Etkinlik Bittikten Sonra Şehre Ne Kalır?

Miras kelimesi olimpiyatlar için kullanılıyor. Ben bir ilçe festivali için de kullanmak istiyorum. Festival için düzenlenen park bir yıl sonra kimin? Birlikte çalışmış esnaf, dernek ve belediye birimleri dağılıyor mu? Takvimde kazanılan yer korunuyor mu? Küçük etkinliğin mirası üzerine.

Mertcan Tekin 7 dk okuma
Etkinlik Bittikten Sonra Şehre Ne Kalır?
İçindekiler
  1. Küçük etkinlik üç şey bırakabilir
  2. Alan: Etkinlik için düzenlenen yer, etkinlikten sonra kimin?
  3. Çevre: Bir kez birlikte çalışmış insanlar
  4. Takvim: Aynı tarih, her yıl
  5. Üç etkinlik, üç farklı miras
  6. Miras, etkinliği harcamadan yatırıma çeviriyor
  7. İlgili Yazılar

Miras kelimesi etkinlik dünyasında genellikle olimpiyatlar, dünya kupaları ve büyük fuarlar için kullanılıyor. Milyarlık bütçeler, stadyumlar, on yıl sonra o alanda ne olduğu. Dünyada bu konuda yazılmış yüzlerce rapor var.

Ben bu kelimeyi bir ilçe festivali için de kullanmak istiyorum.

Çünkü soru aynı: Etkinlik bitti, sahne söküldü, misafirler gitti. Şehirde ne kaldı?

Küçük etkinliklerde bu soru hiç sorulmuyor. Bütçe küçük, risk küçük, kimse miras diye bir şey beklemiyor. Etkinlik yapılıyor, bitiyor, ertesi yıl yeniden yapılıyor ya da yapılmıyor. Belediyenin faaliyet raporuna bir satır olarak giriyor.

Oysa küçük etkinliğin de şehre bir şey bıraktığı ya da bırakmadığı bir gerçek. Ve bıraktığı şey, baştan düşünülmüşse çok daha büyük oluyor. Düşünülmemişse, etkinlik şehirden geçip gidiyor; bir hafta sonra kimse orada bir şey olduğunu hatırlamıyor.

Beni ilgilendiren büyük organizasyonların mirası değil; Türkiye’de her hafta sonu bir yerde yapılan orta ölçekli etkinliğin şehre ne bıraktığı. Bir belediye festivali, bir ilçe şenliği, bir yerel kongre, bir sahil konseri.

Küçük etkinlik üç şey bırakabilir

Büyük organizasyonlarda miras genellikle altyapı demek. Stadyum, metro hattı, kongre merkezi. Küçük ve orta ölçekli etkinliklerde mesele farklı; altyapı yok, ama üç şey var.

Birincisi, kullanılabilir hale gelen bir alan. Festival için düzenlenen bir park, konser için elektrik altyapısı çekilen bir meydan, ilk kez etkinliğe açılan bir tarihi bina, sahil şeridine kurulan bir sahne zemini. Etkinlik bittiğinde bu alan eskisinden daha kullanılabilir durumda kalıyor. Ya da etkinlikten sonra kimse bakmadığı için eski haline, bazen daha kötüsüne dönüyor.

İkincisi, birlikte çalışmayı öğrenmiş bir çevre. Mahalledeki esnaf, belediyenin birimleri, yerel dernekler, okullar, muhtar, o bölgenin ses-ışık firması. Bir etkinlik için bir araya gelmiş insanlar ikinci kez çok daha kolay bir araya geliyor. Bu çevre korunursa şehrin bir sonraki etkinliği daha hızlı kuruluyor. Korunmazsa her etkinlik sıfırdan başlıyor.

Üçüncüsü, takvimde bir yer. İnsanların “o hafta sonu festival var” diye plan yapmaya başladığı an, etkinlik şehrin yılına girmiş demek. Bu, üçüncü ya da dördüncü yılda görünür hale geliyor ve ancak etkinlik her yıl aynı tarihte yapılıyorsa oluyor.

Alan, çevre ve takvim. Üçü de kendiliğinden kalmıyor. Üçü de etkinlik planlanırken sorulması gereken bir soruya bağlı: Bu bittiğinde ne kalacak ve ona kim sahip çıkacak?

Alan: Etkinlik için düzenlenen yer, etkinlikten sonra kimin?

Bir festival için parkın bir bölümü düzenleniyor. Zemin yapılıyor, elektrik panosu kuruluyor, aydınlatma çekiliyor, bir sahne platformu dökülüyor. Festival üç gün sürüyor, güzel geçiyor.

Festival bitiyor. Bu alan kimin?

Çoğu zaman cevap belirsiz. Belediyenin park ve bahçeler birimi festivali yapan birim değil; alanı “kültür müdürlüğü yaptı” diye biliyor. Kültür müdürlüğü festivali bitirmiş, bir sonraki işe geçmiş. Alan ortada kalıyor. Bir yıl sonra alanın bakımı kimsenin takviminde değil ve bir sonraki festival aynı kurulumu sıfırdan yapmak zorunda kalıyor.

Bunu önlemenin yolu basit ama baştan konuşulmalı: Etkinlik için yapılan her kalıcı düzenlemenin etkinlikten sonraki sahibi kim? Bakımını kim yapacak? Yıl içinde başka neye kullanılacak? Bu soru sorulduğunda genellikle düzenlemenin kendisi de değişiyor. Yalnızca festival için değil, yıl boyu kullanılacak şekilde yapılıyor; sahne platformu pazar yeri oluyor, aydınlatma parkın gece kullanımını açıyor, elektrik panosu hafta sonu etkinlikleri için hazır duruyor.

Alan mirası, etkinlikten sonra o alana ne olacağına etkinlikten önce karar vermekle oluyor.

Çevre: Bir kez birlikte çalışmış insanlar

Bir etkinlik yapılırken şehirde bir çevre oluşuyor.

Sahneyi kuran yerel firma, yemeği veren esnaf, alanı tahsis eden kurum, gönüllü bulan dernek, duyuruyu yapan okul, trafik planını yapan zabıta, muhtar, bölgedeki kahvehane. Hepsi birbirini tanıdı, birbiriyle çalıştı, kimin ne yapabildiğini ve kimin sözünde durduğunu öğrendi.

Bu bilgi çok değerli. Çünkü bir sonraki etkinlikte en zor iş insan bulmak değil, güvenilir insan bulmak.

Etkinlik bittiğinde bu çevre dağılıyor. Bir sonraki yıl aynı insanlar aranıyor ama kimse kimin ne yaptığını hatırlamıyor; belediyede sorumlu değişmiş, dernekte başkan değişmiş, esnaf “geçen sene parasını geç aldım” diye küsmüş.

Bu çevreyi korumak bir yazılım ya da bütçe meselesi değil. Bir liste ve yılda bir toplantı. Etkinlikten sonra herkesi bir kez daha bir araya getirmek, teşekkür etmek, neyin iyi neyin kötü gittiğini konuşmak, bir sonraki yılı konuşmak. Bu toplantı çoğu zaman atlanıyor; etkinlik biter bitmez herkes dağılıyor.

Yapan etkinlikler üçüncü yılda kendi ekosistemine sahip oluyor. Esnaf etkinliği bekliyor, dernek hazırlığa erken başlıyor, ses-ışık firması tarihi önceden ayırıyor. Yapmayanlar her yıl sıfırdan başlıyor ve her yıl aynı hataları yapıyor.

Takvim: Aynı tarih, her yıl

Takvimde yer edinmek en yavaş kazanılan ve en kolay kaybedilen miras.

İlk yıl kimse bilmiyor. İkinci yıl geçen yıl gelenler hatırlıyor. Üçüncü yıl insanlar o tarihe göre plan yapıyor. Dördüncü yıl şehrin dışından “o hafta gelelim” diyenler çıkıyor. Beşinci yıl etkinlik şehrin adıyla birlikte anılmaya başlıyor.

Bu zincir, etkinliğin tarihi bir kez değiştiğinde kopuyor. Bütçe sebebiyle bir yıl atlanan, bir yıl Mayıs’a bir yıl Eylül’e konan, bir devir teslimde adı değişen etkinlik hiçbir zaman takvime giremiyor. Zincirin en kırılgan olduğu an devir teslim: Festival dosyası devredildiğinde tarih de ad da korunuyor; devredilmediğinde beş yılın birikimi bir geçiş döneminde kaybolabiliyor.

Bence küçük etkinlikler için en değerli miras bu. Alan bakımsız kalabilir, çevre dağılabilir, ama takvimde yer edinmiş bir etkinlik şehrin yılının parçası olmuş demek. Onu kaldırmak bile zorlaşıyor; şehir soruyor, “bu yıl festival yok mu” diyor.

Takvimdeki yer, etkinliğin şehre ait olduğunun işareti.

Üç etkinlik, üç farklı miras

Bunu somutlaştırmak için Türkiye’de her yaz onlarca kez yapılan üç etkinlik türünü düşünelim.

Sahil konseri. Belediye yaz akşamı için bir sanatçı getiriyor, sahile sahne kuruluyor, on bin kişi geliyor, gece bitiyor. Bu etkinliğin mirası ne olabilir? Sahne zemini kalıcı yapılırsa, sahil yıl boyu küçük etkinlikler için hazır bir alan kazanıyor. Konser etrafında yerel esnafa stant verildiyse, bir sonraki yıl o esnaf tarihi bekliyor. Konser her yıl aynı hafta sonu yapılırsa, üç yıl sonra “sahil konseri haftası” diye bir şey oluyor. Hiçbiri yapılmazsa, güzel bir gece olmuş olur; miras düşünüldüğünde aynı gece sahile yıl boyu kalan bir şey bırakıyor.

İlçe panayırı. Belki şehrin en eski etkinliği; yüz yıldır yapılıyor. Mirası zaten var: takvimde yeri sağlam, çevresi oturmuş. Burada soru, bu mirasın korunup korunmadığı. Panayır alanı başka bir kullanıma geçerse alan gidiyor. Panayırı organize eden esnaf derneği dağılırsa çevre gidiyor. Panayır bir yıl herhangi bir sebeple yapılmazsa takvim zinciri kopuyor. Eski etkinliklerde miras kazanılmıyor, kaybedilmemeye çalışılıyor.

Yerel kongre. Üniversiteyle belediyenin birlikte yaptığı, iki yüz kişilik bir sempozyum. Mirası alan değil, çevre: O kongre için bir araya gelen akademisyen, belediye birimi ve sektör temsilcisi, bir sonraki yıl aynı masaya daha kolay oturuyor. Kongre düzenli yapılırsa şehir o konunun konuşulduğu yer oluyor. Bildiriler bir yerde toplanırsa şehrin o konudaki hafızası oluşuyor. Tek seferlik yapılırsa, güzel bir toplantı olmuş olur.

Üç örnekte de aynı şey görülüyor: Miras, etkinliğin büyüklüğüne değil, etkinlikten sonra ne yapıldığına bağlı. On bin kişilik konser hiçbir şey bırakmayabilir; iki yüz kişilik kongre bir çevre bırakabilir.

Miras, etkinliği harcamadan yatırıma çeviriyor

İnsanları üç gün bir araya getiren bir etkinlik zaten değerli. İnsanlar eğlenmiş, sanatçı iyi çalmış, hava güzelmiş; bunun kendisi şehre verilen bir hizmet. Miras düşünüldüğünde aynı bütçe üç günün ötesinde de çalışıyor: Park yıl boyu kullanılıyor, çevre kalıyor, takvimde yer açılıyor.

Mirası düşünülen etkinlik bu yüzden bir yatırım gibi davranıyor. Üç gün sürüyor ama parkı yıl boyu kullanılır hale getiriyor, bir çevre kuruyor, takvime giriyor. Bir sonraki yıl aynı parayla daha büyük bir şey yapılabiliyor çünkü sıfırdan başlanmıyor.

Aradaki fark bütçede görünmüyor. İkisi de aynı parayı harcıyor. Fark, etkinlik planlanırken sorulan tek bir soruda: Bu bittiğinde ne kalacak?

Miras büyük organizasyonların konusu değil. Her etkinlik şehre bir şey bırakıyor ya da bırakmıyor; ilçe şenliği de, uluslararası organizasyon da.

Küçük etkinlik için miras üç şey: etkinlikten sonra da kullanılan bir alan, dağılmayan bir çevre ve takvimde kazanılmış bir yer. Üçü de baştan düşünülürse kalıyor, düşünülmezse etkinlikle birlikte gidiyor. Ve üçü de bütçe istemiyor; bir karar, bir liste ve bir sabır istiyor.

Bu etkinlik bittiğinde şehirde ne kalacak ve ona kim sahip çıkacak?

İlgili Yazılar