İçindekiler
Büyük bir konserin bilet fiyatı açıklandığı gün sosyal medyada aynı tartışma başlıyor. “Bu para kime gidiyor?” “Sanatçı bu kadar mı alıyor?” “Geçen yıl yarı fiyatınaydı.” “Avrupa’da bile bu kadar değil.” Organizatör cevap vermiyor, sanatçı “benim elimde değil” diyor, biletleme sitesi zaten konuşmuyor. Herkes bir şey biliyor; kimse hesabı masaya koymuyor.
Ben yıllardır o masanın bu tarafındayım ve hesap şu: Bilet fiyatı bir kişinin açgözlülüğüyle oluşmuyor; bir bütçe tablosunun alt alta yazılmış satırlarıyla oluşuyor ve o satırların çoğu, dışarıdan bakan birinin aklına hiç gelmiyor. Rakama bakarken neyi gördüğünü bilen insan fiyatı başka türlü tartışıyor ve o tablo satır satır şöyle.
Tablonun ilk satırında kaşe yazıyor
Beş bin kişilik bir açık hava konseri planlıyoruz. Masada bir tablo var; ilk satırda sanatçının kaşesi yazıyor ve o satır tek başına tablonun en büyük kalemi. Herkesin aklına ilk gelen de bu, haklı olarak. Ama kaşe yalnızca sanatçıya giden para değil. Menajerlik payı var; sanatçının müzisyenleri, kendi ses ve ışık yönetmeni, kendi teknik ekibi, kendi prodüksiyon şartnamesi var. Büyük sanatçı sahneye yalnız çıkmıyor; yirmi otuz kişilik bir ekiple geliyor ve o ekibin ulaşımı, konaklaması, yemeği de aynı satırın altında birikiyor.
Kaşe nasıl belirleniyor? Sanatçının istediği rakam var, menajerin hesabı var, organizatörün ödeyebileceği rakam var; üçü arasında bir pazarlık oluyor. Son dönemde kaşeleri yukarı taşıyan şey bence talebin genişlemesi: Festivaller, marka etkinlikleri, kurumsal geceler, özel davetler, düğünler; hepsi aynı otuz kırk ismi aynı mevsimde istiyor. Sahneye çıkacak isim sayısı aynı kalıp isteyen çoğalınca fiyat yukarı gidiyor; bu her pazarda böyle olur.
Yine de beş bin kişilik bir konserde kaşe ve etrafındaki kalemler toplam maliyetin üçte biriyle yarısı arasında kalıyor. Yani biletin yarısından fazlası sahnedeki isme gitmiyor. Peki nereye gidiyor?
Sahneyi kuran para kaşeyle yarışıyor
Tablonun ikinci bölümü prodüksiyon ve bu bölüm çoğu konserde kaşeyle yarışıyor.
Sahne platformu, çatı, rigging, ses sistemi, ışık, LED ekran, jeneratör, barikat, backstage konteynerleri. Bunların büyük bölümü ithal ekipman ve kirası döviz bazlı hesaplanıyor. Üstüne kurulumu yapan ekip, kurulum ve söküm günleri, nakliye tırları, mekânın o günler için de kiralanması geliyor. Bir konser bir gece sürüyor; ama sahne üç gün önce kurulmaya başlıyor ve iki gün sonra sökülüyor, o beş günün hepsi fatura.
Bir de sanatçının prodüksiyon şartnamesi var. Büyük isimlerin kendi sahne tasarımı, kendi ekran içeriği, kendi ışık planı oluyor ve “bu ekipman olmazsa konser olmaz” cümlesi riderda yazılı. Organizatör o listeyi tartışabiliyor ama çoğunu değiştiremiyor.
Bu kalemi küçültmenin sektörün elindeki yolu, aynı prodüksiyonu birden fazla geceye yaymak. Aynı sahnede iki üç gün, farklı sanatçılar; ya da festival formatı. Sahne bir kez kuruluyor, maliyet birkaç gecenin biletine bölünüyor. Bizde tek gecelik konserin bu kadar yaygın olmasının bilet fiyatına doğrudan bir karşılığı var; her gece sahneyi sıfırdan kuruyoruz ve o sahnenin parasını bir gecenin seyircisi ödüyor.
Mekân az, güvenlik orantıdan hızlı büyüyor
Konser bir yerde yapılıyor ve o yer para istiyor.
Büyük şehirlerde bile beş bin kişinin üstünde kapalı mekân sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor; açık hava alanları mevsime bağlı. Az olan şey pahalı oluyor ve mekân kirası yalnızca konser gecesi için değil, kurulum ve söküm günleriyle birlikte hesaplanıyor. Mekân sahibi bunu biliyor; alternatif az.
Mekânın üstüne güvenlik ve sağlık geliyor. Özel güvenlik görevlileri, kapı sistemi, turnikeler, kalabalık yönetimi planı, ambulans ve sağlık ekibi, itfaiye tedbiri, kalabalık büyüdükçe uzayan bariyer metrajı. Bu kalem seyirci sayısıyla doğru orantılı büyümüyor; daha hızlı büyüyor, çünkü on bin kişi için beş bin kişinin iki katı değil, başka türlü bir önlem gerekiyor. Sonra temizlik, seyyar tuvalet, su, hostes, vestiyer, personelin yemeği ve servisi. Her biri tek başına küçük görünüyor ama alt alta yazınca tablonun ciddi bir bölümünü bu satırlar dolduruyor.
Burada organizatörün elinde olan bir karar var ve sahada en çok yanlış verilen karar bence bu: Salon ölçeği. Üç bin kişi gelecek bir sanatçıyı yedi bin kişilik alana koyduğunuzda mekân, güvenlik ve prodüksiyon yedi bin kişiye göre kuruluyor; bileti üç bin kişi ödüyor. O biletin pahalı olmasının sebebi sanatçı değil, boş kalan dört bin koltuk. Salonu gerçek talebe göre seçmek konseri biraz daha mütevazı, bileti ise ciddi ölçüde daha ucuz yapıyor.
Bilet satılırken kesilen paylar
Tablonun bir de sahneyle doğrudan ilgisi olmayan, ama bilet fiyatının içinde duran bölümü var.
Biletleme platformunun hizmet bedeli her biletin üstüne ekleniyor; ödeme komisyonu, taksit maliyeti, kart komisyonu bunun yanında. Bizde platform sayısı az, oranlar birbirine yakın ve bu pay sabit olduğu için ucuz bilette oransal olarak daha ağır. Sonra sigorta: Etkinlik sorumluluk sigortası, ekipman sigortası ve organizatör alabiliyorsa etkinliğin iptal sigortası. Sonra pazarlama: Afiş, sosyal medya reklamı, radyo, billboard; büyük bir isim için bile bilet satmak para istiyor. Bir de vergi satırları var: Bilet üzerinden KDV, kaşe üzerinden stopaj; tabloda kendi satırlarında duruyorlar ve fiyatın içindeler.
Bu bölümün özelliği şu: Organizatör kaşeyi pazarlık edebilir, mekânı değiştirebilir, prodüksiyonu küçültebilir; ama buradaki oranları tek başına değiştiremiyor. Katılımcının “sanatçı aldı” diye düşündüğü rakamın bir kısmı aslında sanatçıya hiç uğramıyor.
Bilet fiyatının en büyük bölümü sanatçıya değil, sanatçıyı o gece o sahneye çıkarmak için gereken her şeye gidiyor.
Dolmayan konserin parasını dolan konser ödüyor
Tabloda yazmayan ama fiyatın içinde duran bir kalem daha var: Risk.
Organizatör kaşenin önemli bir kısmını aylar önce ödüyor, mekânı önceden tutuyor, prodüksiyonu önceden bağlıyor. Bilet beklendiği kadar satılmazsa bu para geri gelmiyor. Yağmur yağarsa, sanatçı hastalanırsa, takvim son anda değişirse, aynı hafta sonuna üç büyük konser üst üste gelirse gidiyor. Sahada bunların hepsini yaşadım.
Bu risk bilete yansıyor. Organizatör, yaptığı on konserden ikisinin zarar edeceğini biliyor ve sekizinin fiyatını buna göre koyuyor. Gerçekleşememe sigortası bu yükü alabilir; ama bizde o sigorta hâlâ pahalı ve dar kapsamlı, bu yüzden risk sigortaya değil bilete yükleniyor. Katılımcı, gitmediği ve dolmayan konserlerin bedelini gittiği konserin biletinde ödüyor.
Riski küçültmenin sektörün elindeki iki yolu var ve ikisi de bizde az kullanılıyor. Biri erken satış: Bileti konserden altı sekiz ay önce satışa çıkarmak organizatöre nakit akışı ve talep bilgisi veriyor; talebi önceden gören organizatör salonu, prodüksiyonu ve pazarlamayı ona göre ölçeklendiriyor. Bizde bilet çoğu zaman altı sekiz hafta önce çıkıyor ve o kısa sürede her şey belirsiz. Diğeri kademeli fiyat: İlk bin bileti düşük, sonraki üç bini orta, son bini yüksek fiyattan satmak. Erken alan ucuza alıyor, organizatör risk payını bütün biletlere değil son dilime yüklüyor ve ortalama bilet fiyatı düşüyor. Dünyada neredeyse her büyük konser böyle satılıyor; bizde tek fiyat, tek tarih hâlâ yaygın.
Yabancı sanatçı tek gece için geliyor
Yabancı sanatçı geldiğinde tablo başka bir dile dönüyor.
Kaşe euro ya da dolar üzerinden anlaşılıyor, bilet lira ile satılıyor ve aradaki aylar boyunca kurun hareketi organizatörün sorumluluğunda kalıyor. Sanatçının ekibi uçakla geliyor; büyük prodüksiyonlarda ekipmanın bir kısmı da onlarla birlikte tırlarla ya da kargo uçağıyla geliyor. Gümrük, geçici ithalat belgesi, nakliye sigortası, otel, catering. Dünya turnesindeki bir sanatçı Avrupa’da otuz şehirde çalıyor; bize çoğu zaman tek bir gece için geliyor ve tek geceye gelmenin bütün lojistiği o gecenin biletine biniyor.
Bu yüzden Avrupa karşılaştırması bence yanlış yapılıyor. Oradaki biletin daha ucuz görünmesinin sebebi maliyet yapısının farklı olması: Büyük mekân sayısı fazla, ekipman yerel para birimiyle kiralanıyor, sanatçı turne rotasında olduğu için prodüksiyon maliyeti onlarca geceye bölünüyor, biletler aylar önce satışa çıkıyor, sigorta piyasası oturmuş, biletleme tarafında rekabet var. Tek gecelik ithal prodüksiyonla turnenin on beşinci gecesini karşılaştırmak, iki farklı ürünün fiyatını karşılaştırmak demek.
Sektörün buradaki en güçlü aracı yerel sanatçı. Aynı salona yerli bir ismi koyduğunuzda kur riski yok, uçak ve gümrük yok, ekip kendi tırıyla geliyor ve prodüksiyon şartnamesi konuşulabiliyor. Bilet fiyatının yarıya inmesi bu yüzden sürpriz değil. Yerli ve yabancı isimleri aynı festival takviminde yan yana koymak da aynı sahneyi paylaştırarak her iki biletin maliyetini aşağı çekiyor.
Sezon on iki haftaya sıkışıyor
Son olarak takvim. Bizde konser sezonu haziranla eylül arasına sıkışıyor; aynı sanatçılar, aynı mekânlar, aynı teknik firmalar, aynı güvenlik şirketleri aynı on iki haftada isteniyor. Talep yoğunlaşınca her kalem pahalanıyor; ekim ayında makul fiyata bulduğunuz ses sistemi temmuzda aynı fiyata bulunmuyor. Yılın geri kalanında salonlar ve ekipler daha boş, maliyetler daha düşük. Konseri sezon dışına taşımak hem organizatörün hem katılımcının lehine; ama bu, seyircinin alışkanlığını da değiştirmeyi gerektiriyor ve o alışkanlık yavaş değişiyor.
Tabloyu kapatırken dürüst bir şey söyleyeyim: Bu kalemlerin hiçbiri kısa vadede tek başına küçülmüyor. Ama her kalemin altından sektörün kendi elinde olan bir şey çıktı; erken satış, kademeli fiyat, doğru ölçekte salon, yerel sanatçı, festival formatıyla prodüksiyonu paylaştırmak, sezon dışına yayılmak. Hepsi sahada denenmiş, hepsi bileti bir miktar aşağı çekiyor ve hiçbiri sanatçının kaşesini tartışmayı gerektirmiyor.
Bir de bence neredeyse hiç yapılmayan bir şey var: Hesabı göstermek. Biletin arkasında fiyatın yüzde kaçının sahneye, yüzde kaçının prodüksiyona, yüzde kaçının mekâna ve komisyona gittiğini yazmak. Bu, fiyatı düşürmüyor; ama “bu para kime gidiyor” sorusuna cevap veriyor ve tartışmayı sanatçıdan maliyet yapısına taşıyor. Katılımcı pahalı olduğunu bildiği şeyi ödüyor; nereye gittiğini bilmediği şeyi ödemek istemiyor.
Bu konserin biletinde yazan rakamın kaçta kaçı sahneye, kaçta kaçı sahnenin etrafına gidiyor ve bunu katılımcıya söyleyen bir organizatör var mı?
Organizatör biliyor. Söylemesi fiyatı değiştirmiyor; ama fiyatın etrafındaki tartışmayı değiştiriyor.



