İçindekiler
Etkinlik sektörü denince akla kongreler, fuarlar, festivaller, kurumsal lansmanlar geliyor. Sektör toplantılarında bunlar konuşuluyor, sektör dernekleri bunlar için kuruluyor, “etkinlik profesyoneli” dendiğinde bunları yapan insan anlaşılıyor.
Oysa Türkiye’de her hafta sonu, Mayıs’tan Ekim’e kadar, binlerce yerde aynı anda bir etkinlik yapılıyor. Her birinde bir sahne var, bir ses sistemi, bir ışık düzeni, bir catering, bir fotoğrafçı, bir organizasyon ekibi, yüzlerce misafir, bir program akışı, bir kriz anı. Bu etkinliklerin toplam cirosu, Türkiye’nin bütün kongre ve festival ekonomisinden kat kat büyük.
Düğün.
Etkinlik sektörü düğünü kendinden saymıyor; “o ayrı bir dünya” deniyor. Düğün sektörü de kendini etkinlikçi saymıyor; “biz düğüncüyüz” diyor. İki taraf birbirine yabancı. Oysa yaptıkları iş aynı: Belirli bir günde, belirli bir yerde, belirli sayıda insanı ağırlamak ve o günü sorunsuz geçirmek.
Düğün bence bir etkinlik ve etkinlik gibi yönetilmesi gerekiyor; bizim düğünlerimiz de, son yıllarda başka ülkelerden Türkiye’ye düğün için gelen ve hâlâ hak ettiği kadar konuşulmayan pazar da. Çünkü Türkiye’nin en büyük etkinlik sektörü bu ve büyüklüğünü anlamadan yönetmek mümkün değil.
Büyüklüğü kimse ölçmüyor
Türkiye’de yılda yüz binlerce evlilik yapılıyor. Her birinin bir düğünü var; bazısı yüz kişilik bir salon yemeği, bazısı iki bin kişilik bir kır düğünü, bazısı üç gün süren bir köy düğünü. Ortalama bir düğünün maliyeti, orta ölçekli bir kurumsal etkinliğin maliyetine yakın; büyük düğünler küçük bir festivalin bütçesine ulaşıyor.
Bu paranın gittiği yerler: Salon ya da mekân kirası. Yemek. Müzik; orkestra, DJ, ses sistemi. Işık ve sahne. Fotoğraf ve video. Gelinlik, damatlık, kuaför. Davetiye, süsleme, çiçek. Ulaşım, konaklama. Organizasyon ekibi.
Bunların her biri ayrı bir sektör ve çoğu yalnızca düğünle yaşıyor. Türkiye’de düğün salonu işleten, düğün fotoğrafçılığı yapan, düğün orkestrası olan, düğün organizasyonu kuran on binlerce işletme var. Hepsi küçük, hepsi yerel, hepsi mevsimlik.
Ve bu ekonomi henüz toplu olarak ölçülmüyor; turizm ve kongre istatistiği var, düğün istatistiği henüz yok. Ölçülmeyen şeyin büyüklüğü de görünmüyor.
Bazı ülkeler için Türkiye bir düğün ülkesi
Asıl anlatmak istediğim şey bu, çünkü sahada gördüğüm en hızlı büyüyen etkinlik pazarı ve etkinlik sektörünün gündeminde neredeyse hiç yok.
Antalya’da eylül sonu, sezonun bittiği söylenen hafta. Beş yıldızlı bir resort üç günlüğüne tamamen kapatılmış; lobide Türk misafir yok. Hindistan’dan gelen altı yüz kişilik bir aile ve arkadaş çevresi, üç gündür aynı otelde; bir akşam havuz başında kına benzeri bir tören, ertesi gün damadın at üstünde müzikle otelin bahçesine girişi, üçüncü gece sahnede Mumbai’den uçakla gelen bir DJ. Mutfakta otelin kendi aşçılarının yanında Hindistan’dan gelen üç aşçı; dekorasyon için Türkiye’den bir firma bir hafta önce başlamış, çiçek İzmir’den gelmiş, ışık ve sahne Antalya’dan bir teknik firma kurmuş. Otel için bu üç gün, sonbaharın en iyi haftası. Şehir için ise “sezon dışı” denen bir dönemde altı yüz kişinin uçakla gelip üç gün harcama yapması.
Böyle üç günlük bir düğün artık istisna değil. Hint düğünleri son on yılda Antalya’yı dünyanın sayılı düğün destinasyonlarından biri haline getirdi; bir düğün üç dört gün sürüyor, bir resortu kapatıyor, misafirlerin tamamı yurt dışından geliyor ve harcama yalnızca otelde kalmıyor. Dekorasyon, teknik, catering takviyesi, ulaşım, günübirlik turlar, alışveriş; hepsi şehrin içinde.
İran’dan gelen düğünler bunun yanında daha sessiz ama bence daha hacimli. İranlı aileler için Türkiye, istedikleri ölçekte ve biçimde bir düğünü yakın mesafede yapabildikleri bir yer. Antalya ve İstanbul’daki otellerin balo salonları yılın büyük bölümünde bu düğünlerle dönüyor; gelinlik, kuaför, fotoğrafçı, orkestra, pasta; her kalem için Farsça konuşan bir tedarikçi ağı oluştu. Bu pazarın bir özelliği de yılın her mevsimine yayılması; kış ayında Antalya’daki bir otelin cumartesi gecesini dolduran şey çoğu zaman bir İran düğünü.
Körfez ülkelerinden gelen düğünler İstanbul’u ve Boğaz’ı seçiyor; yalı, tarihi mekân, otel balo salonu, bazen Bodrum ve Sapanca’daki villalar. Misafir sayısı daha az ama kişi başı harcama çok yüksek ve aile çoğu zaman düğünü bir haftalık tatile çeviriyor. Azerbaycan’dan, Irak’tan, Lübnan’dan gelen düğünler var. Bir de başka bir pazar: Uzak Doğu’dan, özellikle Çin ve Kore’den, düğün fotoğrafı için Kapadokya’ya ve İstanbul’a gelen çiftler. Törenleri kendi ülkelerinde yapıyorlar; ama albümleri balonların altında çekiliyor ve bu bile başlı başına bir fotoğrafçı, kuaför, gelinlik kiralama ve otel ekonomisi yaratmış durumda.
Bütün bunların ortak noktası şu: Bu düğünler sezon dışında geliyor, yüksek harcıyor, yerel tedarikçi kullanıyor ve her biri şehri kendi ülkesindeki başka ailelere anlatıyor. Bir Hint düğününe gelen altı yüz misafirin arasında, gelecek yıl kendi düğününü yapacak on çift var. Kongre turizmi için yazdığım şey burada da geçerli; bu pazar kendi kendini büyütüyor.
Ve bence bu pazar, Türkiye’nin etkinlik sektöründe en az konuşulan büyük fırsat. Otel satış ekipleri bunu biliyor, Antalya’daki birkaç organizasyon şirketi bu işi çok iyi yapıyor; ama “destinasyon düğünü” diye bir başlık sektör toplantılarında henüz yeni açılıyor. Kongre için yıllarca uğraşılan şeyi, düğün pazarı kendiliğinden yaptı; şimdi iş, bunu sistemli hale getirmek.
Gurbetçi düğünleri: Temmuz’da Anadolu
Bir de kendi dışarımızdan gelen düğünler var ve bunlar bence Anadolu’nun en büyük mevsimlik ekonomilerinden biri.
Temmuz ve ağustos aylarında Orta Anadolu’da, Karadeniz’de, Ege’nin iç ilçelerinde düğün salonlarının takvimi haftalar öncesinden dolu. Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya plakalı arabalar salonun önüne park ediyor. Avrupa’da doğmuş büyümüş çift, düğünü memlekette yapıyor; çünkü aile orada, çünkü Avrupa’da bu kalabalığı toplayacak salon ve bütçe yok, çünkü “düğün memlekette olur”.
Bu düğünler küçük ilçelerin yaz ekonomisini taşıyor. Salon işletmecisi yılın kârını iki ayda çıkarıyor; orkestra, fotoğrafçı, kuaför, gelinlikçi, pastacı, çiçekçi aynı iki ayda dönüyor. Misafirlerin bir kısmı da Avrupa’dan geliyor ve ilçede birkaç gün kalıyor. Bunun turizm istatistiğinde adı yok; ama bir Anadolu ilçesinin yazın yaşadığı en büyük hareket çoğu zaman festival değil, gurbetçi düğünleri.
Düğün, Türkiye’nin etkinlik okulu
Türkiye’de etkinlik sektöründe çalışan insanların önemli bir kısmı, ilk etkinlik deneyimini düğünde edindi. Ses sistemini düğünde öğrendi, ışığı düğünde kurdu, kalabalığı düğünde yönetti, krizi düğünde yaşadı.
Çünkü düğün, Türkiye’nin her şehrinde, her ilçesinde, her köyünde var. Festival olmayan yerde düğün var. Kongre merkezi olmayan yerde düğün salonu var. Etkinlik ajansı olmayan yerde düğün organizatörü var.
Bu, düğünü sektörün en geniş eğitim alanı yapıyor. Bir düğün teknisyeni, yılda yüz etkinlik yapıyor; bir kongre teknisyeni belki on. Düğünde yüz kez kurulup sökülen sistem, kongrede on kez kuruluyor. Deneyim, tekrarla birikiyor ve düğün sektörü etkinlik sektöründen kat kat fazla tekrar yapıyor.
Ama bu deneyim resmi değil. Sertifikası yok, eğitimi yok, mesleki standardı yok. Düğün teknisyeni, “düğünde çalışıyor” diye etkinlik sektöründe ikinci sınıf sayılıyor. Oysa aynı adam, bir festivalde sahne kuran ekibin en deneyimlisi olabilir.
Türkiye’de etkinlik sektörünün en büyük okulu düğün; diploma vermediği için kimse okul saymıyor.
İki taraf birbirinden ne öğrenir?
Düğün sektörünün bir tarafı çok güçlü, bir tarafı daha zayıf.
Güçlü tarafı operasyon. Aynı salonda her hafta sonu iki düğün yapan ekip, operasyonu ezbere biliyor. Kurulum iki saat, söküm bir saat, gelin girişi kaçta, pasta kaçta, oyun havası kaçta. Bu ekip kriz anında panik yapmıyor; her şeyi daha önce görmüş. Elektrik kesilir, yemek geç gelir, damadın babası küser, yağmur yağar, sanatçı gelmez; düğüncü bunları o gece, o anda, o salonda çözüyor. Kurumsal etkinlikte kriz planı yazılıyor; düğünde kriz yaşanıyor ve ikincisi daha iyi öğretiyor.
Daha zayıf tarafı tasarım ve iletişim. Bizim düğünlerimizin büyük bölümü birbirinin aynısı; aynı giriş müziği, aynı ışık şov, aynı pasta kesme, aynı fotoğraf köşesi. Formül çalışıyor ve müşteri farklı bir şey istemiyor, ya da istediğini bilmiyor. Dışarıdan gelen düğünler burada ilginç bir şey yaptı: Hint ya da İran düğünü yapan ekipler, üç günlük program, tema, sahne tasarımı, misafir deneyimi gibi kavramları işin içinde öğrendi. Bugün Antalya’da destinasyon düğünü yapan bir organizatör, pek çok kurumsal etkinlik ajansından daha karmaşık bir akış yönetiyor.
Etkinlik sektörünün düğünden öğreneceği şey ise ölçek ve yakınlık. Bir kurumsal etkinlik yılda bir kez yapılırken, bir düğün salonu haftada iki etkinlik yapıyor; bu sıklık maliyeti düşürüyor, ekibi oturtuyor, tedarikçiyi sabitliyor. Düğün organizatörü müşterisiyle aylarca birebir çalışıyor; beklentiyi yönetmeyi, “olmaz” demeyi, “olur ama şu kadar” demeyi biliyor. Ve düğün, parayı şehirde tutan ender etkinlik türlerinden biri; salon yerel, yemek yerel, müzik yerel, fotoğrafçı yerel. Etkinlik sektörü “yerel tedarik” diye bir hedef koyarken, düğün sektörü bunu zaten yapıyor.
Kır düğünü: Türkiye’nin yeni festival alanı
Son on yılda bizim düğün sektörümüzün en büyük değişimi kır düğünü oldu. Şehrin dışında, bahçe, havuz, açık hava, sahne, uzun masa, gece geç saate kadar müzik.
Kır düğünü mekânları, aslında birer açık hava etkinlik alanı. Sahnesi var, ses altyapısı var, aydınlatması var, otoparkı var, mutfağı var, iki bin kişilik kapasitesi var. Ve yılın yarısı, hafta içi tamamen boş.
Bu, şehirlerin etkinlik mekânı envanterinde hiç görünmeyen bir stok. Şehir festival alanı ararken, şehrin dışında on tane hazır açık hava mekânı hafta içi kullanılmayı bekliyor. Kır düğünü mekânları hafta içi konser, festival, kurumsal etkinlik için kullanılabilir; sahipleri bunu bazen deniyor, çoğu zaman aklına gelmiyor çünkü “biz düğün yeriyiz”.
İki taraf birbirini tanımadığı için bu stok etkinlik envanterine henüz girmiş değil.
Türkiye’nin en büyük etkinlik sektörü düğün; en çok etkinlik, en çok tekrar, en çok deneyim, en çok yerel para orada. Üstüne bir de sezon dışında gelen, yüksek harcayan ve kendi kendini büyüten bir dış pazar eklendi; Hindistan’dan, İran’dan, Körfez’den, Avrupa’daki gurbetçilerden. Ama etkinlik sektörü düğünü saymıyor, düğün sektörü etkinlikçiyi tanımıyor ve destinasyon düğünü diye bir başlık gündeme henüz yeni giriyor.
Bence bu başlığı açmanın zamanı geldi. Pazar zaten geldi; sektörün onu görmesi, ölçmesi ve sistemli hale getirmesi kaldı.
Bu şehirde geçen yıl kaç düğün yapıldı, kaçı yurt dışından geldi ve kaç kongre?
Üçüncüyü bilen çok, ilk ikisini bilen yok. Oysa şehrin etkinlik ekonomisinin büyüklüğünü anlatan sayı, ilk ikisi.



