Turizm Fakülteleri Neden Boş Kalıyor?

Türkiye dünyanın en büyük turizm ülkelerinden biri; turizm bölümlerinin kontenjanları yıllardır boş kalıyor. Sektör nitelikli insan bulamıyor, fakülte öğrenci bulamıyor, mezun sektöre girmiyor. Üç tarafın da haklı olduğu bir kopukluk: Eğitimin sahadan uzaklığı, sektörün itibarı ve mezunun ilk yılı.

Mertcan Tekin 5 dk okuma
Turizm Fakülteleri Neden Boş Kalıyor?
İçindekiler
  1. Fakülte: Sahadan uzak bir müfredat
  2. Sektör: Düşük ücret, uzun saat, belirsiz kariyer
  3. Öğrenci: İlk yılda kaybedilen
  4. Kopukluğu kim onarır?
  5. Meslek lisesi ve meslek yüksekokulu
  6. Sonuçta
  7. İlgili Yazılar

İki cümle, aynı anda doğru.

Birincisi: Türkiye dünyanın en büyük turizm ülkelerinden biri ve sektör nitelikli insan bulamıyor. Otel genel müdürü arıyor, acente operasyon sorumlusu arıyor, etkinlik ajansı proje yöneticisi arıyor, restoran şef arıyor. Bulamıyor.

İkincisi: Türkiye’nin turizm fakülteleri ve bölümleri yıllardır boş kalıyor. Kontenjanlar dolmuyor, dolan kontenjanlar düşük puanla doluyor, mezunların önemli bir kısmı sektöre hiç girmiyor, girenlerin önemli bir kısmı birkaç yıl içinde çıkıyor.

Sektör insan arıyor, fakülte öğrenci arıyor, mezun iş arıyor; üçü birbirini bulmuyor. Bu, Türkiye turizminin en tuhaf ve en az konuşulan çelişkisi.

Bu yazıda bu kopukluğun üç tarafını anlatmak istiyorum: Fakülte, sektör ve öğrenci. Çünkü her biri diğerini suçluyor ve her biri kısmen haklı. Burada mesele kariyer değil, eğitimle sektör arasındaki bağın kendisi.

Fakülte: Sahadan uzak bir müfredat

Turizm eğitiminin ilk sorunu, öğrettiği şeyle sahadaki işin örtüşmemesi.

Dört yıllık bir turizm fakültesinin müfredatına bakın: Turizm ekonomisi, turizm sosyolojisi, turizm coğrafyası, turizm hukuku, işletme, muhasebe, pazarlama, yabancı dil. Bunlar değerli; ama mezun, bir otelin ön büro sistemini, bir acentenin rezervasyon sistemini, bir etkinliğin bütçe tablosunu, bir restoranın maliyet hesabını görmeden mezun olabiliyor.

Staj var; ama staj, çoğu zaman otelin en kalabalık döneminde, en düşük işte, ücretsiz ya da düşük ücretle, mentorsuz geçen bir yaz. Öğrenci stajdan “sektör böyleyse istemiyorum” diye dönüyor. Staj, sektörü tanıtmak yerine sektörden soğutuyor.

Öğretim kadrosunun bir kısmı sektörde hiç çalışmamış; akademik yoldan gelmiş. Bu, araştırma için gerekli; ama sahayı öğretmek için yetersiz. Sektörden gelen eğitmen, çoğu fakültede yok ya da ders saati ücretiyle gelen misafir.

Ve bölüm sayısı. Türkiye’de turizm bölümü olan üniversite sayısı yüzü geçiyor ve bu, turizm eğitimini her bölgeye götürmek açısından değerli; ama bu kadar bölümün hepsinin sektörle aynı yakınlıkta olması mümkün değil. Sektörün yoğun olmadığı şehirlerdeki bölümlerde öğrencinin turizmi staj dışında görmesi zorlaşıyor.

Sektör: Düşük ücret, uzun saat, belirsiz kariyer

Fakülte haklı olarak sektörü suçluyor: “Biz mezun veriyoruz, siz tutmuyorsunuz.”

Sektörün turizm mezununa sunduğu şey, dürüst olmak gerekirse, cazip değil.

Ücret. Giriş seviyesi turizm ücretleri, çoğu sektörün altında. Dört yıl okuyan mezun, otelde lise mezunuyla aynı işi aynı ücretle yapıyor. Diploma, ücrette fark yaratmıyor.

Saat ve mevsim. Yazın günde on iki saat, kışın işsizlik. Bayram, hafta sonu, gece; sektör, herkesin tatil yaptığı zamanda çalışıyor. Bu, yirmi beş yaşında kabul edilebilir; otuz beş yaşında aile kurmuş biri için değil. Sektör, insanları otuz yaşında kaybediyor.

Kariyer belirsizliği. Mezun, hangi yoldan nereye gideceğini bilmiyor. Otelde ön bürodan genel müdürlüğe bir yol var; ama o yol belirsiz, uzun ve çoğu zaman tanıdık ilişkisiyle kesiliyor. Etkinlik ve acente tarafında kariyer yolu hiç tanımlı değil.

Ve itibar. Türkiye’de “turizmci” kelimesi, hâlâ garson ve animatörle eş tutuluyor. Aile, çocuğunun turizm okumasını istemiyor; öğrenci, turizm okuduğunu söylemekten çekiniyor. Bu itibar sorunu, sektörün kendi davranışından geliyor: Düşük ücret, kötü muamele, mevsimlik iş. Sektör, mezunu çekmek istiyor ama mezuna saygı göstermiyor.

Sektör nitelikli insan istiyor; nitelikli insanın isteyeceği bir iş sunmuyor.

Öğrenci: İlk yılda kaybedilen

Üçüncü taraf öğrenci ve mezun; ve onun hikâyesi iki tarafın arasında sıkışmış durumda.

Öğrenci, turizm bölümünü çoğu zaman ilk tercih olarak seçmiyor. Puan düşük, giriş kolay, “bir şey olsun” diye. İlk yıl turizme ilgi duymuyor; ikinci yıl stajda sektörü görüyor ve soğuyor; üçüncü yıl başka bir alana geçmeyi düşünüyor; dördüncü yıl mezun oluyor ve bankada, mağazada, çağrı merkezinde çalışıyor.

Sektöre girenler için ilk yıl belirleyici. İlk işte düşük ücret, kötü yönetici, on iki saatlik vardiya, “sen daha yenisin” muamelesi. Birçok mezun ilk yılda çıkıyor. Sektör, dört yıl eğitilmiş insanı ilk yılda kaybediyor ve “nitelikli insan yok” diyor.

Kalanlar, genellikle sektörü seven ve kötü ilk yıla rağmen devam edenler. Bunlar sektörün bugünkü yöneticileri. Ama sayıları, sektörün ihtiyacının çok altında.

Kopukluğu kim onarır?

Üç tarafın birbirini suçladığı yerde çözüm, üçünün aynı masaya oturmasından geçiyor ve bu Türkiye’de nadiren oluyor.

Fakülte için: Müfredatı sahaya yaklaştırmak. Otel, acente, etkinlik, restoran operasyonu; teorik değil uygulamalı. Sektörden eğitmen; ders saati ücretiyle değil, kadroya yakın bir yapıyla. Stajı ücretli, mentorlu ve dönüşümlü kılmak; öğrenci bir yaz bulaşıkhanede değil, dört departmanda birer ay. Ve bölümler arasında iş bölümü; her bölümün her şeyi yapmaya çalışması yerine sektörün yoğun olduğu şehirlerdeki bölümlerin uygulama ağırlıklı, diğerlerinin kendi bölgesinin turizm ürününe odaklı çalışması.

Sektör için: Diplomaya değer vermek; mezuna lise mezunundan farklı bir giriş, farklı bir yol, farklı bir ücret. Kariyer yolunu yazmak; “beş yılda şuraya gelebilirsin” demek ve tutmak. Mevsimselliği yönetmek; kış işi, çapraz eğitim, yıl boyu istihdam. Ve itibar; sektörün kendi insanına nasıl davrandığı, sektörün itibarını belirliyor.

İkisinin arasında: Sektör ile fakülte arasında kalıcı bir yapı. Sektör dernekleri, fakülteler ve bakanlık; müfredatı birlikte kuran, stajı birlikte yöneten, mezunu birlikte izleyen bir yapı. Dünyada turizm eğitimi güçlü olan ülkelerde bu yapı var; Türkiye’de her fakülte kendi başına, her otel kendi başına.

Meslek lisesi ve meslek yüksekokulu

Son bir şey. Türkiye’de turizm eğitiminin en kritik halkası fakülte değil; meslek lisesi ve iki yıllık meslek yüksekokulu.

Sektörün en çok ihtiyaç duyduğu insan, dört yıllık yönetici değil; iki yıllık nitelikli operasyon elemanı. Aşçı, servis, ön büro, kat hizmetleri, etkinlik teknisyeni, rehber. Bu insanları yetiştiren meslek liseleri ve yüksekokullar ise tartışmada fakültelerden daha az yer buluyor; kontenjanları daha boş, itibarları daha düşük ve sektörle bağları daha zayıf.

Oysa dünyanın turizm güçlü ülkeleri, mesleki eğitimi fakültenin önüne koyuyor. İsviçre’nin otelcilik okulları, Fransa’nın mutfak okulları; bunlar üniversite değil, meslek okulu ve dünyanın en iyi otelcilerini yetiştiriyor.

Türkiye’de turizm eğitimi tartışması fakülte üzerinden yapılıyor; asıl boşluk, meslek eğitiminde.

Sonuçta

Türkiye dünyanın en büyük turizm ülkelerinden biri ve turizm fakülteleri boş. Sektör insan bulamıyor, fakülte öğrenci bulamıyor, mezun sektörde kalmıyor. Üç taraf birbirini suçluyor ve üçü de kısmen haklı: Müfredat sahadan uzak, sektör cazip değil, mezun ilk yılda kaybediliyor.

Kopukluğu onaran şey, üçünün aynı masaya oturması; sahaya yakın müfredat, diplomaya değer veren sektör, yazılı kariyer yolu, ücretli ve mentorlu staj, meslek eğitimine yatırım. Hiçbiri yeni fikir değil; eksik olan, bunları tek tek değil birlikte ve sistemli yapmak.

Bu yıl turizm fakültesinden mezun olanların kaçı beş yıl sonra hâlâ turizmde çalışıyor olacak?

Cevap biliniyor ve kimse yazmıyor. Yazılsa, sektörün “nitelikli insan yok” cümlesi başka türlü kurulurdu.

İlgili Yazılar