Mega Etkinliklerin Turistik Destinasyonlara Katkısı: Fırsatlar, Zorluklar ve Stratejiler

Mega etkinlikler şehirleri dönüştürmez, planı hızlandırır. Barselona, Sidney, Rio ve Şanghay örnekleriyle ekonomik etki, altyapı ve yerel halk üzerine.

Mertcan Tekin 5 dk okuma
Mega Etkinliklerin Turistik Destinasyonlara Katkısı: Fırsatlar, Zorluklar ve Stratejiler
İçindekiler
  1. Barselona: Bir plan vardı, olimpiyat onu hızlandırdı
  2. Sidney: Miras baştan planlandı
  3. Rio: İyi niyet, gerçekçi olmayan plan
  4. Şanghay Expo: Uzun vadeli stratejinin parçası
  5. Ekonomik etkiyi doğru ölçmek
  6. Asıl kazanç genellikle görünürlük ve altyapıda
  7. Yerel halkın konumu belirleyici
  8. Türkiye için ne anlama geliyor?

Bir şehir olimpiyat, expo ya da büyük bir şampiyona düzenlemek istediğinde gerekçe genellikle aynı oluyor.

Bu organizasyon şehri dönüştürecek.

Bazen gerçekten dönüştürüyor.

Bazen ise geriye yalnızca kullanılmayan tesisler ve ödenmesi gereken borç kalıyor.

Aradaki farkı uzun süre organizasyonun kalitesine bağladım.

Bugün başka bir şey düşünüyorum.

Mega etkinlikler şehirleri dönüştürmüyor. Şehirlerin zaten sahip olduğu planı hızlandırıyor.

Planı olan şehirlerde etkinlik hızlandırıcı oluyor.

Planı olmayan şehirlerde ise sadece pahalıya mal oluyor.

Barselona: Bir plan vardı, olimpiyat onu hızlandırdı

Barselona 1992, mega etkinlik literatürünün en çok anılan örneği.

Endüstriyel bir liman şehri, birkaç yıl içinde dünyanın en çok ziyaret edilen destinasyonlarından birine dönüştü.

Ama bu dönüşümün asıl sebebi olimpiyat değildi.

Şehrin uzun süredir üzerinde çalıştığı bir kentsel yenileme vizyonu vardı. Denizle ilişkisi kopmuş sahil şeridi, atıl endüstriyel alanlar, yetersiz ulaşım ağı.

Olimpiyat, bu vizyonun finansmanını ve takvimini sağladı.

Yapılan yatırımlar da spor tesisiyle sınırlı kalmadı.

Sahil şeridi şehre açıldı. Endüstriyel alanlar yeniden kullanıma kazandırıldı. Ulaşım altyapısı yenilendi. Kültürel miras korunarak entegre edildi.

Yani olimpiyat için yapılan yatırımların büyük bölümü, olimpiyat bittikten sonra da işe yaradı.

Barselona’nın gerçek başarısı bence bu: Etkinliği bir amaç değil, bir araç olarak kullanması.

Sidney: Miras baştan planlandı

Sidney 2000, mega etkinliklerde sürdürülebilirlik tartışmasının başladığı organizasyon olarak anılıyor.

Buradaki en çarpıcı örnek Olimpiyat Parkı’nın kurulduğu alan.

Endüstriyel atık sahası olarak kullanılmış bir bölge, planlı biçimde dönüştürüldü.

Güneş enerjisi, yağmur suyu toplama sistemleri, doğal havalandırma çözümleri kullanıldı.

Fakat asıl önemli olan şu: Alanın etkinlik sonrası kullanımı, etkinlik öncesinde planlanmıştı.

Bugün o bölge halka açık rekreasyon alanları, spor tesisleri ve yeşil alanlarıyla şehrin kullanılan bir parçası.

Bu, mega etkinliklerde en sık atlanan konu.

Tesisler etkinlik günü için tasarlanıyor.

Etkinlikten sonraki otuz yıl için tasarlanmıyor.

Ve bir stadyumun asıl maliyeti inşaatı değil, boş kaldığı yıllar boyunca sürdürdüğü bakım gideri.

Rio: İyi niyet, gerçekçi olmayan plan

Rio 2016, mega etkinliklerin risklerini en net gösteren örneklerden biri.

Başlangıçtaki hedefler iddialıydı. Yoksul bölgelerin iyileştirilmesi, ulaşım altyapısının modernleştirilmesi, turizmin canlandırılması.

Sonuç ise beklenenden uzak kaldı.

Bütçe ciddi biçimde aşıldı. Altyapı projelerinin bir bölümü zamanında tamamlanamadı. Bazı yatırımlar sonrasında kullanılmadı.

Ve sosyal tarafta, etkinliğin azaltması beklenen eşitsizlik bazı bölgelerde derinleşti.

Rio örneğinden çıkarılacak ders bence şu değil: Gelişmekte olan ülkeler mega etkinlik yapmamalı.

Şu: Mega etkinlik, mevcut yapısal sorunları çözmüyor.

Bir şehirde ulaşım, barınma ve gelir dağılımı sorunları varsa, olimpiyat bunları çözmüyor.

Sadece görünür kılıyor.

Ve çözülmemiş sorunların üzerine büyük bir organizasyonun baskısı eklendiğinde tablo ağırlaşıyor.

Şanghay Expo: Uzun vadeli stratejinin parçası

Expo 2010 Şanghay, 73 milyon ziyaretçi ağırladı.

Bu ölçek etkileyici. Ama Şanghay örneğini ilginç kılan şey ziyaretçi sayısı değil.

Organizasyonun şehrin uzun vadeli gelişim planına oturtulmuş olması.

Huangpu Nehri kıyısındaki kentsel dönüşüm, yeni metro hatları ve ulaşım kapasitesindeki artış, expo takviminden bağımsız olarak da şehrin ihtiyaç duyduğu yatırımlardı.

Expo alanı ise etkinlik sonrasında kültürel ve ticari kullanıma açıldı.

Yani boş kalmadı.

Bu, mega etkinlik değerlendirmesinde bakılması gereken en pratik ölçüt bence.

Etkinlikten beş yıl sonra o alanda ne oluyor?

Ekonomik etkiyi doğru ölçmek

Mega etkinliklerin ekonomik etkisini ölçen raporların çoğu, etkinlik dönemindeki bütün harcamayı etkinliğin katkısı olarak sayıyor; oysa net katkı bundan farklı.

O şehirde yaşayan birinin etkinliğe harcadığı para, etkinlik olmasa da o şehirde başka bir yerde harcanacaktı. Bu, yeni bir ekonomik değer değil.

Yer değiştirme etkisi de var. Büyük bir organizasyon döneminde normal turist akışı azalıyor. Kalabalıktan ve fiyat artışından çekinen ziyaretçiler o dönemde başka yerlere gidiyor.

Gerçek katkıyı görmek için bakılması gereken şey, o şehre yalnızca o etkinlik için gelen ve etkinlik olmasa gelmeyecek olan ziyaretçilerin yarattığı harcama.

Bu sayı, açıklanan rakamların genellikle çok altında kalıyor.

Bunu söylemem mega etkinliklerin değersiz olduğu anlamına gelmiyor.

Sadece değerinin doğru yerde aranması gerektiğini düşünüyorum.

Asıl kazanç genellikle görünürlük ve altyapıda

Mega etkinliklerin en güçlü tarafı bence doğrudan gelir değil.

İki şey.

Birincisi görünürlük. Bir şehir birkaç hafta boyunca dünya medyasında yer alıyor. Bu ölçekte bir görünürlüğü tanıtım bütçesiyle satın almak mümkün değil.

Ama bu görünürlük tek başına yeterli değil.

Çünkü insanlar bir şehri görüp beğendiğinde hemen gitmiyor. Yıllar sonra, seyahat planı yaparken hatırlıyor.

Yani mega etkinliğin turizm getirisi, etkinlik yılında değil sonraki yıllarda ortaya çıkıyor.

Ve bu getiriyi alabilmek için şehrin o yıllarda hazır olması gerekiyor.

İkincisi altyapı. Havalimanı, metro, yol, konaklama kapasitesi.

Bu yatırımların çoğu zaten yapılması gereken yatırımlar. Etkinlik onlara karar ve takvim kazandırıyor.

Fakat burada kritik bir ayrım var.

Şehrin gerçekten ihtiyaç duyduğu altyapı yapılıyorsa bu bir kazanç.

Yalnızca etkinlik için gereken altyapı yapılıyorsa bu bir maliyet.

Yerel halkın konumu belirleyici

Mega etkinliklerde en sık göz ardı edilen taraf, o şehirde yaşayan insanlar.

Etkinlik döneminde şehir kalabalıklaşıyor, ulaşım zorlaşıyor, fiyatlar yükseliyor ve günlük hayat aksıyor.

Bunun karşılığında yerel halkın somut bir kazancı yoksa destek hızla azalıyor.

Son yıllarda birkaç şehirde olimpiyat adaylığının halk oylamasıyla reddedilmesi tesadüf değil.

İnsanlar maliyeti kendilerinin, kazancı başkalarının üstlendiğini düşünüyor.

Bu yüzden mega etkinlik planlamasında yerel halkın süreçte yer alması, iletişim değil yönetim meselesi.

Hangi tesis sonrasında kime kalacak? Hangi mahalle ne kazanacak? İstihdamın ne kadarı yerel olacak? Yatırımlar hangi bölgelere yapılacak?

Bu sorulara baştan cevap veremeyen projeler, sonradan meşruiyet sorunu yaşıyor.

Türkiye için ne anlama geliyor?

Türkiye’nin mega etkinlik kapasitesi güçlü.

Ulaşım bağlantısı geniş, konaklama kapasitesi büyük, organizasyon deneyimi var ve coğrafi konum avantajlı.

Buna karşılık asıl soru şu olmalı: Bu ölçekte bir organizasyon, hangi şehrin hangi planını hızlandıracak?

Cevap “şehri tanıtacak” ise bu, değerli ama tek başına eksik bir gerekçe.

Cevap “şu ulaşım hattını, şu kentsel dönüşümü ve şu tesis ihtiyacını zaten planlıyorduk, bu organizasyon takvimi öne çekecek” ise anlamlı.

Barselona ile Rio arasındaki fark tam olarak bu cümlede.

Mega etkinlikler güçlü araçlar.

Bir şehre onlarca yılda ulaşamayacağı bir görünürlük ve birkaç yılda tamamlanmayacak bir yatırım takvimi kazandırabiliyor.

Fakat bu araç, yönü belli olan şehirlerde işe yarıyor.

Yönü belli olmayan şehirlerde ise yalnızca hızlandırıyor.

Ve yanlış yöne hızlı gitmek, yavaş gitmekten daha pahalıya mal oluyor.

Bir mega etkinliğin başarısı, açılış töreninde değil, kapanıştan on yıl sonra o alanda ne olduğunda ölçülüyor.