Turizm okuyan bir öğrenciye en sık sorulan sorulardan biri hâlâ şu olabilir:
“Mezun olunca otelde mi çalışacaksın?”
Bu soru aslında turizm sektörünü ne kadar dar tarif ettiğimizi gösteriyor.
Otelcilik elbette sektörün en önemli parçalarından biri. Ama turizmi yalnızca otel, seyahat acentesi ve turist rehberliği üzerinden okumaya devam edersek bugün geldiği ekonomik yapıyı anlamamız mümkün değil.
Bir insanın İstanbul’a gelmeye karar verdiği andan, İstanbul’dan ayrıldığı ana kadar yaptığı hemen her şey turizm ekonomisinin bir parçasına dokunuyor.
Hangi havayoluyla geleceği, nerede kalacağı, şehir içinde nasıl hareket edeceği, hangi restoranda yemek yiyeceği, hangi etkinliğe katılacağı, ne satın alacağı, hangi müzeyi ziyaret edeceği, seyahatini hangi platformdan planlayacağı…
Bunların arkasında birbirinden tamamen farklı uzmanlık alanları var.
Bu yüzden bugün biri bana “Turizm sektöründe kariyer yapılır mı?” diye sorsa cevabım kesinlikle evet olur.
Ama hemen arkasından başka bir şey söylerim:
Önce turizmin içinde ne yapmak istediğinizi anlamanız gerekir.
Çünkü artık tek bir “turizm kariyeri” yok.
Turizm aslında nasıl bir sektör?
Turizmin ilginç taraflarından biri, sattığı ürünün büyük bölümünü tek bir şirketin üretmemesi.
Bir otel odasını otel işletmesi sunuyor. Uçuşu havayolu gerçekleştiriyor. Şehrin kamusal alanını belediye yönetiyor. Restoran başka bir işletme. Müzeyi başka bir kurum işletiyor. Etkinliği başka bir ekip düzenliyor.
Ama ziyaretçi bunların tamamını tek bir seyahat olarak hatırlıyor.
Bu nedenle turizmde çalışmaya başladığınızda çok erken öğrendiğiniz bir şey var: Sizin kontrolünüzde olmayan şeyler de müşterinizin deneyimini belirleyebilir.
Beş yıldızlı bir otelin kusursuz hizmet vermesi, havalimanından otele ulaşım iki saat sürdüğünde bütün deneyimi kurtarmayabilir. Çok iyi hazırlanmış bir etkinlik, şehre ulaşmak olağanüstü zorsa uluslararası ölçekte istediği sonucu alamayabilir. Çok güçlü gastronomiye sahip bir destinasyon, bunu doğru insanlara anlatamıyorsa ekonomik karşılığını göremeyebilir.
Bence turizm profesyonelini farklılaştıran düşünme biçimlerinden biri zamanla burada gelişiyor.
Kendi işinizi iyi yapmak yetmiyor. İçinde bulunduğunuz sistemin nasıl çalıştığını da anlamanız gerekiyor.
Bu da turizmi tahmin edilenden çok daha stratejik bir çalışma alanına dönüştürüyor.
Sektörün romantik olmayan tarafı da var
Turizm kariyerinden söz ederken bunu özellikle söylemek gerektiğini düşünüyorum.
Turizm kolay bir sektör değil.
İnsanlar tatildeyken siz çalışabilirsiniz. Hafta sonları, bayramlar ve yüksek sezon sizin için en yoğun dönem olabilir. İnsanla doğrudan çalışan işlerde hata toleransı düşüktür. Operasyonun içindeyseniz sorunların önemli bir bölümü çalışma saatlerine saygı duymaz.
Üstelik müşteri çoğu zaman yalnızca bir ürün satın almamıştır.
Beklenti satın almıştır.
Belki bir yıldır beklediği tatildedir. Belki hayatında ilk kez başka bir ülkeye gitmiştir. Belki önemli bir kongreye katılmaktadır. Belki düğününü sizin yönettiğiniz otelde yapmaktadır.
Dolayısıyla sizin için sıradan görünen bir operasyon günü, karşı taraf için oldukça önemli bir gün olabilir.
Bu durum sektörün hem zor taraflarından biri hem de neden iyi insan yetiştirebildiğinin açıklaması.
Çünkü turizmde bir süre gerçekten sorumluluk aldığınızda yalnızca “müşteri ilişkileri” öğrenmezsiniz.
İnsan okumayı öğrenirsiniz.
Önceliklendirmeyi öğrenirsiniz.
Bir problem ortaya çıktığında önce neyin çözülmesi gerektiğini anlamaya başlarsınız. Birbirinden farklı beklentileri aynı operasyon içinde yönetirsiniz. Bazen yeterli bilgi olmadan karar vermek zorunda kalırsınız.
Bunların çoğu üniversitede tek bir dersin konusu değildir.
Ama profesyonel hayatın hemen her alanında karşılığı vardır.
Turizm mezunu ne iş yapar?
Bu sorunun cevabı yirmi yıl öncesine göre çok daha ilginç.
Otelcilik, seyahat acenteciği, tur operatörlüğü ve rehberlik hâlâ büyük alanlar. Fakat bunların yanına bugün havacılığı, etkinlik ve kongre sektörünü, destinasyon yönetimini, gastronomiyi, cruise turizmini, turizm yatırımlarını, dijital seyahat platformlarını, satış ve dağıtım teknolojilerini, veri analizini ve gelir yönetimini de koymak gerekiyor.
Örneğin otelcilikte dışarıdan çok az bilinen ama oldukça önemli alanlardan biri revenue management.
Basit anlatımıyla aynı anda aynı odayı herkese aynı fiyatla satmak yerine; talebe, tarihe, doluluk oranına, rezervasyon davranışına ve pazardaki koşullara göre doğru zamanda doğru fiyatı belirlemeye çalışıyorsunuz.
Bir tarafta otel var, diğer tarafta veri ve fiyatlama ekonomisi.
Başka bir tarafta destinasyon yönetimi var. Burada mesele tek bir işletmeyi değil, şehrin veya bölgenin turizm ürününü düşünmek.
Etkinlik sektörüne geçtiğinizde operasyon, iletişim, prodüksiyon, teknoloji, sponsorluk ve ziyaretçi deneyimi aynı işin içerisinde buluşabiliyor.
Turizmin sevdiğim taraflarından biri de bu.
Sektöre hangi kapıdan girdiğiniz, hangi kapıdan çıkacağınızı belirlemek zorunda değil.
Bir otelin ön bürosunda başlayan kariyer satışa, gelir yönetimine veya genel müdürlüğe ilerleyebilir. Operasyondan etkinlik yönetimine, tur operatörlüğünden destinasyon pazarlamasına geçebilirsiniz.
Çünkü sektörün farklı alanlarında kullanılan birçok beceri birbirine taşınabiliyor.
Fakat diploma tek başına kariyer üretmiyor
Burada özellikle turizm okuyan öğrencilere gerçekçi olmak lazım.
Bir bölümü bitirmek sizi otomatik olarak sektör profesyoneli yapmıyor.
Turizmde eğitim önemli; fakat sektör, teori ile pratiğin arasındaki mesafenin oldukça görünür olduğu alanlardan biri.
Bir otelin nasıl yönetildiğini kitapta öğrenebilirsiniz. Doluluğun yüzde 100’e yaklaştığı bir günde operasyonun nasıl değiştiğini sahada görürsünüz.
Etkinlik operasyonunu öğrenebilirsiniz. Binlerce insan aynı anda kapıya geldiğinde teorinin hangi kısmının gerçekten işe yaradığını sahada anlarsınız.
Destinasyon pazarlamasını okuyabilirsiniz. Fakat insanların neden bir şehri diğerine tercih ettiğini yalnızca ders notlarından çıkarmak kolay değildir.
Bu nedenle turizm öğrencisinin bence en büyük avantajı, eğitim devam ederken sektörün farklı taraflarını görebilmesi.
Stajı yalnızca mezuniyet şartı olarak görmek burada ciddi bir fırsat kaybı.
Hatta mümkünse aynı işi tekrar tekrar yapmak yerine farklı alanları görmek daha değerli olabilir. Oteli görmek, etkinliği görmek, acenteyi görmek, satış tarafını görmek, operasyonu görmek…
Çünkü kariyerin başında en değerli bilgi bazen ne yapmak istediğinizi bulmak değil, neyi yapmak istemediğinizi erken öğrenmek.
Bu da zaman kazandırıyor.
Yabancı dil neden hâlâ bu kadar önemli?
Turizmde yabancı dil için genellikle “yabancı misafirle konuşabilmek” açıklaması yapılır.
Doğru ama eksik.
Yabancı dil yalnızca müşterinizle konuşmanızı sağlamıyor. Sektördeki bilgiye erişiminizi değiştiriyor.
Dünyadaki iyi uygulamaları takip edebiliyorsunuz. Uluslararası raporları okuyabiliyorsunuz. Farklı pazarlardaki profesyonellerle çalışabiliyorsunuz. Kariyerinizi yalnızca Türkiye’deki pozisyonlarla sınırlamak zorunda kalmıyorsunuz.
Dolayısıyla dil, turizmde yalnızca iletişim becerisi değil.
Kariyerinizin coğrafyasını genişleten bir araç.
İngilizcenin üzerine ikinci bir yabancı dil koyabildiğinizde bazı pazarlarda bunun değeri daha da artabiliyor.
Fakat burada da dili CV’ye yazılacak bir satır olarak değil, gerçekten kullanılabilecek seviyede düşünmek gerekiyor.
Peki turizm herkese uygun mu?
Hayır.
Bence bunu açıkça söylemek lazım.
İnsanlarla uğraşmaktan hiç hoşlanmıyorsanız, değişken çalışma düzeni sizi ciddi biçimde rahatsız ediyorsa, beklenmedik durumlarda karar vermek istemiyorsanız veya operasyonel baskı size uygun değilse sektörün bazı bölümleri sizi yorabilir.
Ama turizmin tamamı operasyon da değil.
Analitik tarafı güçlü biri gelir yönetiminde çok başarılı olabilir. İletişim tarafı güçlü biri destinasyon pazarlamasında ilerleyebilir. Finans bilen biri turizm yatırımlarında çalışabilir. Teknolojiyle ilgilenen biri seyahat teknolojilerine yönelebilir.
Bu yüzden “Turizme uygun muyum?” sorusundan önce belki de “Turizmin hangi tarafı bana uygun?” diye sormak daha doğru.
Çünkü sektör tek tip insan aramıyor.
Tam tersine, yapısı gereği çok farklı uzmanlıklara ihtiyaç duyuyor.
Bugün yeniden tercih yapıyor olsaydım
Turizmi yalnızca “insanlarla çalışmayı seviyorum” diye seçmezdim.
Seyahat etmeyi sevdiğim için de seçmezdim.
Bunlar sektörün dışarıdan görünen tarafları.
Turizmi ilginç yapan şey başka.
Ekonomi var.
İnsan davranışı var.
Operasyon var.
Pazarlama var.
Teknoloji var.
Gayrimenkul ve yatırım var.
Kültür var.
Şehirler var.
Ve bütün bunların sonunda gerçek bir insanın gerçek bir yerde yaşadığı deneyim var.
Turizm profesyonelinin işi de tam burada başlıyor: Karar verildikten sonra vaat edilen şeyin gerçekten karşılığını bulmasını sağlamak.
Bazen bir otel odasında.
Bazen bir havalimanında.
Bazen bir festival alanında.
Bazen bütün bir şehirde.
Bu yüzden bugün biri bana “Turizm sektöründe kariyer yapılır mı?” diye sorsa hâlâ evet derim.
Ama “Turizm okumalı mıyım?” sorusuna aynı kolaylıkla evet demem.
Önce sektörü anlamasını isterim.
Mümkünse içine girmesini, birkaç farklı iş görmesini, iyi ve kötü taraflarını tanımasını isterim.
Sonra karar vermesini.
Çünkü iyi kariyer kararları bir sektörün yalnızca güzel taraflarını bilerek verilmiyor.
Neye girdiğinizi bilip yine de orada olmak istemeniz gerekiyor.










