Sağlık Turizmi ve Ekonomik Etkileri

Sağlık turizmi bir güven ürünüdür. Ekonomik etkisi, altyapıya katkısı, ülkeler arası boyutu ve hızlı büyümenin getirdiği aracı zinciri riski üzerine bir değerlendirme.

Mertcan Tekin 4 dk okuma
Sağlık Turizmi ve Ekonomik Etkileri
İçindekiler
  1. Sağlık turizmi bir güven ürünü
  2. Ekonomik etkisi doğrudan gelirle sınırlı değil
  3. Altyapı etkisi genellikle hafife alınıyor
  4. Ülkeler arası tarafı var, ama abartmamak gerekiyor
  5. Asıl risk: Hızlı büyüme, uzayan aracı zinciri
  6. Fiyat üzerinden konumlanmanın sınırı var

Sağlık turizmini turizmin bir alt başlığı olarak düşünmek yaygın.

Anlaşılır bir yaklaşım. Sonuçta insan bir ülkeden başka bir ülkeye gidiyor, konaklıyor, harcama yapıyor.

Fakat sektörün içine girdiğinizde şunu görüyorsunuz: Bu alanın karar mekanizması, tatil turizminin karar mekanizmasına hiç benzemiyor.

Tatil kararında insan bir deneyim satın alıyor.

Sağlık turizminde ise bir sonuç satın alıyor.

Ve bu fark, işin tamamını değiştiriyor.

Sağlık turizmi bir güven ürünü

Bir insan tedavi için başka bir ülkeye gitmeye karar verdiğinde birkaç şeyi aynı anda göze alıyor.

Bilmediği bir sağlık sistemine giriyor. Dilini bilmediği bir yerde ameliyat oluyor. Bir komplikasyon durumunda ne olacağını tam olarak bilmiyor. Ve genellikle tek başına ya da bir yakınıyla geliyor.

Bu koşullarda karar veren kişinin baktığı ilk şey fiyat değil.

Risk.

Fiyat avantajı bu kararı başlatıyor. Ama kararı tamamlayan şey güven.

Bu yüzden sağlık turizminde tanıtımın etkisi sınırlı.

Belirleyici olan şeyler daha somut: Hastanenin akreditasyonu, hekimin geçmişi, hasta yorumları, süreç şeffaflığı, komplikasyon durumunda ne olacağının yazılı olması ve tedavi sonrası takibin nasıl yapılacağı.

Sağlık turizminde satılan şey işlem değil, sürecin tamamı.

Ekonomik etkisi doğrudan gelirle sınırlı değil

Sağlık turizminin ekonomik tarafına bakıldığında ilk görülen şey tedavi geliri.

Ama asıl etki bunun etrafında oluşuyor.

Hasta genellikle yalnız gelmiyor. Refakatçisiyle geliyor ve ikisi de konaklıyor.

Tedavi süresi genellikle uzun. Bir tatilcinin ortalama kalış süresiyle karşılaştırıldığında kat kat fazla olabiliyor.

Tedavi sonrası dönemde hasta çoğu zaman hemen dönmüyor. İyileşme süreci için kalıyor, çevre gezileri yapıyor, alışveriş yapıyor.

Bunun yanında bir de tedarik zinciri var. İlaç, medikal ekipman, sarf malzeme, ortez ve protez, kiralık tıbbi cihaz, laboratuvar hizmetleri.

Bu zincirin önemli bölümü tedavinin yapıldığı ülkede kalıyor.

Yani sağlık turizmi, ithal girdi oranı düşük ve kalış süresi uzun bir turizm biçimi.

Ekonomik açıdan bakıldığında oldukça değerli bir kombinasyon.

Döviz girdisinin ne kadarının ülkede kaldığı, girdinin büyüklüğü kadar önemli.

Altyapı etkisi genellikle hafife alınıyor

Sağlık turizminin bir yan etkisi var ve bence en değerli tarafı bu.

Uluslararası hasta kabul eden bir şehir, bunu yalnızca hastaneyle yapamıyor.

Havalimanı bağlantısı gerekiyor. Şehir içi ulaşım gerekiyor. Konaklama kapasitesi gerekiyor. Tercümanlık altyapısı gerekiyor. Uluslararası ödeme sistemleri gerekiyor. Acil durum yönetimi gerekiyor.

Bu yatırımlar sağlık turisti için yapılıyor.

Ama sonuçta o şehirde yaşayan herkes kullanıyor.

Dünyanın en iyi hastanesini kurabilirsiniz. Şehre ulaşım zorsa, hasta o hastaneyi tercih etmiyor.

Bu yüzden sağlık turizmi aslında bir destinasyon meselesi.

Tek başına bir sağlık meselesi değil.

Ülkeler arası tarafı var, ama abartmamak gerekiyor

Sağlık turizminin ülkeler arası ilişkilere olumlu katkı yaptığı sık söylenen bir tespit.

Belirli ölçüde doğru.

Düzenli hasta akışı olan iki ülke arasında akreditasyon, sigorta, veri paylaşımı ve hasta hakları konularında iş birliği kurulması gerekiyor. Bu iş birliği zamanla başka alanlara da yayılabiliyor.

Bazı ülkelerin vatandaşlarını belirli ülkelere yönlendirmesi, doğrudan bir politika tercihi.

Fakat burada dikkatli olmakta fayda var.

Bu ilişki tek yönlü değil.

Bir ülkeden gelen hastalarda ciddi bir sorun yaşandığında, o ülkenin kamuoyunda oluşan tepki de aynı hızda yayılıyor. Ve bu tepki genellikle tek bir kuruma değil, ülkenin tamamına yöneliyor.

Yani sağlık turizmi itibar üretebildiği gibi itibar da tüketebiliyor.

Asıl risk: Hızlı büyüme, uzayan aracı zinciri

Türkiye bu alanda güçlü.

Nitelikli hekim kadrosu var. Fiyat avantajı var. Bekleme süresi kısa. Ulaşım kolay. Ve önemli merkezlerde ciddi bir kapasite oluşmuş durumda.

Buna rağmen sektörün en kırılgan tarafı da bu hızlı büyümenin kendisi.

Çünkü talep büyüdüğünde araya çok sayıda aracı giriyor.

Bu aracıların bir kısmı işini iyi yapıyor. Bir kısmı ise yalnızca hasta yönlendirme komisyonu üzerinden çalışıyor ve tedavi sürecinin kalitesiyle ilgilenmiyor.

Sonuçta ortaya şu tablo çıkıyor: Hasta, gerçekte kimin sorumlu olduğunu bilmeden bir sürece giriyor.

Bir sorun yaşandığında ise muhatap bulunamıyor.

Sağlık turizminde tek bir kötü vakanın itibar maliyeti çok yüksek.

Çünkü bu alanda kötü haber, iyi haberden çok daha hızlı yayılıyor.

Ve bir kez oluşan güvensizlik, fiyat avantajıyla telafi edilemiyor.

Bu yüzden bence bu alanda büyümenin kalıcılığını kapasite değil, aracı zincirinin ne kadar şeffaf kurulduğu belirliyor.

Fiyat üzerinden konumlanmanın sınırı var

Sağlık turizminde ülkelerin çoğu başlangıçta fiyat avantajıyla giriyor.

Bu, pazara girmenin en hızlı yolu.

Ama sürdürülebilir bir konum değil.

Çünkü fiyat üzerinden kurulan bir konumlandırmayı, daha düşük maliyetli bir ülke her zaman aşağı çekebiliyor.

Kalıcı konum ise başka şeylerden geliyor.

Belirli bir alanda uzmanlaşmak. Sonuç verilerini şeffaf paylaşmak. Tedavi sonrası takip sistemi kurmak. Uluslararası akreditasyona sahip olmak. Süreci baştan sona öngörülebilir hâle getirmek.

Bunları kuran ülkeler, fiyatı düşürmeden hasta çekebiliyor.

Kurmayanlar ise sürekli olarak fiyat baskısı altında kalıyor.

Sağlık turizmini bir turizm ürünü olarak düşünmek bence konuyu eksik anlatıyor.

Bu alan, sağlık sisteminin uluslararası bir hizmet olarak sunulması demek.

Ve bunun sorumluluğu, bir tatil paketinin sorumluluğuyla kıyaslanamaz.

Ekonomik getirisi yüksek. Kalış süresi uzun. Yan sektörlere etkisi geniş. Altyapıyı iyileştiriyor.

Bütün bunlar doğru.

Fakat bu getirilerin hepsi tek bir şeye bağlı:

İnsanların, sağlığını yabancı bir ülkeye emanet ederken kendini güvende hissetmesi.

O güven kurulduğunda geri kalan her şey kendiliğinden geliyor.

Kurulmadığında ise en iyi hastane bile boş kalıyor.