İçindekiler
Turizm istatistiğinde “turist”, bir yerde en az bir gece kalan kişi. Gece kalmayan kişi turist değil; “günübirlik ziyaretçi” ya da hiçbir şey. Çoğu zaman hiçbir şey; çünkü sayılmıyor.
Oysa Türkiye’nin birçok destinasyonu tam olarak bu sayılmayan insanla yaşıyor.
Sapanca’ya Cumartesi sabahı İstanbul’dan gelip akşam dönen aile. Şile’ye ve Ağva’ya pazar günü gelen çiftler. Polonezköy’e kahvaltıya gidenler. Abant’a bir yürüyüş için gidenler. Kapadokya’ya Kayseri’den ya da Nevşehir’den günübirlik gelenler. Bursa’dan Uludağ’a, İzmir’den Şirince’ye, Ankara’dan Beypazarı’na. Her hafta sonu yüz binlerce insan, bir yere gidip akşam evine dönüyor.
Bu insanlar otelde kalmıyor. Bir öğle yemeği yiyor, bir çay içiyor, belki bir şey alıyor. Yolu dolduruyor, otoparkı dolduruyor, çöp bırakıyor, tuvalet kullanıyor. Ve destinasyon, bu insanların hem en büyük kalabalığı hem en az harcayanı olduğunu biliyor ama ne yapacağını bilmiyor.
Bu yazıda günübirlikçinin ekonomisini konuşmak istiyorum: Ne bırakıyor, ne götürüyor, neden gece kalmıyor ve nasıl kalır.
Günübirlikçi ne bırakıyor?
Önce dürüst bir hesap.
Günübirlikçinin harcaması, bir öğle yemeği, bir iki içecek, belki bir hediyelik, belki bir otopark ücreti. Gece kalan ziyaretçinin harcamasının beşte biri, bazen onda biri. Bunu kimse ölçmüyor, ama restoranların kasasına bakan herkes biliyor.
Bu harcamanın gittiği yer de dar: Yol üstündeki restoranlar, göl kenarındaki kafeler, girişteki büfeler. Destinasyonun geri kalanı, günübirlikçiden pay almıyor; çünkü günübirlikçinin zamanı yok. Üç saat kalıyor; üç saatte bir yemek ve bir manzara.
Bir de şu var: Günübirlikçi, aynı yere yılda birkaç kez geliyor ve her seferinde aynı şeyi yapıyor. Aynı restoran, aynı manzara, aynı yol. Destinasyon için bu, tekrar gelen müşteri demek; ama harcamayı artırmayan tekrar.
Günübirlikçinin bıraktığı şey, destinasyonun en kalabalık gününde en küçük ciro. Bu, kötü bir şey değil; ama “turizm geliri” diye anlatılan şey değil.
Günübirlikçi ne götürüyor?
Bıraktığından çok daha fazlasını.
Yol. Sapanca’ya inen tek yol, Cumartesi öğlen kilitleniyor; kilitleyen gece kalan değil, günübirlik gelen. Yüz araç otelde, bin araç yolda.
Otopark. Günübirlikçi arabayla geliyor ve arabasını bir yere koyuyor. Destinasyonda yeterli otopark yoksa, sokaklara, kaldırımlara, tarlalara. Yerel halk kendi sokağına park edemiyor.
Altyapı. Tuvalet, çöp, su, elektrik. Bin kişilik bir kasabaya hafta sonu yirmi bin kişi geldiğinde, kasabanın altyapısı yirmi bin kişiye göre değil. Çöp konteynerleri Cumartesi öğlen doluyor, Pazar akşamı kasaba çöplük.
Huzur. Yerel halk için hafta sonu, kasabanın kendisine ait olmadığı iki gün. Bu, aşırı turizmin en küçük ölçekte yaşanan hali ve Türkiye’de birçok hafta sonu destinasyonu bunu yıllardır yaşıyor.
Günübirlikçinin götürdüğü şeyin faturası belediyeye kesiliyor: Yol, otopark, çöp, tuvalet, güvenlik. Belediyenin geliri ise günübirlikçiden gelmiyor; çünkü günübirlikçi konaklama vergisi ödemiyor, otopark çoğu zaman ücretsiz ve restoranda bıraktığı para belediye bütçesine doğrudan yansımıyor.
Günübirlikçi destinasyonun en kalabalık, en az harcayan ve altyapıyı en çok yoran ziyaretçisi.
Neden gece kalmıyor?
Bu sorunun cevabı, destinasyonun kendisi hakkında çok şey söylüyor.
Birincisi, kalacak sebep yok. Günübirlikçi gördüğü şeyi üç saatte görüyor. Göl, manzara, yemek; bitti. Akşam ne yapacak? Hiçbir şey. Gece kalmak, boş bir akşam geçirmek demek; evine dönmek daha mantıklı.
İkincisi, kalacak yer ya yok ya pahalı ya da uygun değil. Sapanca’da bungalov var ama hafta sonu fiyatı bir aile için yüksek; Şile’de pansiyon var ama kalitesi belirsiz; Beypazarı’nda butik otel var ama az. Günübirlikçi, kalmak istese de “nerede kalırım” sorusuna kolay cevap bulamıyor.
Üçüncüsü, alışkanlık. Yakın destinasyon, zihinde “gidilip dönülen yer” olarak kayıtlı. İstanbul’dan Sapanca’ya “tatile” değil “kahvaltıya” gidiliyor. Bu alışkanlığı değiştirmek, destinasyonun kendini yeniden tanımlaması demek.
Dördüncüsü, destinasyon günübirlikçiyi istemiyor ama gece kalanı da kurmuyor. İkisinin arasında kalıyor; günübirlikçiden şikâyet ediyor, gece kalacak ürün üretmiyor.
Bir gece kalmaya nasıl ikna edilir?
Günübirlikçiyi gece kalan ziyaretçiye dönüştürmek, hafta sonu destinasyonları için en değerli dönüşüm. Aynı insan, aynı yol, aynı otopark; ama beş kat harcama ve iki güne yayılmış kalabalık.
Bunun yolu, akşamı doldurmak. Günübirlikçi akşam ne yapacağını bilse kalır. Akşam pazarı, akşam yürüyüşü, bir konser, bir açık hava sineması, bir gastronomi gecesi, bir yıldız gözlemi, bir sabah programı. Akşam ve ertesi sabah için bir sebep olduğunda, “gece kalalım mı” sorusu kendiliğinden geliyor.
Sonra, konaklamayı görünür ve ulaşılabilir kılmak. Destinasyonun tek bir yerden rezervasyon yapılabilen bir konaklama listesi, hafta sonu için makul fiyat, aile odası. Bunlar lüks değil; günübirlikçinin “nerede kalırım” sorusuna cevap.
Sonra, fiyatla yönlendirmek. Hafta sonu günübirlik otopark ücretli ve yüksek; gece kalan için otopark ücretsiz. Pazar günü giriş kısıtı var; Cumartesi gece kalan Pazar serbest. Bu, Avrupa’da bazı destinasyonların yıllardır yaptığı şey: Günübirlikçiyi cezalandırmak değil, gece kalmayı ödüllendirmek.
Ve destinasyonun kendini yeniden tanımlaması: “Kahvaltı yeri” değil, “hafta sonu yeri.” Bu, bir tanıtım cümlesi değil; akşamın ve sabahın dolu olduğu bir program.
Günübirlikçiyi saymak
Son bir şey ve en basiti: Günübirlikçiyi saymak.
Türkiye’de hafta sonu destinasyonlarının çoğu kaç günübirlik ziyaretçi aldığını bilmiyor. Otel sayısı biliniyor; yol sayısı bilinmiyor. Oysa saymak kolay: Yol sayacı, otopark giriş sayısı, cep telefonu verisi, birkaç hafta sonu anket.
Sayıldığında iki şey ortaya çıkıyor. Birincisi, günübirlikçinin gece kalandan kat kat fazla olduğu; destinasyonun asıl ziyaretçisinin günübirlikçi olduğu. İkincisi, bu kalabalığın harcamasının ne kadar küçük olduğu ve ne kadar büyüyebileceği.
Bu iki sayı masaya konduğunda, destinasyon günübirlikçiden şikâyet etmeyi bırakıp günübirlikçiyi planlamaya başlıyor. Çünkü şikâyet edilen şey, aslında destinasyonun en büyük müşterisi; sadece henüz müşteri olmamış.
Günübirlikçi, Türkiye’nin hafta sonu destinasyonlarının en kalabalık, en az harcayan, altyapıyı en çok yoran ve istatistikte en az görünen ziyaretçisi. Bıraktığı bir öğle yemeği; götürdüğü yol, otopark, çöp ve huzur.
Ama günübirlikçi düşman değil; henüz dönüşmemiş müşteri. Akşamı doldurmak, konaklamayı görünür kılmak, fiyatla yönlendirmek ve destinasyonu “kahvaltı yeri”nden “hafta sonu yeri”ne taşımak; bunlar aynı insanı beş kat harcayan ve iki güne yayılan bir ziyaretçiye dönüştürüyor.
Bu destinasyona Cumartesi gelen insan, Cumartesi akşamı ne yapacak?
Cevap “hiçbir şey” ise günübirlikçi akşam evine dönüyor. Cevap bir programsa, otel o gece doluyor.



