Yaz Etkinlikleri Artık Çok Sıcak

Temmuz'da öğle saatinde açık hava festivali, Ağustos'ta kırk derecede konser, sıcak hava dalgasında maraton. Türkiye'de etkinlik takvimi, iklimin değişmediği varsayımıyla kurulmuş durumda. Oysa yazlar uzadı, sıcak arttı, fırtına sıklaştı. Etkinlik takviminin saati, mevsimi ve mekânı yeniden düşünülmek zorunda.

Mertcan Tekin 5 dk okuma
Yaz Etkinlikleri Artık Çok Sıcak
İçindekiler
  1. Saat: Öğle programı artık yok
  2. Mevsim: Temmuz’dan kaçmak
  3. Mekân: Gölge bir lüks değil
  4. Fırtına: Artık istisna değil
  5. Turizm takvimi de değişiyor
  6. İlgili Yazılar

Birkaç yıl önce Temmuz ayında, bir sahil kasabasında, öğleden sonra üçte başlayan bir açık hava festivalinde çalıştım. Hava otuz sekiz derece. Alanda gölge yok, su dağıtımı yetersiz, sahnenin önünde kimse yok. Katılımcılar çevredeki kafelerde akşamı bekliyor. Sağlık ekibi ikindiye kadar beş kişiye müdahale etti. Program saat yedide, hava kırılınca başladı; o saate kadar yapılan her şey boşa gitti.

Bunu bir kez yaşadım demek isterdim. Son yıllarda her yaz yaşıyorum.

Türkiye’de etkinlik takvimi, iklimin değişmediği varsayımıyla kurulmuş durumda. Yaz festivalleri Temmuz ve Ağustos’ta; gündüz programı öğlen; açık hava konserleri saat sekizde; maratonlar Mayıs sonu; çocuk şenlikleri hafta sonu öğleden sonra. Bunlar yirmi yıl önce doğru kararlardı. Bugün değil.

Çünkü yazlar uzadı, sıcak hava dalgaları sıklaştı, Temmuz ve Ağustos’ta öğle saatlerinde dışarıda olmak birçok şehirde sağlık riski haline geldi. Ve fırtına, sel, ani rüzgâr; eskiden on yılda bir olan şey, şimdi her yaz birkaç festivali iptal ettiriyor.

Bu yazıda etkinlik takviminin iklim karşısında nasıl yeniden düşünülmesi gerektiğini konuşmak istiyorum. İklim tartışması değil; takvim, saat ve mekân tartışması.

Saat: Öğle programı artık yok

En basit ve en çok ihmal edilen değişiklik, saat.

Türkiye’de açık hava etkinliklerinin gündüz programı hâlâ öğle saatlerine kuruluyor. Çocuk şenliği saat on üçte, panel on dörtte, spor etkinliği on beşte. Yazın bu saatlerde alanda kimse yok; olan, hasta oluyor.

Dünyada sıcak iklim şehirlerinin yıllardır bildiği şey, bizde yeni: Yaz etkinliği sabah erken ve akşam geç. Sabah yedi ile on arası, akşam yedi ile gece yarısı arası. Öğle saatleri, kapalı mekân ya da hiç.

Bu, programın ikiye bölünmesi demek. Sabah bölümü: spor, yürüyüş, çocuk, pazar. Akşam bölümü: konser, sinema, sohbet, yemek. Öğlen: ara. Türkiye’de bazı festivaller buna geçti; çoğu hâlâ saat on dörtte sahne açıyor ve “neden kimse gelmedi” diyor.

Saat değişikliğinin bir de operasyon tarafı var. Akşam geç biten etkinlik, gece ulaşımı demek; toplu taşımanın gece saatleri, servis, güvenlik. Sabah erken başlayan etkinlik, kurulumun gece yapılması demek. Takvim değişince operasyon da değişiyor; bu, saatin kaydırılamamasının asıl sebebi ve bence yeterli bir sebep değil.

Mevsim: Temmuz’dan kaçmak

İkinci değişiklik mevsim.

Türkiye’de yaz etkinliklerinin Temmuz ve Ağustos’a yığılmasının sebebi, okul tatili ve turizm sezonu. Herkes o aylarda tatilde, o aylarda sahilde, o aylarda dışarıda. Etkinlik, kalabalığın olduğu yere gidiyor.

Ama Temmuz ve Ağustos, Türkiye’nin büyük bölümünde artık etkinlik için en kötü aylar. Sıcak, nem, su stresi, orman yangını riski, sağlık riski. Kalabalık var ama kalabalığın dışarıda durabileceği saat az.

Mayıs, Haziran, Eylül ve Ekim ise etkinlik için en iyi aylar: Hava ılık, akşamlar uzun, yağmur az. Ve bu aylar, turizm için “omuz sezonu”; otel boş, fiyat düşük, şehir sakin. Etkinlik, bu aylara taşındığında hem iklim hem turizm açısından daha doğru yerde oluyor.

Bazı etkinlikler bunu yıllardır biliyor; büyük festivallerin bir kısmı Eylül’e kaydı. Belediye takvimleri ise hâlâ Temmuz’da. Çünkü “yaz etkinliği” denince Temmuz anlaşılıyor ve kimse “neden Temmuz” diye sormuyor.

Türkiye’de etkinlik için en iyi aylar Haziran ve Eylül; takvim hâlâ Temmuz ve Ağustos’ta.

Mekân: Gölge bir lüks değil

Üçüncü değişiklik mekân ve bu, bütçe gerektiren tek kısım.

Açık hava etkinlik alanlarının büyük bölümü gölgesiz: Meydan, sahil, stadyum çevresi, boş arsa. Gölge, etkinlik alanının en değerli ve en az planlanan şeyi. Ağaç yoksa, gölge yaratmak gerekiyor: Tente, çadır, gölgelik, sahne örtüsü. Bunlar bütçede “süs” olarak görülüyor; oysa yazın güvenlik kalemi.

Su da öyle. Ücretsiz su noktaları, sis püskürtme, serinleme alanları. Avrupa’daki yaz festivallerinde standart; Türkiye’de “su satıyoruz” deniyor ve su satmak, sıcak hava dalgasında bir sağlık sorununa dönüşüyor.

Bir de kapalı mekân seçeneği var. Yaz etkinliğinin tamamen açık havada olması gerekmiyor. Gündüz bölümü kapalı, akşam bölümü açık; ya da kapalı mekân etrafında açık alan. Türkiye’de kapalı mekânlar yazın boş; kültür merkezleri, salonlar, hanlar. Yaz programının öğle bölümünü oraya taşımak, hem iklim hem doluluk açısından mantıklı.

Fırtına: Artık istisna değil

Sıcak, yavaş ve öngörülebilir bir risk. Fırtına değil.

Son yıllarda Türkiye’de birçok açık hava etkinliği ani fırtına, sel ya da rüzgâr nedeniyle iptal edildi ya da kesildi. Sahne çöktü, çadır uçtu, alan sular altında kaldı. Bunlar bir zamanlar “on yılda bir” olan şeylerdi; artık her yaz birkaç kez oluyor.

Bu, etkinlik planlamasında iki şeyi zorunlu kılıyor. Birincisi, hava takibi: Etkinlikten bir hafta önce başlayan, günlük, saatlik; profesyonel meteoroloji hizmeti. Türkiye’de büyük etkinliklerin bir kısmı bunu yapıyor; çoğu hava durumu uygulamasına bakıyor.

İkincisi, karar kuralı: Hangi rüzgâr hızında sahne kapatılır, hangi yağış miktarında alan boşaltılır, kararı kim verir, kaç saat önce. Bu kural önceden yazılmadığında, karar fırtına başladığında ve panik içinde veriliyor. Yazıldığında, karar sakin ve zamanında.

Sahne yapısı da değişmek zorunda. Yirmi yıl önce yeterli olan sahne çatısı, bugünkü rüzgârlara yetmiyor. Rigging standartları, çadır ankrajı, ekipman güvenliği; bunlar iklimle birlikte güncellenmesi gereken şeyler ve sektörde bu güncelleme henüz yaygınlaşmadı.

Turizm takvimi de değişiyor

Bu meselenin turizm tarafı daha büyük ve ayrı bir yazıyı hak ediyor; ama kısaca.

Avrupa’dan gelen turist, Temmuz ve Ağustos’ta Akdeniz’e gelmekten vazgeçmeye başladı. Sıcak hava dalgaları, orman yangınları, kırk derecelik tatil. Güney Avrupa bunu yaşıyor; Türkiye’nin sahilleri de yaşayacak. Haziran ve Eylül, turizmin yeni yüksek sezonu olmaya aday.

Bu, etkinlik takvimi için fırsat. Turistin geldiği ay ile etkinliğin yapılabildiği ay aynı aya kayıyor. Haziran ve Eylül’deki etkinlik, hem şehrin insanına hem turiste hitap ediyor. Temmuz’daki etkinlik, ikisine de etmiyor.

Türkiye’de turizm takvimi hâlâ “Temmuz-Ağustos doluluk” üzerine kurulu ve etkinlik takvimi onu takip ediyor. İklim, ikisini birden değiştirecek; sorun, bunun planlı mı plansız mı olacağı.

Türkiye’nin etkinlik takvimi, iklimin değişmediği varsayımıyla kurulmuş durumda ve iklim değişti. Yaz öğle programı artık yok; sabah erken, akşam geç. Temmuz ve Ağustos artık en kötü aylar; Haziran ve Eylül en iyi. Gölge ve su artık süs değil, güvenlik. Fırtına artık istisna değil; takip, kural ve sahne standardı gerekiyor.

Bunların hiçbiri iklim tartışmasına girmeyi gerektirmiyor. Hepsi, etkinlik takvimine bir soru sormayı gerektiriyor: Bu etkinlik, bu ayda, bu saatte, bu alanda, bu yaz yapılabilir mi?

Bu yaz etkinliğinin tarihi ve saati en son ne zaman gözden geçirildi?

Cevap “hiç” ise, etkinlik yirmi yıl önceki bir yaza göre planlanmış demektir. O yaz bir daha gelmeyecek.

İlgili Yazılar