Arena Stadyumlar Şehre Ne Verdi?

Türkiye'nin şehirleri kısa sürede modern stadyumlar kazandı; şehrin elindeki en büyük etkinlik alanı. Yılda kırk maç günü dolu olan bu tesisler kalan üç yüz günde ne yapıyor? Konser, fuar, kurumsal etkinlik, okul ve amatör sporu, koşu ve bisiklet, çevresinde pazar ve festival. Yapılmış stadyum şehre nasıl daha çok hizmet eder ve kulüp, belediye ve sektör bunu birlikte nasıl kurar?

Mertcan Tekin 9 dk okuma
Arena Stadyumlar Şehre Ne Verdi?
İçindekiler
  1. Çarşamba öğleden sonrası, maç yok
  2. Stadyum, futbol tesisi olmaktan önce ne?
  3. Konser, fuar, kurumsal etkinlik
  4. Amatör spor, okul sporları ve şehrin günleri
  5. Çevresi: Otopark, pazar, mahalle
  6. Kulüp, belediye ve sektör aynı masada
  7. İlgili Yazılar

Türkiye’nin şehirleri kısa sürede dünyada az görülen bir şey kazandı: Büyükşehirlerden orta ölçekli illere, Süper Lig’den alt liglere, onlarca modern stadyum. Kapalı tribün, geniş otopark, tribün altında salonlar ve localar; her biri şehrin bir önceki stadyumundan kat kat büyük ve donanımlı.

Benim konum futbol değil; bir etkinlik yöneticisinin gözüyle bakıyorum ve oradan bakınca stadyum, bir futbol tesisi olmaktan önce şehrin elindeki en büyük etkinlik alanı. On binlerce kişiyi aynı anda ağırlayabilen, kapısı, tuvaleti, elektriği, otoparkı, güvenliği hazır bir yer. Şehirde bu ölçekte başka hiçbir mekân yok.

Ve stadyum, bir yılın kırk günü maç için çalışıyor. Lig, kupa, hazırlık maçı, belki bir milli maç; cömert sayarsak kırk gün. Kalan üç yüz gün, bence, Türkiye’nin şehirlerinin önündeki en büyük ve henüz programı yazılmamış fırsat.

Bu yazıda yapılmış stadyumların o üç yüz gününü konuşmak istiyorum: Konser, fuar, kurumsal etkinlik, okul ve amatör sporu, koşu, bisiklet, şehir kutlamaları, çevresinde pazar ve festival; ve bunları kimin, kiminle, nasıl kuracağını. Çünkü bina ayakta ve iyi durumda; şimdi sıra onu şehrin hayatına bağlamakta.

Çarşamba öğleden sonrası, maç yok

Bir sahne anlatayım; belli bir stadyum değil, birkaçının karışımı.

Bir Anadolu şehrinde, şehrin çıkışındaki stadyumun önü, çarşamba öğleden sonrası. Bina yeni ve bakımlı, çevre düzenlemesi yapılmış, bayraklar dalgalanıyor. Otoparkta birkaç araç, kulüp personelinin. Ana kapıda güler yüzlü bir güvenlik görevlisi, soranlara “maç cumartesi abi” diyor. Çimde bakım ekibi çalışıyor; saha, şehrin en iyi bakılan yeşil alanı.

Stadyumun dış duvarının etrafında, kaldırımda, üç kadın yürüyüş yapıyor; her sabah ve her ikindi aynı tur, çünkü düz, geniş, güvenli ve aydınlık bir çevre yolu. İçerideki koşu pisti ve ısınma sahası kulübün antrenman saatine kadar kapalı; onlar da zaten içeriyi hiç görmemiş. Biraz ileride bir ortaokulun beden eğitimi öğretmeni servisi bekliyor; sınıflar arası turnuvanın finalini okulun beton sahasında oynayacaklar, stadyumun ısınma sahasını istemek aklına gelmemiş, gelse de kime soracağını bilmiyor. Aynı saatte şehir merkezindeki bir otelde bir firmanın bayi toplantısı var; salon dar gelmiş, katılımcılar sandalyeye sıkışmış, oysa stadyumun loca katı o kalabalığın iki katını şehir manzarasıyla ağırlayabilir. Ve geçen ay şehre gelen konser organizatörü sahneyi fuar alanının toprak zeminine kurmuş; stadyumu sormuş, “çim” cevabını almış, ısrar etmemiş.

Bu sahnede kimse kötü iş yapmıyor. Kulüp sahayı koruyor, güvenlik görevini yapıyor, öğretmen elindekiyle idare ediyor, organizatör kolay yolu seçiyor. Sadece bu binanın çarşamba öğleden sonrası henüz kimsenin masasında, kimsenin takviminde değil.

Stadyum, futbol tesisi olmaktan önce ne?

Buna cevap vermek için stadyumu bir an futbolsuz düşünmek lazım.

Ortada on binlerce koltuklu bir açık hava salonu var; şehrin bütün konser alanlarından büyük. Altında koridorlar, fuayeler, büfeler, tuvaletler; bütün bir fuara yetecek kapalı dolaşım alanı. Bir katta localar ve ağırlama salonları; şehrin en manzaralı ve en geniş toplantı mekânı. Basın odası, mutfaklar, jeneratörler, ışık kuleleri, turnikeler, kameralar, acil çıkışlar. Etrafta binlerce araçlık düz asfalt, yanında ısınma sahaları, bazısında atletizm pisti.

Bir etkinlik yöneticisi için bu liste, hazır bir fuar merkezi, hazır bir kongre mekânı, hazır bir festival alanı ve hazır bir spor kompleksi anlamına geliyor; hepsi aynı adreste ve hepsi zaten yapılmış.

Stadyum yılda kırk gün futbol tesisi; kalan üç yüz gün şehrin elindeki en büyük etkinlik alanı ve o üç yüz günün programı, bence, stadyumun asıl işletme sorusu.

Dünyada stadyum işletmesi buna göre kuruluyor; maç takvimi omurga, yılın geri kalanı etkinlikle doluyor ve gelirin önemli bir kısmı oradan geliyor. Bizde bina bu ölçekte hazır; eksik olan, binayı yapan taraf değil, o üç yüz günü işleten yapı. Ve o yapı, kulübün tek başına kurabileceği bir şey değil; çünkü kulüp futbol kulübü, etkinlik işletmecisi değil ve olmak zorunda da değil.

Konser, fuar, kurumsal etkinlik

En görünür kullanım konser ve ilk engel çim. Sahnenin ve on binlerce kişinin çimin üzerine çıkması sahaya zarar veriyor; kulübün çekincesi haklı. Ama bu, dünyada çözülmüş bir sorun: Çim koruma plakaları, sahanın ucuna kurulan sahne, hibrit çim; hiçbiri stadyumun yanında büyük bir yatırım değil ve çoğu kiralanabiliyor. Sorun çimin kendisi değil; organizatörle kulüp arasında, çimi korumanın maliyetini ve sorumluluğunu kimin üstleneceğini yazan bir protokolün olmaması. Protokol olmadığında kulüp “hayır” diyor, çünkü “evet” demenin bedeli belli değil; organizatör de ısrar etmiyor, çünkü fuar alanı daha kolay. Belediye bu protokolün tarafı olduğunda, çim koruma sistemini bir kere alıp stadyumun demirbaşına koyduğunda ve organizatöre “burası kiralanabilir, şartları şu” diyen tek bir masa olduğunda konser stadyuma giriyor.

Bir sahne daha anlatayım, bu kez bir büyükşehirden. Stadyumda yaz konseri; bilet satılmış, kalabalık büyük. Yükleme rampası konser tırı için değil servis aracı için yapıldığından kamyonlar saatlerce kapıda beklemiş; sahne elektriğine stadyumun jeneratörü yetmemiş, dışarıdan ikisi daha çekilmiş; seyirci sahaya tribün merdivenlerinden inmiş, çünkü sahaya giriş için ayrı bir akış planı yok; konser bitince on binlerce kişi tek yoldan şehre dönmüş. Konser güzel geçmiş ve kimse pişman değil; ama ertesi yıl organizatör aynı bütçeyle daha az yorulacağı bir alan aramış. Bu konseri stadyuma kalıcı olarak kazandıracak şey, ilk konserde yaşananların listesinin tutulması ve ikinci konserden önce rampanın, elektrik hattının ve giriş akışının düzeltilmesi; yani binaya bir kere etkinlik işletmecisi gözüyle bakılması.

Fuar ve kurumsal etkinlik tarafı daha kolay, çünkü çime hiç dokunmuyor. Tribün altı koridorları ve fuayeler şehrin en büyük kapalı stant alanı; otopark, açık hava fuarı için düz ve hazır bir zemin; loca katı, hafta içi birkaç yüz kişilik bayi toplantısı, lansman, mezuniyet, düğün için şehrin en etkileyici salonu. Loca katında toplantı yapan firma akşam çimin kenarında fotoğraf çektirdiğinde bir sonraki toplantısını da stadyuma alıyor; çünkü otel salonunun veremediği bir şeyi buluyor. Bunun için gereken küçük: Sunum altyapısı, catering düzeni, hafta içi açık bir giriş ve fiyat listesi olan bir kiralama birimi.

Amatör spor, okul sporları ve şehrin günleri

Ana saha kulübün ve korunmalı; bunu tartışmıyorum. Ama stadyumun çevresindeki ısınma sahaları, varsa atletizm pisti, tribünler ve otopark, şehrin amatör sporu için büyük bir alan ve hafta içi çoğunlukla yalnızca kulübün antrenmanı için açılıyor.

Düşünün: Okullar arası turnuvanın finali her yıl stadyumda, ana sahada, tribünde ailelerle oynanıyor. Çim için yılda bir gün ama o çocuk için ömür boyu anlatacağı bir gün. Amatör lig finali, veteranlar turnuvası, kurumlar arası turnuva, kadın futbolu, engelli sporcuların yarışması; her biri yılda bir gün ve toplamda on günü bulmuyor, ama o on gün stadyumu şehrin stadyumu yapıyor. Isınma sahaları hafta içi akşam okul takımlarına ve mahalle takımlarına saatlik açıldığında, çimde oynamak isteyen çocuğun halı saha dışında bir seçeneği oluyor.

Koşu ve bisiklet için stadyum, dünyanın her yerinde doğal bir başlangıç ve bitiş noktası: Yarı maratonun bitişi pistte, son metreler tribünde alkışlayan ailelerin önünde; bisiklet turunun başlangıcı otoparkta, kayıt masaları tribün altında, duş ve soyunma odası hazır. Hiçbiri için yeni bir şey gerekmiyor; kapıyı o gün açmak yetiyor. Şehir kutlamaları, bayram gösterileri, festivalin büyük gecesi, bir mezuniyet töreni; kalabalığı on binleri bulan her şehir günü için stadyum zaten hazır ve o gün kalabalık, tel bariyerle çevrili toprak bir arsaya değil, oturacak yeri, tuvaleti ve aydınlatması olan bir yere çağrılıyor.

Çevresi: Otopark, pazar, mahalle

Stadyumun çevresi, bence, stadyumun kendisinden daha büyük bir fırsat; çünkü çime hiç dokunmuyor ve her gün kullanılabiliyor.

Otopark, haftada bir gün pazar yeri olabilir: Üretici pazarı, antika pazarı, ikinci el; düz zemin, geniş, otoparkı kendinden. Yaz akşamları açık hava sineması, gıda kamyonları, el sanatları fuarı; hepsi aynı asfaltın üstünde. Stadyumun etrafındaki çevre yolu çizgiyle işaretlenmiş, aydınlatılmış bir koşu ve bisiklet parkuruna dönüştüğünde, çarşamba öğleden sonrası kaldırımda yürüyen üç kadın artık kendi parkurunda yürüyor ve akşam onlara yüzlerce kişi katılıyor. Girişin yanına bir kafe, bir çocuk oyun alanı, kulüp müzesi ve mağazası, hafta içi her gün açık; hafta sonu aileler için stadyum turu.

Burada asıl mesele stadyumun mahalleyle ilişkisi. Şehrin kenarındaki stadyumun etrafında bugün bir mahalle büyüyor ya da büyüyecek ve o mahalle stadyumu maç günü trafiğiyle, otopark kalabalığıyla, gece gürültüsüyle tanıyor. Stadyum hafta içi kapısı açık, kafesi çalışan, parkurunda koşulan, pazarı kurulan bir yer olduğunda mahalle için “bizim stadyum” oluyor ve maç gününün yükünü taşımaya da gönüllü oluyor. Dünyada stadyum çevresinin ticaret, konut, park ve toplu taşıma durağıyla birlikte planlanması bu yüzden. Türkiye’de bu ikinci aşama birçok şehirde henüz başlamadı ve en ucuz başlangıç, çevredeki günlük kullanımı stadyumun kendi kapısından başlatmak.

Ulaşım bunun ön şartı. Stadyuma maç günü kaldırılan otobüs hafta içi de gidiyorsa stadyum şehrin parçası oluyor; düzenli hat insan taşıdıkça stadyum çevresinde bir şeyler olmaya başlıyor, olan şey de hattı dolduruyor ve bir bisiklet yolu eklendiğinde çevre yolundaki parkur şehre bağlanıyor.

Kulüp, belediye ve sektör aynı masada

Bütün bunların önünde teknik bir engel yok; engel, üç yüz günün kimsenin asıl işi olmaması.

Kulübün işi futbol; sahayı, takımı, taraftarı yönetiyor ve stadyum ona tahsisli. Belediyenin elinde şehrin etkinlik takvimi, kültür ve spor müdürlükleri, okullarla ve amatör kulüplerle ilişki, otobüs hattı, pazar yeri tecrübesi var. Sektörün elinde ise konseri, fuarı, kurumsal etkinliği getiren müşteri ve sahne, çim koruma, işletme bilgisi var. Üçü ayrı ayrı baktığında stadyum maç günü dolu, diğer günler sessiz bir bina olarak kalıyor; aynı masaya oturduklarında ise bir etkinlik merkezine dönüşüyor.

Bu masanın somut çıktısı, bence, dört şey: Stadyumun maç dışı kullanımını düzenleyen, kimin neye izin verdiğini ve gelirin nasıl paylaşıldığını yazan bir protokol; yıl başında yayımlanan, maç takvimiyle birlikte konserin, fuarın, okul finalinin ve maratonun yerini gösteren bir stadyum takvimi; organizatörün tek bir telefonla ulaştığı, fiyat listesi ve şartnamesi hazır bir kiralama birimi; ve maç dışı gelirin bir kısmının çimin bakımına ve stadyumun demirbaşına döndüğü bir hesap. Sonuncusu kulüp için kritik; çünkü çimi korumanın maliyeti maç dışı gelirle karşılandığında kulübün “hayır” demesi için sebep kalmıyor.

Bir de bu işin bir sahibi olması lazım: Stadyumun üç yüz gününden sorumlu bir etkinlik müdürü; kulüpte, belediyede ya da ortak bir işletme şirketinde, ama bir kişi. Dünyada stadyum işletmesinde en büyük kadro maç organizasyonu değil, maç dışı etkinlik ekibi. Bizde o kadro henüz çoğu yerde yok ve kadro olmadığında takvim olmuyor, takvim olmadığında organizatör fuar alanına gidiyor.

Türkiye’nin şehirleri büyük stadyumlar kazandı ve bu binalar bakımlı, donanımlı, iyi durumda. Yılda kırk gün maç için çalışıyorlar ve o kırk gün için herkes görevini biliyor. Kalan üç yüz günün programı, protokolü, takvimi ve sahibi ise çoğu şehirde henüz yok; konser fuar alanında, bayi toplantısı otel salonunda, okul finali beton sahada kuruluyor ve stadyum çarşamba öğleden sonrası sessiz duruyor.

Bu, binanın değil işletmenin sorusu ve cevabı kulüp, belediye ve sektör birlikte vermediğinde kimse tek başına veremiyor.

Bu şehrin stadyumu geçen yıl maç dışında kaç gün açıktı ve o günlerde kapıdan kim girdi?

Cevap kısa bir listeyse, şehrin en büyük etkinlik alanı henüz yalnızca bir futbol tesisi olarak çalışıyor demektir; liste uzadıkça stadyum, şehrin stadyumu olmaya başlıyor.

İlgili Yazılar