması kendi ürününü zorlayabilir. Doğa koruma kapasitesi sınırlı bir bölgenin mümkün olan en yüksek ziyaretçi sayısını hedeflemesi uzun vadede sattığı şeyin kendisine zarar verebilir.

Bu nedenle segmentasyon yalnızca reklam bütçesini verimli kullanmanın aracı değil.

Aynı zamanda nasıl bir turizm ekonomisi istediğinizle ilgili bir tercih.

Kimi getirdiğiniz; ne kadar harcama oluşacağını, hangi işletmelerin büyüyeceğini, hangi aylarda talep oluşacağını ve zaman içinde destinasyonun nasıl bir ürüne dönüşeceğini etkiliyor.

Turizm pazarlamasının stratejik tarafı burada başlıyor.

Pazarlamanın gerçek sorusu

Bugün bir turizm işletmesi veya destinasyon için pazarlama stratejisi hazırlıyor olsaydım işe “hangi kanalları kullanacağız?” sorusuyla başlamazdım.

Instagram mı?

Google mı?

Influencer mı?

Fuar mı?

PR mı?

Bunların hepsi daha sonra geliyor.

Önce başka şeyleri anlamak isterdim.

İnsan bizi neden seçiyor?

Neden seçmiyor?

Bizi seçtiğinde hangi alternatifi geride bırakıyor?

Gelmesinin önündeki en büyük engel gerçekten bilinirlik mi?

Hangi ziyaretçinin gelmesi bizim için daha değerli?

Ve iletişimde verdiğimiz söz, ziyaretçi geldiğinde gerçekten karşısına çıkıyor mu?

Bu soruların cevaplarını biliyorsanız hangi kanalı kullanacağınızı bulmak çok zor değil.

Bilmiyorsanız dünyanın en iyi medya planı bile sizi ancak daha fazla insana gösterebilir.

Ne söylemeniz gerektiğini söylemez.

Turizm pazarlamasını bu yüzden yalnızca bir tanıtım faaliyeti olarak görmüyorum.

İyi yapıldığında destinasyonun veya işletmenin kime, hangi nedenle ve hangi değeri sunduğunu netleştiren bir iş.

Ve belki en önemlisi, herkesi getirmeye çalışmak yerine doğru insanın gelmesi için yeterince güçlü bir neden oluşturmak.

Çünkü turizmde görünür olmak başka şey.

Merak edilmek başka.

Tercih edilmek ise bambaşka bir şey.

İlgili Yazılar

Etkinliğin Sürdürülebilirliği Bir Sistem Meselesidir

0
Sürdürülebilir Etkinlik Planlamak

Sürdürülebilir etkinlik denildiğinde bugün akla ilk olarak çevresel konular geliyor.

Atık yönetimi, enerji tüketimi, tek kullanımlık ürünler, ulaşım, karbon ayak izi…

Bunların tamamı önemli.

Ama benim sürdürülebilirlik açısından daha temel bulduğum başka bir soru var:

Bu etkinlik, bugün onu yapan insanlar yarın orada olmasa da aynı kalitede devam edebilir mi?

Bir etkinliğin çevresel olarak sürdürülebilir olması başka bir konu. Etkinliğin kendisinin sürdürülebilir olması başka.

İkincisini kuramadığınızda yıllarca büyüttüğünüz bir organizasyonun hafızası birkaç kişinin bilgisayarında, WhatsApp konuşmalarında ve kafasında kalabiliyor.

O insanlar gidince bilgi de gidiyor.

Ve ertesi yıl ekip, daha önce çözülmüş sorunları yeniden çözmeye başlıyor.

Bence asıl risk burada.

İyi ekip başka, iyi sistem başka

Etkinlik sektöründe güçlü insan kaynağı çok önemli.

Hatta birçok büyük organizasyonun arkasında yıllardır birlikte çalışan, birbirini iyi tanıyan ve sahada ne yapacağını söylemeden bilen ekipler var.

Bu büyük bir avantaj.

Ama aynı zamanda fark edilmesi zor bir risk oluşturuyor.

Çünkü işler iyi giderken sistemle insan arasındaki farkı görmek kolay değil.

Bir problem çıktığında kimin aranacağını Ayşe biliyor.

Hangi tedarikçinin neyi yapamayacağını Mehmet biliyor.

Geçen yıl hangi girişte yığılma olduğunu operasyon sorumlusu hatırlıyor.

Protokolün hangi konuda hassas olduğunu proje yöneticisi biliyor.

Elektrik altyapısında nerede problem yaşandığını teknik ekip zaten biliyor.

Her şey çalışıyor.

Ama aslında çalışan şey sistem olmayabilir.

İnsanların hafızası çalışıyor olabilir.

Bunu anlamanın çok basit bir testi var:

Etkinliğin ana ekibinden üç kritik kişiyi yarın çıkarın.

Organizasyon aynı kalitede devam edebiliyor mu?

Cevap hayırsa güçlü bir ekibiniz olabilir ama henüz güçlü bir sisteminiz yoktur.

Her yıl aynı problemi çözüyorsanız tecrübe birikmiyor demektir

Etkinlikler hata yapılmaması gereken işler değil.

Böyle bir dünya yok.

Binlerce değişkenin olduğu bir organizasyonda elbette problem çıkacak.

Asıl mesele aynı problemin ikinci kez çıkıp çıkmaması.

İlk yıl bir giriş kapısında kuyruk oluştu.

Nedenini buldunuz ve çözdünüz.

Bu tecrübe yalnızca o gün problemi çözen kişinin kafasında kaldıysa ertesi yıl aynı sorun tekrar yaşanabilir.

O zaman organizasyon aslında bir yıllık tecrübe kazanmış değildir.

Bir kişi tecrübe kazanmıştır.

Aradaki fark çok önemli.

Kurumsal hafıza dediğimiz şey de tam olarak burada başlıyor.

Bir organizasyonun öğrendiği şeylerin insanlardan bağımsız hale gelmesi gerekiyor.

Ne yanlış yaptık?

Neden yanlış oldu?

Nasıl çözdük?

Bir daha olmaması için neyi değiştirdik?

Bu dört sorunun cevabı bir sonraki organizasyona aktarılabiliyorsa etkinlik gerçekten gelişiyor.

Aktarılamıyorsa her yeni ekip aynı yolu yeniden yürümeye başlıyor.

Dosya arşivi kurumsal hafıza değildir

Burada sık karşılaştığım başka bir yanılgı var.

“Bizde her şey kayıtlı.”

Nerede?

Drive’da.

Sunucuda.

Eski e-postalarda.

On binlerce dosyanın bir yerde durması elbette hiçbir şeyin bulunmamasından daha iyi.

Ama arşivle sistem aynı şey değil.

Geçen yılın 400 e-postasını saklamak size geçen yıl ne öğrendiğinizi söylemez.

Yirmi farklı Excel dosyasını klasöre koymak yeni proje yöneticisine hangi dosyanın neden önemli olduğunu öğretmez.

Kurumsal hafızanın işe yarayabilmesi için bilginin yalnızca saklanması değil, kullanılabilir hale getirilmesi gerekiyor.

Ben bunu bir etkinliğin kendi kullanım kılavuzunu oluşturması gibi görüyorum.

Yeni biri geldiğinde yalnızca “dosyalar burada” dememelisiniz.

Neden böyle yaptığımızı da anlayabilmeli.

Her şeyi prosedüre bağlamak da çözüm değil

Burada diğer uca gitmemek gerekiyor.

Etkinlik yönetimi fabrika üretimi değil.

Her ihtimali yüzlerce sayfalık prosedürlere bağlamak organizasyonu daha iyi yönetilen bir hale getirmeyebilir. Tam tersine, kimsenin okumadığı belgeler üretirsiniz.

Sahada karar almak gerekir.

İnisiyatif gerekir.

Tecrübe gerekir.

Bazen planı birkaç dakika içinde değiştirmek gerekir.

Dolayısıyla amaç insanı sistemden çıkarmak değil.

İnsanın tecrübesini sisteme kazandırmak.

Bence iyi etkinlik yönetimiyle bürokrasi arasındaki sınır tam burada.

Sistem insanın karar vermesini engellememeli.

Daha önce öğrenilmiş şeyleri yeniden öğrenmek zorunda kalmasını engellemeli.

Bir etkinliğin hafızasında ne olmalı?

Her organizasyonun ihtiyacı farklı. Bu nedenle herkese uygulanabilecek yüz maddelik bir kontrol listesi vermek çok anlamlı değil.

Ama bazı şeylerin kaybolmaması gerekiyor.

  • Kim ne yaptı?
  • Hangi karar neden alındı?
  • Hangi tedarikçi nerede başarılı veya başarısız oldu?
  • Operasyonda hangi darboğazlar yaşandı?
  • Bütçede hangi varsayımlar tutmadı?
  • Katılımcı nerede zorlandı?
  • Hangi kriz nasıl çözüldü?
  • Hangi süreç gereksiz zaman kaybettirdi?

Ve belki de en önemlisi:

Bir sonraki etkinlikte neyi farklı yapacağız?

Bu son soru sorulmadığında değerlendirme toplantıları kolaylıkla “genel olarak başarılı geçti” konuşmasına dönüşebiliyor.

Başarıyı kutlamak elbette gerekir.

Ama kurumsal hafızayı başarıdan çok sapmalar büyütür.

Çünkü sistem en fazla, planladığınızla gerçekleşen arasındaki farktan öğrenir.

Etkinlik bittikten sonraki hafta, bir sonraki etkinliğin ilk haftasıdır

Etkinlik sektöründe doğal olarak bütün enerji etkinlik tarihine doğru akar.

Son hafta tempo yükselir.

Etkinlik yapılır.

Söküm biter.

Herkes yorgundur.

Ve ekip bir sonraki işe geçer.

Tam da bu noktada en değerli bilgi kaybolmaya başlar.

Çünkü üç ay sonra herkes büyük problemleri hatırlar ama ayrıntılar silinir.

Hangi kapıyı neden değiştirdik?

Kaç güvenlik noktası yetersiz kaldı?

Hangi saat aralığında yoğunluk beklediğimizden farklı gerçekleşti?

Hangi satın alma gereksizdi?

Hangi tedarikçiye tekrar aynı kapsam verilmemeli?

Bunların en doğru cevapları etkinlikten hemen sonra alınabilir.

Bu yüzden benim için etkinlik sonrası değerlendirme, geçmiş etkinliğin kapanışı değil.

Bir sonraki etkinliğin başlangıcıdır.

İyi organizasyonlar yalnızca tekrar edilmez.

Her tekrarında biraz daha akıllı hale gelir.

Sistem kurmak özgünlüğü sınırlamaz

Etkinlik sektöründe sistem kelimesinin bazen yanlış anlaşıldığını düşünüyorum.

Sistem denildiğinde standartlaşmış, birbirinin aynısı işler akla gelebiliyor.

Oysa iyi bir sistem tam tersine ekibe yeni fikirler geliştirebilmesi için alan açar.

Bir proje yöneticisi geçen yıl çözülen operasyon problemlerini tekrar çözmekle uğraşmıyorsa yeni projeye daha fazla zaman ayırabilir.

Teknik ekip temel bilgileri yeniden toplamıyorsa geliştirmeye odaklanabilir.

Yeni ekip her şeyi baştan keşfetmiyorsa enerjisini etkinliği ileri taşımaya harcayabilir.

Yani standartlaştırılması gereken şey etkinliğin fikri değildir.

Tekrar tekrar aynı şekilde yaptığımız işlerdir.

Sağlam süreçlerin üzerine kurulan bir etkinlik değişebilir, gelişebilir, büyüyebilir, hatta tamamen başka bir formata dönüşebilir.

Ama organizasyonun öğrendikleri kaybolmaz.

İnsan değişir, etkinliğin hafızası kalmalı

Uzun yıllardır devam eden uluslararası etkinliklere baktığımızda önemli bir ortak özellik görüyoruz.

Onları bugün yöneten insanların büyük bölümü ilk yılında orada değildi.

Festival direktörleri değişti.

Ajanslar değişti.

Tedarikçiler değişti.

Sponsorlar değişti.

Kamu yöneticileri değişti.

Ama bazı organizasyonlar onlarca yıl devam edebiliyor.

Bunu yalnızca “iyi insanları buluyorlar” diye açıklamak mümkün değil.

İyi organizasyonlar zaman içinde kendilerine ait bir çalışma biçimi oluşturuyor.

Yeni gelen kişi sıfırdan etkinlik kurmuyor.

Yıllar içinde birikmiş bir organizasyon bilgisinin üzerine geliyor.

Bu nedenle sürdürülebilir bir etkinlik için en önemli yatırımlardan biri, yalnızca bugünkü ekibe değil, yarın gelecek ekibe de yapılmalı.

Bir organizasyon kişilere ne kadar bağımlı olmalı?

Tamamen bağımsız olamaz.

Olmamalı da.

İyi insan fark oluşturur.

Tecrübe fark oluşturur.

Liderlik fark oluşturur.

Ama bir kişinin ayrılmasıyla organizasyonun temel çalışma biçimi dağılıyorsa burada başka bir problem vardır.

İyi sistemin amacı herkesi değiştirilebilir hale getirmek değil.

İnsan değiştiğinde kurumun öğrendiklerinin kaybolmasını engellemek.

Bu ayrımı önemli buluyorum.

Çünkü etkinliklerin gerçek değeri yalnızca yapıldıkları gün ortaya çıkmıyor.

Her yıl biraz daha iyi yapılabiliyorlarsa değer birikmeye başlıyor.

İlk yıl öğrendiğinizi ikinci yıla, ikinci yıl öğrendiğinizi üçüncü yıla taşıyabiliyorsanız artık yalnızca bir etkinlik düzenlemiyorsunuz.

Bir organizasyon kültürü oluşturuyorsunuz.

Ve bana göre bir etkinliğin sürdürülebilir olup olmadığını anlamanın en basit yolu da şu soruyu sormak:

Biz yarın burada olmasak, bu etkinlik bizden öğrendikleriyle yoluna devam edebilir mi?

Cevap evetse, geride yalnızca başarılı bir etkinlik değil, çalışan bir sistem bırakmışsınız demektir.

İlgili Yazılar

Turizm Sektöründe Kariyer Yapılır mı?

0

Turizm okuyan bir öğrenciye en sık sorulan sorulardan biri hâlâ şu olabilir:

“Mezun olunca otelde mi çalışacaksın?”

Bu soru aslında turizm sektörünü ne kadar dar tarif ettiğimizi gösteriyor.

Otelcilik elbette sektörün en önemli parçalarından biri. Ama turizmi yalnızca otel, seyahat acentesi ve turist rehberliği üzerinden okumaya devam edersek bugün geldiği ekonomik yapıyı anlamamız mümkün değil.

Bir insanın İstanbul’a gelmeye karar verdiği andan, İstanbul’dan ayrıldığı ana kadar yaptığı hemen her şey turizm ekonomisinin bir parçasına dokunuyor.

Hangi havayoluyla geleceği, nerede kalacağı, şehir içinde nasıl hareket edeceği, hangi restoranda yemek yiyeceği, hangi etkinliğe katılacağı, ne satın alacağı, hangi müzeyi ziyaret edeceği, seyahatini hangi platformdan planlayacağı…

Bunların arkasında birbirinden tamamen farklı uzmanlık alanları var.

Bu yüzden bugün biri bana “Turizm sektöründe kariyer yapılır mı?” diye sorsa cevabım kesinlikle evet olur.

Ama hemen arkasından başka bir şey söylerim:

Önce turizmin içinde ne yapmak istediğinizi anlamanız gerekir.

Çünkü artık tek bir “turizm kariyeri” yok.

Turizm aslında nasıl bir sektör?

Turizmin ilginç taraflarından biri, sattığı ürünün büyük bölümünü tek bir şirketin üretmemesi.

Bir otel odasını otel işletmesi sunuyor. Uçuşu havayolu gerçekleştiriyor. Şehrin kamusal alanını belediye yönetiyor. Restoran başka bir işletme. Müzeyi başka bir kurum işletiyor. Etkinliği başka bir ekip düzenliyor.

Ama ziyaretçi bunların tamamını tek bir seyahat olarak hatırlıyor.

Bu nedenle turizmde çalışmaya başladığınızda çok erken öğrendiğiniz bir şey var: Sizin kontrolünüzde olmayan şeyler de müşterinizin deneyimini belirleyebilir.

Beş yıldızlı bir otelin kusursuz hizmet vermesi, havalimanından otele ulaşım iki saat sürdüğünde bütün deneyimi kurtarmayabilir. Çok iyi hazırlanmış bir etkinlik, şehre ulaşmak olağanüstü zorsa uluslararası ölçekte istediği sonucu alamayabilir. Çok güçlü gastronomiye sahip bir destinasyon, bunu doğru insanlara anlatamıyorsa ekonomik karşılığını göremeyebilir.

Bence turizm profesyonelini farklılaştıran düşünme biçimlerinden biri zamanla burada gelişiyor.

Kendi işinizi iyi yapmak yetmiyor. İçinde bulunduğunuz sistemin nasıl çalıştığını da anlamanız gerekiyor.

Bu da turizmi tahmin edilenden çok daha stratejik bir çalışma alanına dönüştürüyor.

Sektörün romantik olmayan tarafı da var

Turizm kariyerinden söz ederken bunu özellikle söylemek gerektiğini düşünüyorum.

Turizm kolay bir sektör değil.

İnsanlar tatildeyken siz çalışabilirsiniz. Hafta sonları, bayramlar ve yüksek sezon sizin için en yoğun dönem olabilir. İnsanla doğrudan çalışan işlerde hata toleransı düşüktür. Operasyonun içindeyseniz sorunların önemli bir bölümü çalışma saatlerine saygı duymaz.

Üstelik müşteri çoğu zaman yalnızca bir ürün satın almamıştır.

Beklenti satın almıştır.

Belki bir yıldır beklediği tatildedir. Belki hayatında ilk kez başka bir ülkeye gitmiştir. Belki önemli bir kongreye katılmaktadır. Belki düğününü sizin yönettiğiniz otelde yapmaktadır.

Dolayısıyla sizin için sıradan görünen bir operasyon günü, karşı taraf için oldukça önemli bir gün olabilir.

Bu durum sektörün hem zor taraflarından biri hem de neden iyi insan yetiştirebildiğinin açıklaması.

Çünkü turizmde bir süre gerçekten sorumluluk aldığınızda yalnızca “müşteri ilişkileri” öğrenmezsiniz.

İnsan okumayı öğrenirsiniz.

Önceliklendirmeyi öğrenirsiniz.

Bir problem ortaya çıktığında önce neyin çözülmesi gerektiğini anlamaya başlarsınız. Birbirinden farklı beklentileri aynı operasyon içinde yönetirsiniz. Bazen yeterli bilgi olmadan karar vermek zorunda kalırsınız.

Bunların çoğu üniversitede tek bir dersin konusu değildir.

Ama profesyonel hayatın hemen her alanında karşılığı vardır.

Turizm mezunu ne iş yapar?

Bu sorunun cevabı yirmi yıl öncesine göre çok daha ilginç.

Otelcilik, seyahat acenteciği, tur operatörlüğü ve rehberlik hâlâ büyük alanlar. Fakat bunların yanına bugün havacılığı, etkinlik ve kongre sektörünü, destinasyon yönetimini, gastronomiyi, cruise turizmini, turizm yatırımlarını, dijital seyahat platformlarını, satış ve dağıtım teknolojilerini, veri analizini ve gelir yönetimini de koymak gerekiyor.

Örneğin otelcilikte dışarıdan çok az bilinen ama oldukça önemli alanlardan biri revenue management.

Basit anlatımıyla aynı anda aynı odayı herkese aynı fiyatla satmak yerine; talebe, tarihe, doluluk oranına, rezervasyon davranışına ve pazardaki koşullara göre doğru zamanda doğru fiyatı belirlemeye çalışıyorsunuz.

Bir tarafta otel var, diğer tarafta veri ve fiyatlama ekonomisi.

Başka bir tarafta destinasyon yönetimi var. Burada mesele tek bir işletmeyi değil, şehrin veya bölgenin turizm ürününü düşünmek.

Etkinlik sektörüne geçtiğinizde operasyon, iletişim, prodüksiyon, teknoloji, sponsorluk ve ziyaretçi deneyimi aynı işin içerisinde buluşabiliyor.

Turizmin sevdiğim taraflarından biri de bu.

Sektöre hangi kapıdan girdiğiniz, hangi kapıdan çıkacağınızı belirlemek zorunda değil.

Bir otelin ön bürosunda başlayan kariyer satışa, gelir yönetimine veya genel müdürlüğe ilerleyebilir. Operasyondan etkinlik yönetimine, tur operatörlüğünden destinasyon pazarlamasına geçebilirsiniz.

Çünkü sektörün farklı alanlarında kullanılan birçok beceri birbirine taşınabiliyor.

Fakat diploma tek başına kariyer üretmiyor

Burada özellikle turizm okuyan öğrencilere gerçekçi olmak lazım.

Bir bölümü bitirmek sizi otomatik olarak sektör profesyoneli yapmıyor.

Turizmde eğitim önemli; fakat sektör, teori ile pratiğin arasındaki mesafenin oldukça görünür olduğu alanlardan biri.

Bir otelin nasıl yönetildiğini kitapta öğrenebilirsiniz. Doluluğun yüzde 100’e yaklaştığı bir günde operasyonun nasıl değiştiğini sahada görürsünüz.

Etkinlik operasyonunu öğrenebilirsiniz. Binlerce insan aynı anda kapıya geldiğinde teorinin hangi kısmının gerçekten işe yaradığını sahada anlarsınız.

Destinasyon pazarlamasını okuyabilirsiniz. Fakat insanların neden bir şehri diğerine tercih ettiğini yalnızca ders notlarından çıkarmak kolay değildir.

Bu nedenle turizm öğrencisinin bence en büyük avantajı, eğitim devam ederken sektörün farklı taraflarını görebilmesi.

Stajı yalnızca mezuniyet şartı olarak görmek burada ciddi bir fırsat kaybı.

Hatta mümkünse aynı işi tekrar tekrar yapmak yerine farklı alanları görmek daha değerli olabilir. Oteli görmek, etkinliği görmek, acenteyi görmek, satış tarafını görmek, operasyonu görmek…

Çünkü kariyerin başında en değerli bilgi bazen ne yapmak istediğinizi bulmak değil, neyi yapmak istemediğinizi erken öğrenmek.

Bu da zaman kazandırıyor.

Yabancı dil neden hâlâ bu kadar önemli?

Turizmde yabancı dil için genellikle “yabancı misafirle konuşabilmek” açıklaması yapılır.

Doğru ama eksik.

Yabancı dil yalnızca müşterinizle konuşmanızı sağlamıyor. Sektördeki bilgiye erişiminizi değiştiriyor.

Dünyadaki iyi uygulamaları takip edebiliyorsunuz. Uluslararası raporları okuyabiliyorsunuz. Farklı pazarlardaki profesyonellerle çalışabiliyorsunuz. Kariyerinizi yalnızca Türkiye’deki pozisyonlarla sınırlamak zorunda kalmıyorsunuz.

Dolayısıyla dil, turizmde yalnızca iletişim becerisi değil.

Kariyerinizin coğrafyasını genişleten bir araç.

İngilizcenin üzerine ikinci bir yabancı dil koyabildiğinizde bazı pazarlarda bunun değeri daha da artabiliyor.

Fakat burada da dili CV’ye yazılacak bir satır olarak değil, gerçekten kullanılabilecek seviyede düşünmek gerekiyor.

Peki turizm herkese uygun mu?

Hayır.

Bence bunu açıkça söylemek lazım.

İnsanlarla uğraşmaktan hiç hoşlanmıyorsanız, değişken çalışma düzeni sizi ciddi biçimde rahatsız ediyorsa, beklenmedik durumlarda karar vermek istemiyorsanız veya operasyonel baskı size uygun değilse sektörün bazı bölümleri sizi yorabilir.

Ama turizmin tamamı operasyon da değil.

Analitik tarafı güçlü biri gelir yönetiminde çok başarılı olabilir. İletişim tarafı güçlü biri destinasyon pazarlamasında ilerleyebilir. Finans bilen biri turizm yatırımlarında çalışabilir. Teknolojiyle ilgilenen biri seyahat teknolojilerine yönelebilir.

Bu yüzden “Turizme uygun muyum?” sorusundan önce belki de “Turizmin hangi tarafı bana uygun?” diye sormak daha doğru.

Çünkü sektör tek tip insan aramıyor.

Tam tersine, yapısı gereği çok farklı uzmanlıklara ihtiyaç duyuyor.

Bugün yeniden tercih yapıyor olsaydım

Turizmi yalnızca “insanlarla çalışmayı seviyorum” diye seçmezdim.

Seyahat etmeyi sevdiğim için de seçmezdim.

Bunlar sektörün dışarıdan görünen tarafları.

Turizmi ilginç yapan şey başka.

Ekonomi var.

İnsan davranışı var.

Operasyon var.

Pazarlama var.

Teknoloji var.

Gayrimenkul ve yatırım var.

Kültür var.

Şehirler var.

Ve bütün bunların sonunda gerçek bir insanın gerçek bir yerde yaşadığı deneyim var.

Turizm profesyonelinin işi de tam burada başlıyor: Karar verildikten sonra vaat edilen şeyin gerçekten karşılığını bulmasını sağlamak.

Bazen bir otel odasında.

Bazen bir havalimanında.

Bazen bir festival alanında.

Bazen bütün bir şehirde.

Bu yüzden bugün biri bana “Turizm sektöründe kariyer yapılır mı?” diye sorsa hâlâ evet derim.

Ama “Turizm okumalı mıyım?” sorusuna aynı kolaylıkla evet demem.

Önce sektörü anlamasını isterim.

Mümkünse içine girmesini, birkaç farklı iş görmesini, iyi ve kötü taraflarını tanımasını isterim.

Sonra karar vermesini.

Çünkü iyi kariyer kararları bir sektörün yalnızca güzel taraflarını bilerek verilmiyor.

Neye girdiğinizi bilip yine de orada olmak istemeniz gerekiyor.

İlgili Yazılar

Popüler Yazılar

Sosyal Medya

21,187TakipçilerTakip Et
161,768TakipçilerTakip Et