Başkan Değişti, Festival Gitti

Her yönetim değişiminden sonra aynı manzara: Beş yıldır yapılan festival o yaz yok. Dosyası, tedarikçi listesi, sözleşme takvimi devredilmemiş; festival kurumun değil bir dönemin, birkaç kişinin işi olarak kalmış. Yönetim değiştiğinde festival neden kesintiye uğruyor, kurumsal hafıza nasıl kuruluyor ve organizatör, sponsor, esnaf, sanatçı ajansı bu hafızanın neresinde?

Mertcan Tekin 9 dk okuma
Başkan Değişti, Festival Gitti
İçindekiler
  1. Nisan sonunda bir koridor
  2. Festival kimin işiydi?
  3. Takvim festivali kendiliğinden düşürüyor
  4. Tedarikçi ilişkisi kişiye bağlıysa festival de kişiye bağlı
  5. Devralınan dosya neye benziyor?
  6. Festivali devralan yönetimler de var
  7. İlgili Yazılar

Türkiye’de belediyelerde yönetim değişiminden sonraki ilk yaz, etkinlik sektöründe herkesin bildiği bir manzara yaşanıyor.

Beş yıldır yapılan festival, o yıl yok. Ya adı değişmiş, ya tarihi kaymış, ya “yeniden yapılandırılıyor” denmiş, ya da sessizce takvimden düşmüş. Yıllardır o festival için şehre gelen insan “bu yıl var mı” diye soruyor; cevap belirsiz. Festivalin ajansı, tedarikçisi, sanatçısı, gönüllüsü başka işlere dağılmış. Takvimde beş yılda kazanılan yer, bir geçiş döneminde boşalmış.

Bunu yıllardır izliyorum ve bence sebebi sanıldığı kadar dramatik değil. Festival, kurumun değil bir dönemin, çoğu zaman da bir iki kişinin işi olarak kurulmuş; dosyası yok, arşivi yok, sözleşme takvimi yok. Yönetim değiştiğinde yeni gelen ekip devralacak bir şey bulamıyor ve bulamadığı şeyi sürdüremiyor.

Bu yazıda yönetim değiştiğinde festivalin neden kesintiye uğradığını, kurumsal hafızanın nasıl kurulduğunu ve bu hafızada organizatörün, sponsorun, esnafın ve sanatçı ajansının nerede durduğunu konuşmak istiyorum. Çünkü bu iş yalnızca belediyenin işi değil; festivali yapan sektör de kendi belleğini tutmuyor.

Nisan sonunda bir koridor

Bir sahne anlatayım; belli bir şehir değil, birkaçının karışımı.

Devir teslimin üzerinden üç hafta geçmiş. Bir Anadolu ilinde belediyenin kültür müdürlüğü koridoru, nisan sonu bir salı sabahı. Beş yıldır festivali yapan müdür başka bir birime kaydırılmış, yerine vekâleten bir mühendis bakıyor. Festivalin bütün yazışmaları, tedarikçi telefonları, geçen yılın bütçe tablosu ve sanatçı sözleşmeleri, önceki dönemde festivali fiilen yürüten danışmanın kendi bilgisayarındaydı; danışman devir teslimle birlikte gitti, bilgisayar onunla gitti. Masada kalan tek şey geçen yılın programını gösteren basılı bir broşür ve depoda bir paket afiş.

Sabah on gibi telefon çalıyor. Şehrin büyük otellerinden birinin müdürü arıyor; temmuzun ikinci haftası için bir acenteden grup rezervasyonu sorulmuş, “festival bu yıl var mı” diye öğrenmek istiyor. Müdür vekili bilmiyor; “değerlendirme sürüyor” diyor, çünkü elinde değerlendirecek bir şey de yok. Öğleden sonra sahne ve ses sistemini kiralayan firmanın sahibi geliyor; geçen yılki festivalden kalan alacağını soruyor, bir de bu yıl için “biz hazırlık yapalım mı” diye. Ona da aynı cümle söyleniyor. Akşam, festival sokağında dükkânı olan bir esnaf belediyenin önünde bekliyor; sormak istediği tek şey temmuz.

Mayıs geçiyor, haziran geliyor. Festival için ne bir ihale açılmış ne bir sanatçıyla görüşülmüş ne de bir afiş basılmış. Temmuzun ikinci haftası, beş yıldır şehrin en kalabalık haftası, o yıl sıradan bir hafta olarak geçiyor. Sonbaharda belediyenin yeni etkinlik takvimi açıklanıyor; içinde bir festival var ama adı başka, tarihi eylül, alanı başka bir meydan, ajansı yeni.

Bu sahnede kimse kötü niyetli değil. Yeni yönetim ilk aylarını bütçeyi, stratejik planı ve kadroyu anlamakla geçiriyor; müdür vekili elinde dosya olmadan ne söz verebiliyor ne vazgeçebiliyor; otelci, ses firması ve esnaf yalnızca ne olacağını bilmek istiyor. Sorun, bu sahnenin her yönetim değişiminden sonra, neredeyse her şehirde aynı sırayla tekrar etmesi ve kimsenin bunu bir kayıp olarak kaydetmemesi.

Festival kimin işiydi?

Sorunun kökü, bence, bir sahiplik karışıklığı.

Belediye festivali, hukuken belediyenin. Bütçesi belediyenin, alanı belediyenin, personeli belediyenin. Ama günlük işleyişte festival birkaç kişinin elinde yürüyor: Bir danışman, bir müdür, bir ajans sahibi. Açılış konuşmasını her yıl aynı kişi yapıyor, afişte her yıl aynı isim var, basın festivali o isimle anıyor. Beş yılın sonunda festival, kurumun değil bir kişinin, bir dönemin etkinliği olarak kodlanmış oluyor.

Bu kodlama kendiliğinden oluşuyor; kimse oturup böyle karar vermiyor. Sonraki yönetim festivale baktığında kurumun bir programını gösteren hiçbir şey bulamıyor; dosya, arşiv, çok yıllı sözleşme, stratejik plan satırı, hiçbiri yok ve festival ister istemez önceki dönemin bir işi gibi duruyor. Kimsenin kötü niyeti yok; festivalin kurumsal bir sahibi olmadığı için algı böyle şekilleniyor.

Oysa festivalin asıl sahibi ne o birkaç kişi ne de yalnızca belediye; şehir. Festivale gelen insan, esnaf, sanatçı, gönüllü, otel, o tarihte şehri hatırlayan herkes. Bu sahiplik hiçbir belgede yazmıyor ve devir teslimde hiçbir ağırlığı yok.

Bir festival devir teslimde ancak dosyası kadar devrediliyor ve dosyası olmayan festivalin, kimse kaldırmasa bile, devredilecek bir tarafı kalmıyor.

Takvim festivali kendiliğinden düşürüyor

Yeni yönetimin festivali sürdürmesini zorlaştıran şeylerin çoğu bir karar değil, takvim.

Belediye bütçesi bir önceki yılın sonbaharında hazırlanıp kabul ediliyor; yani yeni yönetim göreve geldiğinde önceki dönemin bütçesiyle yaşıyor ve festival kalemi o bütçede dursa bile neye karşılık geldiğini çözmek zaman alıyor. Devir teslimden sonraki ilk aylar, belediyenin beş yıllık stratejik planının yeniden yazıldığı aylar; festival bu plana ancak biri onu masaya koyarsa giriyor, koyacak kişi gitmişse girmiyor, girmeyince de bir sonraki yılın bütçesinde satırı kalmıyor. Bir yaz festivali için ihalenin en geç nisanda açılması, sanatçı tarihlerinin kıştan bağlanması, sponsor görüşmelerinin ocakta başlaması gerekiyor; nisan ise yeni yönetimin koltuğa daha yeni oturduğu ay. Bu takvimle festival, kimse kaldırmasa bile kendiliğinden düşüyor.

Bir de ekip değişimi var. Festivali yapan ekip çoğu zaman önceki dönemle birlikte gidiyor: Danışman, müdür, ajans. Yeni ekip festivalin nasıl yapıldığını bilmiyor; dosya yok, hafıza yok, tedarikçi listesi yok. Yapamayınca “yeniden yapılandırıyoruz” deniyor ve bu çoğu zaman dürüst bir cümle; başka bir seçenek kalmamış oluyor. Yukarıdaki sahnedeki müdür vekili tam olarak bu durumda; elinde broşürden başka bir şey yok ve broşürle festival yapılmıyor.

Bunların hiçbiri bilinçli verilmiş kararlar değil; ekip değişiminin, bütçe takviminin ve ihale tarihinin kendiliğinden verdiği kararlar. Kimse festivali kaldırmaya karar vermiyor; festival, kimse zamanında karar veremediği için düşüyor. Ve şehrin bedeli, takvimde kaybedilen yer, dağılan tedarikçi çevresi, “bu yıl var mı” belirsizliğiyle gelmeyen ziyaretçi ve beş yıl aynı adla biriken kimlik.

Tedarikçi ilişkisi kişiye bağlıysa festival de kişiye bağlı

Burada sektörün payını konuşmak istiyorum, çünkü bu yazıyı okuyanların bir kısmı belediyede değil, festivali yapan tarafta.

Organizatör ajans, festivali çoğu zaman belediyeye değil, belediyedeki bir kişiye satıyor. İlişki o kişiyle kuruluyor, telefonlar o kişiye gidiyor, sözleşme yıllık yapılıyor, iş bitince bir kapanış raporu yazılmıyor, tedarikçi listesi ve teknik çizimler ajansın kendi klasöründe kalıyor. Ajans için bu rasyonel görünüyor; bilgi kendisinde kaldıkça gelecek yıl da aranacağını düşünüyor. Ama o kişi gidince ajans da gidiyor, çünkü belediyede ajansı tanıyan kimse kalmıyor ve hiç devredilmemiş bilgi, belediye açısından yokmuş gibi oluyor.

Sponsor da benzer şekilde tek yıllık düşünüyor; “gelecek yıl bakarız” diyor ve gelecek yıl bakacak kimse olmuyor. Sanatçı ajansı, festivalin gelecek yıl var olup olmayacağını bilmediği için erken tarih vermiyor ve festival en iyi sanatçılarını kaybediyor. Esnaf, festivalin en çok kazanan tarafı olduğu hâlde festivalin yapılmasında hiçbir resmi rolü yok; bir koordinasyon kurulunda sandalyesi, festival dosyasında bir imzası yok ve festival gidince üzülüyor ama festivali kuran masada hiç oturmamış.

Bence sektörün yapabileceği çok şey var ve bunların çoğu sözleşmeye bir madde yazmaktan ibaret. Organizatör, her festivalden sonra belediyeye bir kapanış dosyası teslim etmeyi sözleşmenin parçası hâline getirebilir. Bu dosya ajansın elini zayıflatmıyor; tersine, yönetim değiştiğinde ajansı belediyeye tanıtan tek şey o dosya oluyor. Sponsor, iki ya da üç yıllık anlaşma isteyebilir ve bu isteğin kendisi festivali belediyede bir yükümlülük olarak görünür kılıyor. Esnaf derneği, festivalin yürütme kuruluna bir sandalye isteyebilir ve bir kez oturduğunda, yönetim değişse de o masada kalıyor. Sektör festivalin kuruma ait olmasını isterse, bunu sağlayacak araçların çoğu zaten sektörün elinde.

Devralınan dosya neye benziyor?

Kurumsal hafıza dediğim şey, büyük bir yazılım ya da ayrı bir birim değil; belediyenin arşivinde duran ve her yıl üstüne bir yıl eklenen bir festival dosyası.

O dosyada ne olmalı diye sorarsanız, sahada eksikliğini en çok hissettiklerimi söyleyeyim: Her yılın kapanış raporu, yani kaç kişi geldi, ne harcandı, ne gelir geldi, ne aksadı; tedarikçi ve sanatçı listesi, telefonları ve geçen yılki fiyatlarıyla; alan planı, elektrik ve su noktaları, izin yazışmaları; sponsor dosyası, kim ne verdi, karşılığında ne aldı, sözleşmesi ne zaman bitiyor; basın ve fotoğraf arşivi. Ve bence en önemlisi, sözleşme takvimi: Hangi ihale ne zaman açılıyor, hangi sanatçı sözleşmesi ne zaman imzalanıyor, hangi sponsor görüşmesi ne zaman başlıyor, afiş ne zaman basılıyor. Bu takvim dosyada olduğunda yeni yönetim, nisanda “temmuz için ne yapılmış, ne kalmış” sorusuna bir sayfada cevap bulabiliyor.

Dosyanın yeri de önemli. Danışmanın bilgisayarında değil, belediyenin resmi arşivinde ve belge yönetim sisteminde; kültür müdürlüğünün değil kurumun dosyası olarak. Festivalin stratejik planda ve performans programında kendi satırının olması, belediye meclisinden geçmiş bir kararla şehrin yıllık etkinliği olarak tanımlanması, çok yıllı çerçeve sözleşmelerle tedarikçi ilişkisinin kişiye değil kuruma bağlanması; bunların hepsi aynı şeyin devamı. Festivalin adının bir kişiyle değil şehrin bir ürünüyle, bir geleneğiyle, bir yeriyle ilgili olması da öyle; yönetim değişince anlamsızlaşmayan bir ad, devralınması en kolay şey oluyor.

Sahnedeki müdür vekilinin önünde broşür yerine beş yıllık böyle bir dosya olsaydı, “değerlendirme sürüyor” yerine en azından “temmuzda olacak, program değişebilir” diyebilirdi; otelci de esnaf da ses firması da o cümleyle yaşayabilirdi.

Festivali devralan yönetimler de var

Bu yazının karamsar okunmasını istemiyorum, çünkü tersini de giderek daha sık görüyorum.

Bir sahne daha anlatayım. Ege’de bir ilçe, devir teslimden iki hafta sonra. Kültür müdürü yerinde, çünkü festival müdürün değil kurumun dosyası olarak yürümüş; önünde dört yıllık kapanış raporları, imzalı tedarikçi listesi ve bir sözleşme takvimi var. Yeni yönetim ilk haftasında müdürü çağırıyor, dosyayı istiyor, bir öğleden sonra okuyor ve takvime bakıp “temmuz tarihi sabit, program üzerinde konuşuruz” diyor. Organizatör firma, önceki iki yılın kapanış dosyasını sözleşme gereği teslim ettiği için belediyede tanınıyor; aynı hafta aranıyor. Sponsor üç yıllık anlaşmanın ikinci yılında; kimse ona “devam ediyor muyuz” diye sormuyor bile. O yıl festival beşinci kez yapılıyor ve yeni yönetim açılışta önceki dönemin değil, şehrin beşinci festivalini açıyor.

Bir başkası, Karadeniz’de bir il. Festival on beş yaşında ve üç yönetim değişimi atlatmış. Sebebi, festivalin yürütme kurulunda belediyeyle birlikte ticaret odasının, üniversitenin ve esnaf derneğinin oturması; kurul her yıl ocakta toplanıyor ve yönetim değişince de toplanıyor, yeni gelen yönetim o masaya oturuyor. Kimse kimseye festivali sürdürüp sürdürmeyeceğini sormuyor, çünkü festival hiçbir zaman tek bir kurumun kararına bağlı olmamış. Yeni yönetim festivalin ikinci on yılını kendi işi olarak sahipleniyor ve bence tam olarak böyle olmalı; devralınan bir işi sürdürmek, sıfırdan kurmak kadar bir yönetimin başarısı.

Bu iki sahnedeki yönetimler diğerlerinden daha iyi niyetli değil; önlerinde devralacak bir şey var ve devralınabilecek olan devralınıyor.

Türkiye’de on yıllık belediye festivali az; yirmi yıllık neredeyse yok. Bunu yönetim değişimlerine bağlamak kolay ama bence yanlış; yönetim değişimi her şehirde oluyor ve bazı festivaller bundan hiç etkilenmiyor. Fark, festivalin bir kişiye mi yoksa bir dosyaya mı bağlı kurulduğunda. Dosyası olan, sözleşme takvimi kurumda duran, organizatörü kapanış raporunu teslim eden, sponsoru çok yıllı düşünen, esnafı masada oturan festival, devir teslimde bir sayfalık bir özetle devrediliyor ve temmuz haftası o yıl da şehrin en kalabalık haftası oluyor.

Bu şehrin festivali, devir teslimde bir dosyayla mı devrediliyor, yoksa bir kişinin telefonuyla mı?

Cevap “telefonla” ise festival henüz kurumun değil demektir ve bir sonraki devir teslimde ortada devralınacak bir şey olmayacak.

İlgili Yazılar