Turizm Nedir? Turist, Ziyaretçi ve Turizmin Türleri

Aynı otogardan aynı saatte yola çıkan bir aile, bir hekim, yaşlı bir çift, bir taraftar grubu ve sezona giden bir aşçıdan hangisi turist? Turizmin tanımını, turist ile ziyaretçi farkını, turizm türlerini, sektörün parçalarını ve turizmin ekonomiye etkilerini sahadan gördüklerimle anlatıyorum.

Mertcan Tekin 9 dk okuma
Turizm Nedir? Turist, Ziyaretçi ve Turizmin Türleri
İçindekiler
  1. Turizm nedir? Olağan çevrenin dışına geçici bir yolculuk
  2. Turist ile ziyaretçi farkı: Bir gecenin çizdiği sınır
  3. Turizm ne demek? Kelimenin içindeki dönüş
  4. Turizm türleri ve çeşitleri: İnsanı yola çıkaran sebep
  5. Turizm sektörü: Yolcunun dokunduğu bütün işler
  6. Turizmin ekonomiye etkileri: Döviz, istihdam ve çarşıdaki esnaf
  7. Turizmin ev sahibi şehre yükü
  8. Sonuçta
  9. İlgili Yazılar

Mayısın ortasında, uzun bir hafta sonuna bağlanan bir cuma akşamüstü AŞTİ’nin peronlarına yarım saat bakmak turizmin ne kadar geniş bir alan olduğunu anlatmaya yetiyor. Bir perondan Antalya otobüsü kalkacak; bagajın başında iki çocuğuyla bir aile bavullarını yerleştiriyor, küçük olan elindeki şişme simidi kimseye vermiyor. Aynı otobüse omzunda takım elbise askısıyla, ertesi sabah başlayacak bir kongreye giden bir hekim biniyor. Yandaki perondan Konya otobüsü kalkıyor; sırada küçük bir çantayla bekleyen yaşlı bir çift Mevlana Türbesi’ni ziyaret edip oğullarının evinde iki gece kalacak. Biraz ileride atkılarını boyunlarına dolamış yirmi kadar genç deplasman otobüsünün kapısının açılmasını bekliyor; maç akşam, gece yarısından sonra dönüş yoluna çıkacaklar. Antalya otobüsüne en son binen de yirmili yaşlarda bir genç; yazı bir otelin mutfağında geçirmek için yola çıkıyor.

Hepsi aynı otogardan, aynı saatte, kendi şehrinin dışına gidiyor. Turizm deyince çoğumuzun aklına önce o aile geliyor; deniz, otel, bavul, simit. Oysa turizmin tanımı bu beş yolcuyu sezgimizden çok farklı ayırıyor. Beşinden dördü turizmin içinde ve dışarıda kalan tek kişi, ilk bakışta en çok turiste benzeyen yolcularla aynı otobüse binen o genç aşçı.

Turizm nedir? Olağan çevrenin dışına geçici bir yolculuk

Turizm, insanların olağan yaşam çevrelerinin dışındaki bir yere, belirli bir süre için ve orada çalışıp kazanç sağlamak dışında bir amaçla yaptıkları yolculukların ve bu yolculuk boyunca konaklamadan ulaşıma, yemekten gezmeye kadar yaptıkları her şeyin bütünü. Dünya Turizm Örgütü’nün istatistikte kullandığı tanım da aynı üç ölçüye dayanıyor: nereye gidildiği, ne kadar kalındığı ve neden gidildiği.

Olağan yaşam çevresi, evimizin, işimizin, okulumuzun ve düzenli olarak gittiğimiz yerlerin bulunduğu alan. Her sabah Gebze’den İstanbul’a işe giden biri her gün il sınırını geçiyor ama turist değil; çünkü o yol onun gündelik hayatının parçası. Aynı kişi bir pazar sabahı ailesiyle Şile’ye gittiğinde ise kendi olağan çevresinin dışına çıkmış oluyor.

Süre ölçüsü yolculuğun geçici olmasıyla ilgili. Uluslararası tanımlarda bu süre bir yılı geçmiyor; bir yerde bir yıldan uzun kalan kişi artık orayı ziyaret etmiyor, orada yaşıyor sayılıyor. Turizmin özünde bu yüzden bir dönüş var. Giden kişi gittiği yere yerleşmiyor, evine dönüyor.

Amaç ölçüsü ise en çok şaşırtan kısım. Tatil, kongre, iş toplantısı, akraba ziyareti, türbe ziyareti, tedavi, maç; bunların hepsi turizmin içinde. Dışarıda kalan tek amaç, gidilen yerde bir işverenden ücret alarak çalışmak. Kongreye giden hekim iş için yola çıkıyor ama maaşını Antalya’daki bir işverenden değil, kendi kurumundan alıyor ve kongre bitince evine dönüyor; bu yüzden turist. Sezona giden aşçı ise o otelde çalışıp ücretini oradan alacak; dört ay boyunca Antalya’da yaşayacak ama tanımın dışında kalacak.

Turist ile ziyaretçi farkı: Bir gecenin çizdiği sınır

Ziyaretçi, bu tanıma uyan yolculuğu yapan herkes; turist ise gittiği yerde en az bir gece kalan ziyaretçi. Aynı gün dönen ziyaretçiye günübirlikçi deniyor. Yani her turist bir ziyaretçi, ama her ziyaretçi turist değil.

AŞTİ’deki taraftar grubu bu yüzden turist sayılmıyor; maça gidip aynı gece dönüyorlar, günübirlik ziyaretçiler. Konya’ya giden yaşlı çift ise otelde kalmayacakları hâlde turist. Konaklamanın bir otelde olması gerekmiyor; akraba evi, yazlık, kamp alanı, yaylada bir ev de gecelemeyi turizmin içine alıyor. Hekim ve aile zaten bir otele gidiyor, onlar da turist.

Bu ayrım kâğıt üzerinde basit görünse de sahada büyük farklar doğuruyor. Sapanca’yı, Şile’yi, Beypazarı’nı hafta sonu dolduran kalabalığın büyük kısmı akşam evine dönüyor ve bıraktığı parayla altyapıda yarattığı yük aynı ölçüde büyümüyor; günübirlikçinin ekonomisi tam olarak bu dengesizliğin hesabı.

Ziyaretçiyi yönüne göre de ayırıyoruz. Yurt dışından Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi gelen turizmin, yurt dışına giden vatandaş giden turizmin, kendi ülkesinin içinde yolculuk eden insan da iç turizmin parçası. İç turizmi bizde çoğu zaman yalnızca yaz tatiliyle düşünüyoruz. Oysa bence Türkiye’de iç turizmin en kalabalık günleri bayramlar; otobüs biletlerinin günler önce tükendiği, otoyolların gece yarısı bile dolu olduğu, milyonlarca insanın memleketine, anne babasının evine gittiği o günler. Çoğumuz bayram ziyaretini turizm saymıyoruz ama tanım sayıyor ve otogardaki yaşlı çift de aslında bu yolculuğun küçük bir örneği.

Turizm ne demek? Kelimenin içindeki dönüş

Turizm kelimesi Türkçeye Fransızcadan geçmiş ve kökünde tur, yani dolaşma sözü duruyor. Sözlüklerde tur kelimesinin daha gerisinde dönmek, bir çember çizip başladığı yere varmak anlamlarına uzandığı anlatılıyor. Kesin etimolojiyi dilcilere bırakıyorum ama kelimenin taşıdığı fikir tanımla çok güzel örtüşüyor: Turist bir yeri dolaşan ve dolaşması bitince evine dönen kişi.

Bizim dilimizde bu fikir tur kelimesinden çok önce de vardı. Seyahat, gezi, sefer gibi kelimeler yola çıkmayı anlatıyordu, gezgine de seyyah deniyordu. Bugün “şehir turu”, “tur atmak”, “Kapadokya turu” dediğimizde aslında aynı dolaşma ve dönüş fikrini kullanıyoruz. Turizm kelimesinin yeni olan tarafı, bu dolaşmanın bir sektöre, bir işe ve bir ekonomiye dönüşmüş olması.

Turizm türleri ve çeşitleri: İnsanı yola çıkaran sebep

Turizmin türlerini ve çeşitlerini ayırmanın en yaygın yolu, insanı yola çıkaran sebebe bakmak. Bu ayrım ders kitabı için değil, sahada iş yapan herkes için önemli; çünkü kongreye giden hekimle denize giden ailenin otelden, ulaşımdan ve şehirden beklediği şey birbirine hiç benzemiyor.

Türkiye turizminin gövdesi deniz, kum ve güneş. Antalya’dan Muğla’ya, Aydın’dan İzmir’e uzanan kıyıda büyük oteller, her şey dahil sistem ve yaz sezonu bu türün etrafında kuruldu. Kültür turizmi ise ziyaretçiyi müzeye, ören yerine, tarihî şehre götürüyor; İstanbul’un yarımadası, Efes, Kapadokya, Mardin’in taş sokakları bu türün bizdeki en bilinen adresleri.

İnanç turizmi bizde çok eski ve çok yaygın ama çoğu zaman turizm adıyla anılmıyor. Konya’da Mevlana Türbesi, İstanbul’da Eyüp Sultan, Şanlıurfa’da Balıklıgöl, Efes yakınlarındaki Meryem Ana Evi her yıl farklı inançlardan ziyaretçi ağırlıyor. Türkiye’den yurt dışına yapılan inanç yolculuklarının başında da umre geliyor.

Sağlık turizmi hastanede tedavi için gelen yabancı hastadan, kaplıcada kürünü yapan emekliye kadar geniş bir alanı kapsıyor; termal turizm bu ailenin bizde en eski ve en yerleşik üyesi. Kongre ve iş turizmi ise toplantı, kongre, fuar ve teşvik gezileri için yapılan yolculukları anlatıyor; kongre, konferans ve sempozyum arasındaki fark da bu türün içinde hangi buluşmanın neye benzediğini gösteriyor.

Spor turizmi maça, maratona, bisiklet yarışına giden taraftarı ve sporcuyu, kışın Antalya’da kamp yapan takımları kapsıyor. Gastronomi turizminde ziyaretçi bir yemeğin, bir mutfağın peşinden gidiyor; Gaziantep’e, Hatay’a, Adana’ya yalnızca yemek için yapılan hafta sonu yolculukları artık çok olağan. Kırsal turizm ve doğa turizmi ise yaylaya, köye, ormana, kanyona yönelen ziyaretçiyi anlatıyor; Karadeniz’in yaylaları, Toroslar’daki yürüyüş yolları, köy evlerinde geçirilen birkaç gün bu türün parçası.

Akraba ve arkadaş ziyaretini ayrı bir tür olarak saymak da gerekiyor, çünkü bizde hacmi çok büyük. Bunların dışında yolculuğu yönüne, süresine ya da grubun büyüklüğüne göre de ayırmak mümkün; kitle turizmi ile bireysel turizm ayrımı da buradan geliyor.

Bu türlerin sahada birbirinden keskin çizgilerle ayrılmadığını da söylemem lazım. Kongreye giden hekim akşam Kaleiçi’nde yürüyor, kültür turizmine dokunuyor. Konya’ya türbe ziyaretine giden çift, dönüşte etli ekmek yemeden otobüse binmiyor. Denize giden aile bir günü Perge’ye ayırıyor. Türler planlama için var; yolcu ise çoğu zaman birkaçını aynı yolculukta yaşıyor.

Turizm sektörü: Yolcunun dokunduğu bütün işler

Turizm sektörü tek bir işletme türünden değil, ziyaretçinin yolculuğu boyunca hizmet aldığı bütün işlerden oluşuyor. Otelle sınırlı bir şey değil; otobüs firmasından çarşıdaki esnafa kadar uzanan bir zincir.

Konaklama bu zincirin en görünür halkası: oteller, pansiyonlar, apart daireler, butik tesisler, kamp alanları, devremülk siteleri, bungalovlar. Ulaşım ikinci halka; havayolu, otobüs firması, tren, transfer şirketi, araç kiralama, taksi, deniz otobüsü. AŞTİ’deki beş yolcunun hepsi turizmle ilk karşılaşmasını otelde değil, o otobüsün koltuğunda yaşıyordu.

Acenteler ve tur operatörleri bu parçaları birbirine bağlıyor. Seyahat acentesi uçağı, oteli, transferi ve turu tek bir paket hâlinde satıyor; tur operatörü bu paketleri büyük ölçekte kuruyor; DMC ise gelen grubun sahadaki işini üstleniyor. Yeme ve ikram tarafında lokantalar, kebapçılar, otel mutfakları, yol üstü tesisler ve etkinliklerin catering firmaları var. Rehberlik bizde kokartı olan, belgeli bir meslek; ören yerinde, müzede ve şehir turunda ziyaretçinin gördüğünü anlamlı kılan kişi rehber. Etkinlik tarafında ise kongreler, fuarlar, festivaller ve konserler var; insanı bir şehre belirli bir tarihte getiren şey çoğu zaman bir etkinlik oluyor.

Bu zincirin dışında görünen ama içinde olan işler de var. Hediyelik eşya satan dükkân, pazarda bal satan üretici, ören yerinin önündeki otopark, berber, eczane, benzin istasyonu; hepsinin cirosunun bir kısmı ziyaretçiden geliyor.

Turizmi otelcilerin işi gibi düşünmek, ziyaretçinin parasını ve zamanını bıraktığı yerlerin çoğunu görünmez kılıyor; yolcunun evinden çıktığı andan evine döndüğü ana kadar dokunduğu her iş bu sektörün parçası.

Turizmin ekonomiye etkileri: Döviz, istihdam ve çarşıdaki esnaf

Turizmin ekonomiye etkileri en çok döviz geliriyle anlatılıyor. Yabancı ziyaretçinin Türkiye’de otele, lokantaya, rehbere, müzeye ve esnafa bıraktığı para, ekonomi açısından bir ihracat geliri gibi çalışıyor; ürün ülkenin dışına gönderilmiyor, ziyaretçi ürünü yerinde tüketiyor. Bu gelirin büyüklüğüne 2024 rekoru iyi bir örnek; o yılın ilk dokuz ayında turizm geliri 46,9 milyar dolar olmuştu.

İstihdam etkisi bence en az döviz kadar önemli. Turizm insan eliyle yapılan bir iş; odayı hazırlayan, yemeği pişiren, misafiri karşılayan, otobüsü süren, rehberlik eden insanın yerini bir makine kolay kolay alamıyor. Bu yüzden turizm, gençlerin ilk işini bulduğu, mesleği olmayanın bir meslek edindiği sektörlerin başında geliyor. AŞTİ’deki genç aşçının yolculuğu turizm sayılmıyordu ama onun işi turizmin ta kendisiydi.

Turizmin parası yalnızca büyük otellerde kalmıyor. Ziyaretçinin bir ilçede yediği yemek, aldığı hediyelik, bindiği taksi o ilçenin esnafına dokunuyor; iç turizm de döviz getirmese bile parayı büyük şehirden küçük ilçeye taşıyor. Kapadokya’da bir köy evinde kalan Ankaralı aile ya da Beypazarı’ndan tarhana alan İstanbullu çift, gelirini başka bir şehirde kazanıp bu ilçede harcıyor.

Sezonluk yapı ise bu etkinin en zayıf tarafı. Türkiye’de turizm gelirinin büyük kısmı birkaç yaz ayına toplanıyor; kıyı ilçelerinde esnaf, otel ve çalışan yılın kazancını o aylarda çıkarmaya çalışıyor. Kongre, termal, kültür ve gastronomi gibi türlerin değeri biraz da burada; her biri takvimin başka bir dönemine iş taşıyor ve sezonun iki ucunu biraz daha uzatıyor.

Turizmin ev sahibi şehre yükü

Turizm gittiği yere yalnızca para getirmiyor, bir yük de bırakıyor. Kalabalık sokaklar, dolan otoparklar, yaz aylarında katlanan su ve çöp ihtiyacı, kiraların ziyaretçiye göre yükselmesi, ilçede yaşayanın kendi sahiline ağustosta yer bulamaması; bunların hepsi turistin evine döndükten sonra orada yaşamaya devam eden insanın hayatına dokunuyor.

Bu yükün nasıl taşınacağı turizmin kendisi kadar büyük bir konu. Turizmi bir tür değil, her türün nasıl yapıldığına dair bir ölçü olarak gören sürdürülebilir turizm yaklaşımı tam olarak bu dengeyle uğraşıyor. Benim için mesele, ziyaretçinin bıraktığıyla götürdüğünü aynı terazide tartabilmek ve ev sahibi şehrin insanını bu hesabın dışında bırakmamak.

Sonuçta

Bir cuma akşamı AŞTİ’nin peronlarında yan yana duran yolcular turizmin sınırlarını çoğu tanımdan daha iyi çiziyor. Deniz tatiline giden aile kadar türbe ziyaretine giden çift de, kongreye giden hekim kadar maça gidip gece dönen taraftar da bu alanın içinde. Bayramda memlekete giden milyonlar da öyle. Bu insanları aynı kelimeyle anıp farklarını görmezsek, her birinin bir şehirden ne beklediğini de kaçırıyoruz.

Bir şehrin turizmi bu yüzden yalnızca otel yatağı sayısıyla ölçülmüyor. Kimin geldiği, neden geldiği, bir gece kalıp kalmadığı ve parasını nerede bıraktığı bilindiğinde, otelciden rehbere, otobüs firmasından çarşıdaki esnafa kadar herkes kendi işini o ziyaretçiye göre kurabiliyor.

Bu hafta sonu şehrinize gelen ziyaretçilerin kaçının bir gece kaldığını, neden geldiğini ve parasını nerede bıraktığını biliyor musunuz?

İlgili Yazılar