İçindekiler
Bir belediyeyle etkinlik planlarken ilk sorulardan biri hep aynı: Nerede yapalım?
Ve cevap, Türkiye’nin çoğu şehrinde, hep aynı yerlere gidiyor: Stadyumun yanındaki boş alan. Şehrin dışındaki fuar arsası. Sahil, varsa. Kapalı spor salonu. Çoğu şehrin merkezinde değil ve şehir, kendi merkezinde buluşamıyor.
Çünkü şehrin merkezinde meydan yok.
Avrupa’nın her şehrinde, kasabasında, köyünde bir meydan var; şehrin kendisini topladığı, pazarın kurulduğu, festivalin yapıldığı, yılbaşının kutlandığı yer. Türkiye’de ise meydan ya hiç yok, ya “meydan” denen şey bir kavşak, ya otopark, ya da anıtın etrafında bir refüj. İnsanın durabileceği, oturabileceği, toplanabileceği, bir şey izleyebileceği bir meydan; çok az şehirde var.
Bu yazıda meydansızlığın etkinlik için ne anlama geldiğini, Türkiye şehirlerinde meydanın neden kaybolduğunu ve geri kazanılıp kazanılamayacağını konuşmak istiyorum.
Salı öğlen meydan, cumartesi akşam stadyum
Bir sahne anlatayım; belli bir şehir değil, birkaçının karışımı.
Bir Anadolu ilinde salı öğlen, şehrin “Cumhuriyet Meydanı” dediği yerdesiniz. Ortada anıt var, anıtın çevresinde diz boyu bir çit, çitin içinde de “çimlere basmayınız” tabelası. Anıtın dört yanından yol geçiyor; iki tarafı ana cadde, iki tarafı dolmuş durağı. Oturacak bank yok; olsa da nereye bakacağı belli değil, çünkü dört yanı trafik. Meydanı yürüyerek geçmek isteyen iki ışık bekliyor. Hemen yanındaki boşluk belediyenin otoparkı ve öğlen de dolu, akşam da dolu. Burada son kalabalık bir bayram sabahı toplanmış: Tribün kurulmuş, çelenk konmuş, geçit yapılmış, öğleden sonra sökülmüş.
Aynı şehirde cumartesi akşamı belediyenin yaz konseri var ve yer, stadyumun arkasındaki toprak alan. Sahne tır üstünde, çevresi tel bariyer, iki jeneratör uğulduyor, sahnenin yanında on seyyar tuvalet kabini duruyor. Belediye ilçelerden servis kaldırmış; otobüsler alanın kenarında sıralı. Kalabalık fena değil: Gençler, aileler, kucağında çocukla kadınlar. Konser saat on birde bitiyor, herkes aynı anda otobüslere ve arabalara yürüyor ve tek çıkış yolunda yarım saat trafik oluyor. Çarşıda o saatte kepenkler kapalı; zaten kimse çarşıya uğramıyor, çünkü çarşı dönüş yolunun üstünde değil. Pazartesi sabahı belediyede konuşulan şey kalabalığın büyüklüğü, servis faturası ve bir sonraki konserin yine aynı yerde yapılacağı.
Bu sahnede yanlış iş yapan yok. Konser iyi, servis düzenli, güvenlik sıkıntısız. Ama şehir, kendi merkezinde bir akşam kendisiyle buluşamadı; buluşma şehrin dışına taşındı ve çarşı o geceyi hiç görmedi.
Meydan etkinlik için ne demek?
Meydanın etkinlik açısından değeri, büyüklüğünde değil, yerinde.
Merkezde olması bir kere. Meydan, şehrin herkesin ulaşabildiği noktasında; yürüyerek, toplu taşımayla, arabasız. Stadyum çevresine ya da şehir dışına gitmek için araç gerekiyor; meydana gitmek için gerekmiyor. Meydan, etkinliğin erişim sorununu baştan çözüyor. Evinden çıkıp on dakika yürüyerek konsere gelecek yaşlı adam, servis saatini öğrenip otobüs beklemiyor; gelmiyor.
Sonra şehrin içinde olması. Meydanda yapılan etkinlik, şehrin esnafının, kafelerinin, sokaklarının içinde ve etkinlik çevresine yayılıyor; şehir dışındaki alanda yapılan etkinlik ise kendi içinde kalıyor. Meydandaki konserden çıkan insan çarşıya giriyor, stadyum çevresindeki konserden çıkan arabasına biniyor.
Bir de hazır olması var. Meydanın altyapısı var: Elektrik, aydınlatma, zemin, çevre binalar, tuvalet, güvenlik. Boş arsada her şeyi sıfırdan kurmak gerekiyor; o jeneratörler ve seyyar kabinler bu yüzden orada.
Ve en sonunda anlamı var: Meydanda yapılan etkinlik “şehrin etkinliği” oluyor, şehir dışında yapılan ise “bir yerde yapılan bir şey”. Meydan, etkinliğe şehrin kimliğini veriyor; sahne fotoğrafının arkasında şehrin binaları, saat kulesi, minaresi var. Tel bariyerin arkasında ise stadyum duvarı.
Meydanı olmayan şehir, bütün bunları kaybediyor ve etkinliği, şehrin içinden şehrin kenarına taşımak zorunda kalıyor.
Türkiye’de meydan neden yok?
Bu soruya kısa cevap: Türkiye’nin şehirleri meydan etrafında kurulmadı, cami ve çarşı etrafında kuruldu.
Osmanlı şehrinin kamusal alanı, meydan değil; cami avlusu, çarşı, han, hamam, mesire yeri. Avrupa’nın meydanı, belediye binası ve katedral önünde, pazarın ve kamusal hayatın yeriydi; Osmanlı şehrinde bu işlev dağınıktı. Cumhuriyetle birlikte her şehre bir “Cumhuriyet Meydanı” yapıldı ve bunlar milli günlerin, törenin, ortak hafızanın yeri oldu. Gündelik hayatın meydanı olarak kullanılması ise ayrıca düşünülmedi; o işlev başka yerlere dağıldı.
Sonra şehirler büyüdü ve meydanlar, trafiğe teslim edildi. Meydanın ortasından yol geçti, meydan kavşak oldu, kalan kısmı otopark. “Meydan” adı kaldı; meydan kalmadı.
Bir de tasarım refleksi var. Meydanlar çoğu zaman bir manzara ve tören alanı olarak düşünüldü; çitler, refüjler, basılmayan çimenler, oturulmayan anıt çevreleri. Sonuç, insanın durabildiği değil, yanından geçtiği bir meydan oldu; etkinlik ise durmayı ve bir arada olmayı gerektiriyor.
Sonuç: Türkiye’nin şehirlerinde, insanın durabileceği bir meydan çok az.
Türkiye’nin şehirlerinde “meydan” var; meydan yok.
Meydansız etkinliğin maliyeti
Meydanın olmaması, etkinliği şehrin kenarına taşıyor ve bunun maliyeti sanıldığından büyük.
En görüneni ulaşım maliyeti. Şehir dışındaki alana insan taşımak için servis, otobüs, otopark gerekiyor; her etkinlikte, yeniden. Bu, etkinlik bütçesinin önemli bir kısmı ve meydanda sıfır. Yaz programında on konser varsa on kez servis kiralanıyor ve o para şehirde hiçbir şey biriktirmiyor; bir sonraki yaz yine aynı kalem.
Altyapı maliyeti de aynı mantıkla işliyor. Boş arsaya elektrik, zemin, tuvalet, aydınlatma, güvenlik; her etkinlikte sıfırdan kuruluyor, meydanda zaten var. Sahne ve ses ihalesine “jeneratör dahil” yazıldığında firma fiyatı ona göre veriyor ve o fark yıl sonunda toplandığında küçük bir meydan düzenlemesinin parası ediyor.
Katılım kaybı daha az görünüyor, çünkü gelmeyen insan görünmüyor. Şehir dışına gitmeyen insan: Yaşlı, arabasız, çocuklu, akşam dönüşü olmayan. Meydanda olsa gelirdi; stadyum çevresine gelmiyor. Konserin kalabalığına bakıp “geldiler” diyoruz; gelmeyenleri saymıyoruz.
Ekonomik kayıp da öyle. Meydandaki etkinliğin esnafa etkisi doğrudan; şehir dışındaki etkinliğin esnafa etkisi sıfır. Etkinlik için şehre gelen insan, şehre uğramadan etkinliğe gidip dönüyor.
Ve kimlik kaybı. Şehir dışında yapılan etkinlik, hangi şehirde olduğu belli olmayan bir etkinlik. Aynı sahne, aynı arsa, aynı tel örgü; her şehirde aynı.
Sahada neden meydana dönülmüyor?
Peki bunlar biliniyorsa konser neden hâlâ stadyumun arkasında? Anlatayım; çünkü sebep tembellik değil.
Meydanı bir akşam etkinlik için kapatmak, belediyenin tek başına verebildiği bir karar değil. Trafik kararı birden fazla kurumun ortak kararı ve bir akşamlık kapatma için bile yazışma, toplantı, alternatif güzergâh planı gerekiyor; bu doğal, çünkü meydan herkesin. Stadyumun arkası için kimseye sormak gerekmiyor. Kültür müdürlüğü, elinde beş konserlik bir yaz programı ve küçük bir ekip varken sorusuz alanı seçiyor; yerinde olsam ben de seçerdim.
Sonra esnaf var ve esnafın itirazı hep aynı: Meydanın yanındaki otopark kalktığında müşteri arabasını nereye koyacak? Bence bu itiraz çoğu zaman yanlış; yayalaşan çarşıda müşteri azalmıyor, yürüyerek geliyor. Ama itiraz bugün geliyor, müşteri bir yıl sonra ve belediye bugünün itirazını duyuyor.
Bir de güvenlik kaygısı var; merkezde kalabalık, hâlâ “ya bir şey olursa” sorusunu getiriyor. Bir olay çıktığında stadyum arkasındaki tel bariyer belediyeyi koruyor, meydandaki açık alan korumuyor. Güvenlik planı yazmak, bariyer kiralamak, görevli görevlendirmek; merkezde hepsi daha zor ve daha görünür.
En sonda da zaman meselesi geliyor. “Belediye meydanı kapattı, trafik felç oldu” cümlesi bir akşamda kuruluyor; “meydan geri kazanıldı” cümlesi yıllar sonra. Meydan dönüşümü uzun soluklu bir iş ve bugünün itirazını üstlenip sonucu yıllar sonra görmek her kurum için zor; bu yüzden konser, kararı en kolay olan yerde kalıyor.
Bunların hiçbiri kötü niyet değil. Hepsi, meydanın bir karar olduğunu ve o kararın bugün maliyetli, yarın değerli olduğunu gösteriyor.
Meydan geri kazanılabilir mi?
Türkiye’de birkaç şehir, son yıllarda meydanını geri kazandı ya da kazanmaya çalışıyor ve bu örnekler, mümkün olduğunu gösteriyor.
İlk adım hep trafiği çekmek: Meydanın ortasından geçen yolu kapatmak ya da yeraltına almak. Bu, en zor ve en etkili adım; şehrin trafik düzenini değiştirmeyi gerektiriyor ve her seferinde itiraz alıyor. Ama yapıldığında meydan bir gecede geri geliyor. Dünyanın bütün meydan dönüşümleri bu adımla başlıyor.
Otoparkı kaldırmak daha kolay; meydan olan ama otopark olarak kullanılan alanların otoparkını başka yere taşımak bir karar, bütçe değil. Belediye binasının önündeki otoparkı bir cumartesi, yalnızca bir cumartesi boşaltıp sabahına üretici pazarı, öğleden sonrasına çocuklar için bir şey, akşamına küçük bir konser koyan belediye, o günün sonunda kaç kişinin geldiğini, esnafın ne dediğini, trafiğin ne olduğunu kendi gözüyle görüyor. Bir gün için kimse itiraz etmiyor ve o günün fotoğrafı, bir sonraki kararın gerekçesi oluyor.
Sonra meydanı oturulabilir yapmak geliyor: Çitleri, refüjleri, “yasak” çimenleri kaldırmak; basamak, bank, gölge, su koymak. Bu bir park ve bahçeler işi ve bir haftada yapılıyor. Meydan hâlâ kavşak olabilir, ama en azından durulabilen bir kavşak oluyor. Buna, komik gelebilir ama, bir köşeye kilitli bir elektrik panosu ve bir su vanası eklemek de gerekiyor; çünkü jeneratör kiralamadan sahne kurulabilen bir meydan, kültür müdürlüğünün alan listesine o gün giriyor.
Program koymak işin en ucuz tarafı: Haftalık pazar, akşam etkinliği, hafta sonu programı. Programı olmayan meydan boş kalıyor; haftalık pazarı, akşam programı olan meydan ise bir süre sonra şehrin kendiliğinden toplandığı yer oluyor. Burada büyük konserle başlamak gerekmiyor; yaz programındaki en küçük etkinliği, bir türkü gecesini ya da bir çocuk tiyatrosunu stadyum arkasından çarşıya almak yetiyor, çünkü küçük etkinlik için küçük alan yetiyor ve küçük alan çarşının içinde zaten var.
Ve meydanı yalnızca tören alanı olmaktan çıkarmak. Anıt ve bayrak meydanın merkezinde kalmalı; ama meydan, yılda dört günün yanında kalan üç yüz altmış bir gün için de tasarlanmalı.
Bu dönüşümü yapan şehirlerde etkinlik, kendiliğinden meydana dönüyor. Stadyum çevresindeki konser meydana geliyor, şehir dışındaki festival merkeze iniyor ve etkinlik, şehrin etkinliği oluyor.
Meydan yoksa ne yapılır?
Meydanı geri kazanmak yıllar alıyor; bu arada etkinlik yapılıyor. Meydansız şehirde etkinlik nerede yapılır sorusunun kısa vadeli cevapları da var.
İlk akla gelen sokak. Bir ana caddenin bir akşam kapatılması; meydan değil, ama merkezde ve şehrin içinde. Avrupa’da sokak festivali, meydansız mahallelerin çözümü. Bizde bir ana caddeyi ayda bir akşam, dört saatliğine kapatmak bile yetiyor; her hafta değil, her ay. Mahalle o akşamı takviminde bilsin, esnaf o akşamın cirosunu görsün; kapatma kararı küçük olunca yazışması da küçük oluyor.
Cami avlusu, han, tarihi yapı; Osmanlı şehrinin kamusal alanları, bugün de kamusal alan olabilir. Bir hanın avlusu, bir meydan kadar değerli ve şehrin kimliğini taşıyor.
Şehir merkezindeki park da meydanın yerine geçebilir; etkinlik için düzenlenirse. Okul bahçesi ve üniversite kampüsü de öyle; merkezde, geniş, altyapılı ve akşam boş.
Ve belediye binasının önü. Dünyada belediye binasının önü şehrin meydanı; Türkiye’de belediye binasının önü otopark. En kolay dönüşüm, belki en sembolik olanı: Belediyenin kendi önünü meydana çevirmesi.
Sonuçta
Meydansız şehir, etkinliğini kenara taşıyor ve her seferinde ulaşım, altyapı, katılım, ekonomi ve kimlik kaybediyor. Meydan etrafında kurulmamış bir şehir geleneği, trafiğe teslim edilmiş meydanlar ve durmaya izin vermeyen tasarım; üçü birlikte, şehrin kendi merkezinde kalabalık toplayamamasına yol açıyor. Sahada ise konser stadyumun arkasında kalıyor; çünkü oranın kararı kolay, meydanın kararı zor ve zor karar bir yıllık program takvimine sığmıyor.
Meydan geri kazanılabilir: Trafiği çekmek, otoparkı kaldırmak, oturulabilir yapmak, program koymak, yalnızca tören alanı olmaktan çıkarmak. Bu arada sokak, han, park, kampüs ve belediye binasının önü meydanın yerini tutabilir; bir cumartesiyle, bir akşamla, bir küçük etkinlikle başlayarak.
Bu şehirde, yirmi bin kişi şehrin merkezinde, araç kullanmadan, bir akşam bir araya gelebilir mi?
Cevap “hayır” ise şehrin meydanı yok demektir ve etkinliği her seferinde şehrin dışına taşımak, bunun bedeli.



