İçindekiler
Her fuar sezonunda aynı cümleleri duyuyorum.
“Fuarlar artık eskisi gibi değil.” “Katılımcı azaldı.” “Standa kimse uğramıyor.” “Her şey internette, fuara ne gerek var.” “Stant maliyeti bir yıllık reklam bütçesi, karşılığı üç kartvizit.”
Bu cümleleri hem katılımcı firmalardan hem ziyaretçilerden hem de bazen fuar organizatörlerinin kendisinden duyuyorum. Ve tartışma her yıl aynı yerde bitiyor: “Ama yine de katılmak zorundayız, rakip orada.”
Bence bu tartışma yanlış soruyla yapılıyor. “Fuarlar bitiyor mu” sorusunun cevabı hem evet hem hayır; çünkü “fuar” tek bir şey değil. Fuarın bir kısmı gerçekten bitiyor ve bitmesi doğru. Bir kısmı başka bir şeye dönüşüyor. Bir kısmı ise her zamankinden güçlü ve bunun sebebi anlaşıldığında, fuarın ne işe yaradığı da anlaşılıyor.
Biten fuar: Katalog fuarı
İlk grup, benim “katalog fuarı” dediğim fuarlar. Firmalar stant açıyor, ürünlerini sergiliyor, ziyaretçi dolaşıyor, katalog alıyor, kartvizit bırakıyor, gidiyor. Fuarın işi, alıcıyla satıcıyı aynı salona koymak ve ürünü göstermek.
Bu fuar bitiyor ve bitmesi doğal. Çünkü bu fuarın yaptığı iş artık internette daha ucuz, daha hızlı ve daha kapsamlı yapılıyor. Alıcı, bir sektördeki bütün üreticileri bir öğleden sonra ekranda görebiliyor; fiyat alabiliyor, numune isteyebiliyor, referans sorabiliyor. Fuara gidip üç gün stant stant dolaşmasına gerek yok.
Türkiye’de bu türün çok örneği vardı ve çoğu küçüldü. Genel ticaret fuarları, “her sektörden” fuarlar, tüketici fuarları. Ziyaretçi sayısı azaldı; kalan ziyaretçi de “bakmaya gelen” oldu, “almaya gelen” değil. Katılımcı firma bunu gördü, standı küçülttü, sonra çıktı. Fuar organizatörü boşalan alanı daha küçük firmalarla doldurdu, fuar kalitesi düştü, büyük firmalar da çıktı.
Bu fuarları kurtarmaya çalışmanın anlamı yok. Yaptıkları iş bitti.
Dönüşen fuar: Sektör buluşması
İkinci grup, katalog fuarı olarak başlayıp başka bir şeye dönüşen fuarlar.
Bu fuarlarda stant hâlâ var, ürün hâlâ sergileniyor; ama fuarın asıl değeri artık stantta değil. Değer, o sektörün bütün insanlarının aynı üç gün aynı şehirde olması. Toplantılar fuarın koridorunda yapılıyor, anlaşmalar otel lobisinde imzalanıyor, yeni işler akşam yemeğinde konuşuluyor. Fuar, bir sergi değil, bir takvim; sektör o tarihte bir araya geliyor ve bir araya gelmesinin bahanesi fuar.
Türkiye’de güçlü sektörel fuarlar bu gruba girdi: Mobilya, tekstil, makine, gıda, yapı, otomotiv yan sanayi. Bu fuarların ziyaretçi sayısı eski “katalog” döneminden düşük olabilir; ama ziyaretçinin niteliği yüksek. Gelen alıcı, bakan değil alan. Yurt dışından gelen alıcı için fuar, Türkiye’deki tedarikçileri üç günde görmenin tek yolu.
Bu fuarların yaptığı dönüşüm açık: Stant alanını küçülttüler, toplantı alanını büyüttüler. Katılımcı firma standını ürün sergilemek için değil, randevularını yapmak için açıyor. Fuar organizatörü, ziyaretçi sayısı yerine alıcı-satıcı eşleştirme sayısını raporluyor. Fuar programına konferans, panel, sektör ödülleri ekleniyor; fuar üç günlük bir sektör kongresi oluyor.
Fuarın yeni işi ürün göstermek değil; sektörü aynı tarihte aynı yere toplamak.
Büyüyen fuar: Deneyim fuarı
Üçüncü grup, son on yılda büyüyen ve büyümeye devam eden fuarlar. Ortak özellikleri, ürünü değil deneyimi satmaları.
Oyun fuarları, teknoloji festivalleri, gastronomi fuarları, düğün fuarları, otomobil gösterileri, kitap fuarları. Bu fuarlarda ziyaretçi bir şey satın almak için gelmiyor; bir şeyin içinde olmak için geliyor. Oyunu orada oynuyor, yemeği orada tadıyor, arabaya orada biniyor, yazarı orada görüyor.
Bu fuarlar internetle rekabet etmiyor; çünkü internet deneyimi veremiyor. Tam tersine, internet bu fuarları büyütüyor; sosyal medyada paylaşılan her fotoğraf bir sonraki yılın ziyaretçisini getiriyor.
Türkiye’de kitap fuarları bunun en eski örneği. Kitap internetten alınabilir; ama imza günü, yazarla karşılaşma, bir hafta boyunca kitapla dolu bir alan internette yok. Gastronomi fuarları aynı şekilde büyüdü. Teknoloji festivalleri son yıllarda yüz binlerce ziyaretçiye ulaştı; çünkü ürün satmıyor, “orada olmak” satıyor.
Bu fuarların riski ise başka: Deneyim, her yıl yenilenmek zorunda. Geçen yılın deneyimini bu yıl tekrarlayan fuar, ziyaretçisini kaybediyor. Katalog fuarı aynı kalarak yaşayabiliyordu; deneyim fuarı aynı kalarak ölüyor.
Turizm fuarları nerede duruyor?
Turizm fuarları ise bu üç grubun arasında sıkışmış durumda.
Türkiye’nin ve dünyanın büyük turizm fuarları uzun yıllar katalog fuarıydı: Destinasyonlar stant açıyor, broşür dağıtıyor, acenteler dolaşıyor. Bu model zayıfladı; acente destinasyonu fuarda değil ekranda görüyor, turist zaten fuara gelmiyor.
Bazı turizm fuarları ikinci gruba geçti: Alıcı-satıcı randevu sistemi, otel ile tur operatörünün önceden planlanmış görüşmeleri, sektör konferansı. Bu fuarlar hâlâ işe yarıyor; çünkü turizmde sözleşme hâlâ yüz yüze imzalanıyor.
Şehirlerin stant açtığı turizm fuarlarında da aynı dönüşüm işliyor: Standın değeri broşürde değil, fuar öncesinde planlanan alıcı randevularında. Bence turizm fuarına katılan her şehir için en iyi hazırlık, fuardan önce randevu listesini kurmak ve fuardan sonra kaç tur operatörüyle görüşüldüğünü, kaç anlaşmanın takip edildiğini yazmak; standı ölçülebilir kılan bu. Fuarın yanına, yıl içinde tur operatörlerini şehre davet eden bir program eklendiğinde ikisi birbirini besliyor.
Fuar alanlarının geleceği
Son olarak mekân meselesi.
Katalog fuarları küçülünce fuar alanlarının takviminde haftalar açılıyor. Büyük fuar merkezlerinin takviminde yılın bir bölümü büyük fuarlara ayrılı; aradaki haftalar yeni bir işletme modeline fırsat ve Anadolu’daki fuar merkezleri için bu fırsat daha da büyük.
Bu alanların geleceği, fuar dışı kullanımda. Konser, festival, kongre, spor etkinliği, büyük kurumsal lansmanlar. Fuar alanı, şehrin en büyük kapalı mekânı ve yalnızca fuar için kullanıldığında kapasitesinin çok küçük bir kısmı işe yarıyor.
Dünyada fuar merkezleri bu dönüşümü yapıyor; adı “fuar merkezi”nden “etkinlik merkezi”ne dönüyor, işletme modeli değişiyor. Türkiye’de de birkaç fuar alanı bunu deniyor ve aynı alan, etkinlik merkezi olarak yılın her haftasını taşıyabilir.
Fuarlar bitmiyor; bir tür fuar bitiyor. Katalog fuarı, yaptığı iş internete taşındığı için küçülüyor ve bunu kurtarmaya çalışmak boşuna. Sektör buluşması fuarı, stantı küçültüp toplantıyı büyüterek dönüşüyor ve güçlü sektörlerde her zamankinden değerli. Deneyim fuarı, internetin veremediği şeyi verdiği için büyüyor ve her yıl kendini yenilemek zorunda.
Fuar organizatörü, katılımcı firma ve stant açan şehir için ilk soru, fuarın hangi grupta olduğu. “Fuara katılmak zorundayız” cümlesi, katalog fuarı için yanlış, sektör buluşması için doğru, deneyim fuarı için ise sorunun kendisi yanlış; o fuara “katılınmıyor”, o fuar “yaşanıyor”.
Bu fuar ürün mü gösteriyor, sektörü mü topluyor, yoksa deneyim mi veriyor? Birincisiyse bitiyor. İkincisiyse değişiyor. Üçüncüsüyse büyüyor. Hangisi olduğunu bilmeden ne stant açılmalı ne fuar düzenlenmeli.



