Sürdürülebilir Etkinlikler Tasarlamak: Çevresel Etkiyi Azaltma ve Pozitif Değer Oluşturma Rehberi

Sürdürülebilirlik etkinlik sektöründe artık bir tercih değil. Üç ayak, planlama-uygulama-ölçüm süreci, itirazlar ve yeşil aklama riski üzerine bir çerçeve.

Mertcan Tekin 5 dk okuma
Sürdürülebilir Etkinlikler Tasarlamak: Çevresel Etkiyi Azaltma ve Pozitif Değer Oluşturma Rehberi
İçindekiler
  1. Neden bir tercih değil
  2. Maliyet ilişkisi sanıldığı gibi değil
  3. Üç ayak: Çevre, toplum, ekonomi
  4. Süreç: Planlama aşaması belirleyici
  5. Etkinlik sırası: Uygulama ve görünürlük
  6. Etkinlik sonrası: Kaydetmezseniz yok sayılıyor
  7. Karşılaşılan engeller ve gerçekçi cevaplar
  8. Yeşil aklama riski

Etkinlik işi ilginç bir iş.

Birkaç ay boyunca bir şey kuruyorsunuz, bir gün ya da birkaç gün yaşıyor, sonra söküp gidiyorsunuz.

Geriye ne kalıyor?

Katılımcının hafızasında bir gün kalıyor.

Ama geride görünmeyen şeyler de kalıyor. Taşınmış malzeme, harcanmış enerji, üretilmiş atık, yapılmış yolculuklar.

Bunları uzun süre işin doğal maliyeti olarak gördüm.

Bugün başka türlü düşünüyorum.

Çünkü bir etkinliğin ürettiği tek çıktı deneyim değil.

Neden bir tercih değil

Sürdürülebilirlik konusunun sektörde uzun süre “iyi olur ama şart değil” kategorisinde durduğunu söyleyebilirim.

Bu kategori kapanıyor.

Birkaç sebepten.

Kurumsal müşteri artık soruyor. Karbon hedefi açıklamış şirketler, tedarikçilerinden veri istemeye başladı. Bir etkinlik ajansı bugün büyük bir kurumsal işe girerken çevresel performansıyla ilgili soru almıyorsa, muhtemelen yakında alacak.

Raporlama yükümlülükleri genişliyor. Belirli büyüklükteki şirketlerin çevresel etkilerini düzenli açıklaması gereken bir düzene geçildi. Bu şirketlerin etkinlikleri de o kapsamın içinde.

Mekânlar ve destinasyonlar konumlanıyor. Bazı kongre merkezleri ve şehirler, sürdürülebilirlik performansını doğrudan bir satış argümanı olarak kullanıyor.

Ve maliyet tarafı var. Bu, belki en az romantik ama en pratik sebep.

Maliyet ilişkisi sanıldığı gibi değil

Sürdürülebilir uygulamaların ek maliyet getirdiği yaygın bir varsayım.

Sahada gördüğüm tablo daha karışık.

Bazı kalemler gerçekten maliyet artırıyor. Sertifikalı ürün kullanımı, ölçüm ve raporlama süreçleri, yenilenebilir enerji tedariki.

Ama önemli bir bölümü maliyet düşürüyor.

Basılı materyali azaltmak baskı ve dağıtım gideri düşürüyor. Atık miktarını azaltmak bertaraf ücretini düşürüyor. Enerji tüketimini optimize etmek jeneratör ve yakıt maliyetini düşürüyor. Yerel tedarik nakliye maliyetini düşürüyor. Tekrar kullanılabilir üretim, ikinci yıldan itibaren üretim maliyetini düşürüyor.

Gıda israfını yönetmek ise doğrudan ikram bütçesine yansıyor.

Bu yüzden konuya “ne kadara mal olur” yerine “hangi kalemde ne değişir” diye bakmak daha doğru.

Üç ayak: Çevre, toplum, ekonomi

Sürdürülebilirlik etkinlik tarafında çoğunlukla çevre başlığına indirgeniyor.

Oysa üç ayağı var ve üçü de aynı işin parçası.

Çevre

Ölçülebilir ve müdahale edilebilir alan.

Enerji, su, atık, malzeme, ulaşım ve gıda.

Bu kalemlerin her biri sayılabiliyor. Ve sayılabildiği için yönetilebiliyor.

En büyük payı genellikle ulaşım alıyor. Sonra enerji ve üretim geliyor.

Toplum

Bu ayak Türkiye’de en az çalışılan taraf.

Oysa etkinliklerin toplumsal etkisi doğrudan.

Kimin işe alındığı. Yerel istihdamın oranı. Tedarik zincirindeki çalışma koşulları. Yerel üretici ve zanaatkârla kurulan bağ. Etkinliğin bölge halkının günlük hayatını ne kadar aksattığı.

Erişilebilirlik de bu ayakta.

Tekerlekli sandalye erişimi, işitme engelli katılımcı için düzenleme, çocuklu katılımcı için alan, beslenme kısıtı olanlar için seçenek.

Bunlar birkaç yıl önce ayrıntıydı.

Bugün bir etkinliğin kalitesinin doğrudan göstergesi.

Ekonomi

Bu ayak genellikle yanlış anlaşılıyor.

Buradaki mesele etkinliğin kâr etmesi değil.

Ürettiği ekonomik değerin nerede kaldığı.

Bir etkinlik bir şehirde yapılıp bütün tedariki başka yerden geliyorsa, o şehre kalan katkı çok sınırlı oluyor.

Sürdürülebilirlik açısından bakıldığında yerel tedarik yalnızca emisyon meselesi değil.

Etkinliğin bulunduğu yerde neden istendiğiyle ilgili bir mesele.

Süreç: Planlama aşaması belirleyici

Bir etkinliğin çevresel etkisinin büyük bölümü, henüz hiçbir şey kurulmadan belirleniyor.

Karar sırası şöyle işliyor.

Tarih ve format. Fiziksel mi, hibrit mi, kaç gün? Uluslararası katılım gerekiyor mu, gerekiyorsa ne kadarı için?

Mekân. Ulaşım erişimi, mevcut altyapı, enerji performansı, doğal ışık, atık yönetim kapasitesi.

Tedarikçi seçimi. Bu aşamada sürdürülebilirlik kriterlerini teklif şartnamesine yazmak, sonradan rica etmekten çok daha etkili.

Tasarım. Malzeme seçimi, modülerlik, tekrar kullanılabilirlik, tarih yazmayan üretim.

Hedef belirleme. Bu yıl hangi kalemde ne kadar iyileşme hedefleniyor?

Bu son madde önemli.

Çünkü hedefsiz sürdürülebilirlik çalışması, iyi niyetli ama ölçülemeyen bir çabaya dönüşüyor.

Etkinlik sırası: Uygulama ve görünürlük

Planlanan şeyin sahada uygulanması, planlamadan daha zor.

Çünkü etkinlik günü herkes başka bir şeyle meşgul.

Benim gördüğüm en etkili adım, bu sorumluluğu tek bir kişiye vermek. Ekipte kimse bu işten sorumlu değilse, plan uygulanmıyor.

Görsel yönlendirmeyi anlaşılır yapmak. Katılımcı, doğru davranmak istese bile ne yapacağını anlamıyorsa yapmıyor.

Ve katılımcıyı bilgilendirmek.

Bu son madde ilginç bir yan etki üretiyor. İnsanlar, bulundukları etkinlikte bir çaba olduğunu gördüğünde davranışlarını değiştiriyor.

Ama burada ölçüyü kaçırmamak gerekiyor.

Her köşede sürdürülebilirlik mesajı olan bir etkinlik, katılımcıyı yoruyor.

Etkinlik sonrası: Kaydetmezseniz yok sayılıyor

Sürdürülebilirlik çalışmalarının en çok kaybedildiği aşama burası.

Etkinlik bitiyor, ekip dağılıyor ve veri toplanmıyor.

Oysa toplanması gereken şeyler karmaşık değil.

Enerji tüketimi. Toplam atık ve ayrıştırılan oran. Basılı materyal adedi. Yerel tedarikçi oranı. Kalan gıda miktarı ve akıbeti. Katılımcı ulaşım biçimi. Tekrar kullanılan malzeme oranı.

Bu veriler ilk yıl bir anlam ifade etmiyor.

İkinci yıl karşılaştırma sağlıyor.

Üçüncü yıl ise bir eğilim gösteriyor.

Ve o eğilim, hem sponsor hem kurumsal müşteri hem de kendi ekibiniz için en ikna edici şey.

Karşılaşılan engeller ve gerçekçi cevaplar

Bu konuyu sektörle konuştuğumda tekrar eden birkaç itiraz var.

“Bütçe yetmiyor.” Bazı kalemler için doğru. Ama başlangıç için ek bütçe gerektirmeyen çok sayıda kalem var. Ölçüm, yerel tedarik, baskı azaltma, gıda planlaması, tekrar kullanılabilir tasarım.

“Tedarikçi bulamıyoruz.” Türkiye’de bu alan hızla gelişiyor. Fakat asıl mesele bulmak değil, şartnameye yazmak. Talep edilmediğinde tedarikçinin bu tarafa yatırım yapması için sebep oluşmuyor.

“Müşteri istemiyor.” Giderek daha az geçerli bir itiraz. Ve istemeyen müşteriye önermek, bir ajansı ayrıştıran şey.

“Zamanımız yok.” En gerçekçi itiraz bu. Etkinlik hazırlığı zaten yoğun bir süreç. Bu yüzden büyük bir sistem kurmaya çalışmak yerine yılda iki kalem seçmek daha uygulanabilir.

Yeşil aklama riski

Bu konuda en dikkat edilmesi gereken nokta bence bu.

Sürdürülebilirlik iletişimi, yapılan işten fazlasını anlattığında geri tepiyor.

Ve etkinlik alanında bu çok kolay yakalanıyor.

Çünkü katılımcı orada.

Sürdürülebilirlik vurgusuyla tanıtılmış bir etkinlikte tek kullanımlık malzeme dağıtılıyorsa, sahne arkasında tonlarca atık üretiliyorsa ya da ekip on iki saat aç bırakılıyorsa, bu görülüyor.

Karbon dengeleme de bu risk alanında.

Ölçüp azaltmadan yapılan dengeleme, sorunu çözmüyor. Sadece görünürlüğünü satın alıyor.

Doğru sıra şu: Önce ölç. Sonra azalt. Kalanı için dengeleme yap. Ve ne yaptığını olduğu gibi anlat.

Sürdürülebilir etkinlik tasarımını uzun süre bir çevre başlığı olarak düşündüm.

Bugün daha çok bir işleyiş kalitesi göstergesi olarak görüyorum.

Çünkü bu kalemleri yönetebilen bir ekip, aslında başka şeyleri de yönetiyor demek.

Atığını ölçebilen ekip, maliyetini de ölçebiliyor.

Tedarik zincirini bilen ekip, riskini de biliyor.

Tekrar kullanılabilir üretim yapan ekip, bir sonraki yılı düşünüyor demek.

Çevresel sürdürülebilirlik ile kurumsal sürdürülebilirlik, aynı disiplinin iki tarafı.

Ve bu disiplini kuran ekipler, sektörde uzun süre kalanlar oluyor.