İçindekiler
- Turizm işletmeciliği nedir? Turizmi bir işletme olarak yönetmek
- Turizm işletmeciliği dersleri: Bir yanı işletme, bir yanı saha
- Turizm işletmeciliği mezunu ne iş yapar? İlk yıllar misafirin karşısında
- Sezon, vardiya ve bayram: Ailenin baştan bilmesi gereken düzen
- Yabancı dil ve staj bu bölümde notun önüne geçiyor
- Lisans mı önlisans mı? Turizm ve otel işletmeciliği
- Turizm rehberliği, gastronomi, rekreasyon: Yakın ama başka bölümler
- Turizm işletmeciliği iş imkânları ve tercih masasındaki aile
- Sonuçta
- İlgili Yazılar
Temmuz sonu, akşam yemeğinden sonra salondaki sehpa toplanmış; üstünde bir dizüstü bilgisayar, yanında elle yazılmış, üstü çizilmiş satırlarla dolu uzun bir liste. Öğrenci ekranın başında, annesi yanında, babası koltuğun kenarına ilişmiş. Tercih döneminin son günlerinde pek çok evde kurulan masa bu. Liste bir yerde “Turizm İşletmeciliği” satırına geliyor ve sorular art arda sıralanıyor. Annesi “Bu otelcilik mi oluyor?” diye soruyor. Babası biraz çekinerek asıl merak ettiğini söylüyor: “Dört yıl okuyup resepsiyonda mı duracak?” Öğrencinin aklındaki soru ise başka: “Bununla yurt dışında çalışabilir miyim?”
Üçü de yerinde sorular ve üçünün de cevabı, turizm işletmeciliğinin ne iş yaptığını biraz daha geniş anlatınca netleşiyor. Turizm işletmeciliği otelciliği de içine alıyor ama ondan ibaret değil; bölüm turizmi bir işletme olarak yönetmeyi öğretiyor ve mezununu otelden acenteye, kongre firmasından havalimanına uzanan geniş bir alana gönderiyor. Resepsiyon da bu alanın içinde ve bence ailelerin çekindiği kadar kötü bir başlangıç değil. Ama oraya neden ve ne kadar süreliğine gidildiğini baştan bilmek, bölümü seçen gencin de onu destekleyen ailenin de işini çok kolaylaştırıyor.
Turizm işletmeciliği nedir? Turizmi bir işletme olarak yönetmek
Turizm işletmeciliği, otel, seyahat acentesi, tur operatörü, kongre ve etkinlik firması, havayolu yer hizmetleri ve rekreasyon tesisleri gibi turizm işletmelerinin nasıl kurulduğunu, nasıl yönetildiğini ve nasıl ayakta kaldığını öğreten lisans bölümü. Adındaki iki kelimenin ağırlığı neredeyse eşit: bir yanda misafirle kurulan ilişki, öbür yanda bir işletmenin muhasebesi, pazarlaması, personeli ve bütçesi.
Turizmin işletme tarafını özel kılan şey bence satılan ürünün bekletilememesi. Bir mağaza bugün satamadığı ayakkabıyı yarın satabiliyor. Otelin bu gece boş kalan odası, uçağın boş giden koltuğu, kongrenin dolmayan salonu ise o gece bitiyor; ertesi güne devreden bir stok yok. Fiyatı ne zaman değiştireceğiniz, hangi gün kaç personelle çalışacağınız, hangi pazara hangi ay satış yapacağınız bu yüzden turizmde başka bir aciliyet taşıyor. Bölümün dört yıl boyunca öğrencinin kafasına yerleştirmeye çalıştığı düşünme biçimi de büyük ölçüde bu.
Bu yüzden “otelcilik mi?” sorusunun cevabı hem evet hem hayır. Otel bu alanın en büyük ve en görünür işletmesi; derslerin, stajların ve ilk işlerin önemli bir kısmı da orada geçiyor. Ama aynı bilgi bir acentenin operasyon ekibinde, bir tur operatörünün sözleşme masasında, bir kongre firmasının kayıt ve konaklama biriminde, bir havalimanında yolcu hizmetlerinde ya da büyük bir rekreasyon tesisinin yönetiminde de kullanılıyor.
Turizm işletmeciliği dersleri: Bir yanı işletme, bir yanı saha
Turizm işletmeciliği dersleri genellikle iki ayak üzerinde ilerliyor. Bir ayakta hemen her işletme bölümünde okutulan dersler var: genel işletme, muhasebe, maliyet, iktisat, pazarlama, insan kaynakları, yönetim ve organizasyon. Öbür ayakta turizme özgü alanlar duruyor: önbüro yönetimi, kat hizmetleri, yiyecek hizmetleri yönetimi, seyahat acenteciliği ve tur operatörlüğü, turizm pazarlaması, turizm hukuku, kongre ve etkinlik yönetimi. Bunların üstüne neredeyse her yıla yayılan yabancı dil dersleri geliyor ve birçok programda İngilizcenin yanında ikinci bir yabancı dil de öğretiliyor.
Ders planı üniversiteden üniversiteye değişiyor. Bazı programlarda bir yıllık İngilizce hazırlık var, bazılarında yok. Bazı bölümlerin kendi uygulama oteli ya da uygulama mutfağı var, bazıları anlaşmalı işletmelerle çalışıyor. Bazı programlar ise son dönemi tamamen bir işletmede geçirilen uygulamalı bir yapıyla kurulmuş. Tercih masasındaki aile için bence en faydalı iş, listedeki her programın kendi sayfasını açıp ders planına, staj düzenine ve yabancı dil yapısına tek tek bakmak; çünkü aynı adı taşıyan iki program öğrenciyi oldukça farklı yerlerden sahaya çıkarabiliyor.
Muhasebe ve maliyet dersleri bu bölümü seçen gençlerin bir kısmını şaşırtıyor. “Ben insanlarla çalışmak için geldim, neden bilanço okuyorum?” diye düşünen öğrenci az değil. Ama bir otelin ya da acentenin içinde birkaç yıl geçirdikten sonra yükselmenin kapısı tam da bu derslerden açılıyor. Departmanının bütçesini okuyamayan biri, o departmanı ne kadar iyi tanırsa tanısın yönetmekte zorlanıyor.
Turizm işletmeciliği mezunu ne iş yapar? İlk yıllar misafirin karşısında
Turizm işletmeciliği mezunu çoğu zaman bir otelin önbürosunda, misafir ilişkilerinde, satış ve rezervasyon ekibinde, bir acentenin ya da tur operatörünün operasyonunda, bir kongre ve etkinlik firmasının proje ekibinde ya da bir havalimanının yer hizmetleri biriminde işe başlıyor. Babanın “resepsiyonda mı duracak?” sorusu tam buraya denk geliyor ve dürüst cevap şu: evet, büyük ihtimalle bir süre duracak.
Bunu küçümsemek için bir sebep görmüyorum. Önbüro bir otelin bütün işleyişini aynı anda gördüğünüz yer. Rezervasyon oradan geçiyor, odanın hazır olup olmadığı oradan soruluyor, şikâyet oraya geliyor, fatura oradan kesiliyor, gece yarısı gelen misafiri orada biri karşılıyor. Acentede transfer operasyonunda çalışan genç, bir uçuş gecikmesiyle iki yüz kişinin akşam programını bir saatte yeniden kurmayı öğreniyor. Kongre firmasında kayıt masasında duran biri, bir organizasyonun kâğıttaki planıyla sahadaki hâli arasındaki mesafeyi ilk kez orada görüyor. Sahada gördüğüm kadarıyla bu işlerde birkaç yıl geçiren ve derste öğrendiğini gözü açık biçimde sahaya taşıyan mezunlar satışa, gelir yönetimine, operasyon müdürlüğüne ya da kendi işletmelerine görece hızlı ilerleyebiliyor.
Turizm işletmeciliği yönetmeyi öğretiyor, ama bu sektörde yönetmenin yolu önce misafirin karşısında durmaktan geçiyor.
Bunun sebebi bir gelenek ya da kıdem anlayışı değil, işin kendisi. Otel müdürü bir şikâyeti çözerken, satış müdürü bir firmaya teklif hazırlarken, operasyon müdürü bir grubun programını kurarken hep aynı bilgiye dayanıyor: misafir o kapıdan girdiğinde ne yaşıyor? Bu bilgi kitapta var ama yarım. Tamamı ancak o kapının yanında birkaç sezon geçirince oluşuyor.
Sezon, vardiya ve bayram: Ailenin baştan bilmesi gereken düzen
Turizm işletmeciliğinde çalışma düzeni, çoğu ailenin alışık olduğu mesai düzenine benzemiyor. Sahil otellerinin büyük kısmı ilkbaharda açılıp sonbaharda kapanıyor; orada çalışan genç yılın altı yedi ayını otelde, çoğu zaman otelin personel lojmanında geçiriyor, kışın ya başka bir işe geçiyor ya da bir sonraki sezonu bekliyor. Şehir otelleri, kongre ve etkinlik firmaları, havalimanları ve termal oteller yıl boyu açık, ama orada da iş vardiyayla dönüyor. Sabah, akşam ve gece vardiyası var, hafta sonu çalışmak sıradan, bayramlar ve okul tatilleri ise yılın en yoğun günleri.
Bir anne için en zor kısmı genellikle bu. Bayram sabahı sofrada olmayan bir çocuk, yılbaşı gecesi resepsiyonda nöbet tutan bir genç, temmuzda değil kasımda izne çıkan bir çalışan. Bu düzeni bölüm seçilirken açıkça konuşmak, ilk sezonda yaşanabilecek hayal kırıklığının önemli bir kısmını önlüyor. Çünkü sektörden erken kopan gençlerin bir kısmı işi sevmediği için değil, bu düzene ne kendini ne ailesini hazırladığı için kopuyor.
Bu düzenin bir karşılığı da var ve onu da söylemek gerekiyor. Sezonluk iş, gence yirmili yaşlarının başında farklı şehirlerde, farklı işletmelerde çalışma imkânı veriyor. Bir yaz Bodrum’da bir tatil köyünde, bir kış Uludağ’da bir dağ otelinde, ertesi yıl İstanbul’da bir kongre otelinde çalışmış biri, aynı yaşta tek bir masada oturmuş birinden çok daha fazla işletme görmüş oluyor ve bu birikim, ilerleyen yıllarda bir iş görüşmesinde diplomadan daha çok konuşuluyor.
Yabancı dil ve staj bu bölümde notun önüne geçiyor
Turizm işletmeciliğinde yabancı dil, işe girişte ve ilerlemede diplomadaki ortalamadan çok daha belirleyici. Yabancı misafir ağırlayan bir otelde önbüroya alınacak iki aday arasında seçim yapılırken ilk bakılan şey çoğu zaman not değil, adayın İngilizceyi telefonda, şikâyet anında, yorgun bir misafirin karşısında ne kadar rahat kullandığı. Bölgeye göre ikinci dilin ağırlığı da değişiyor; Antalya sahilinde Almanca ve Rusça, bazı şehirlerde Arapça, kongre tarafında ise güçlü bir İngilizce ve düzgün yazışma becerisi öne çıkıyor. Hazırlık sınıfı olan ya da olmayan programı seçen öğrenci için asıl mesele bence dört yıl boyunca dili bir ders olarak değil, her yaz kullanılan bir araç olarak canlı tutabilmek.
Staj ise bölümün sahayla ilk temas noktası. Programların çoğunda zorunlu bir staj var ve öğrenci genellikle yaz aylarında bir otelde, acentede ya da etkinlik firmasında çalışıyor. İyi bir stajda birkaç departmanı görüyor, bir sorumlunun yanında çalışıyor, emeğinin karşılığını alıyor ve sonbaharda okula başka bir gözle dönüyor. Kötü bir stajda ise bütün yazını tek bir işte, kimsenin ona bir şey anlatmadığı bir düzende geçiriyor. Bu farkın büyük kısmı işletmenin elinde, ama staj yerini seçerken o işletmenin stajyerine nasıl davrandığını önceki yıllarda oraya gidenlere sormak, öğrencinin kendi elindeki en güçlü araçlardan biri.
Lisans mı önlisans mı? Turizm ve otel işletmeciliği
Turizm ve otel işletmeciliği, meslek yüksekokullarında okutulan iki yıllık önlisans programı ve tercih listesinde lisans bölümüyle çoğu zaman yan yana duruyor. İkisinin arasındaki fark yalnızca süre değil, ağırlık. Önlisans programı uygulamaya daha yakın; önbüro, kat hizmetleri, yiyecek hizmetleri gibi alanlarda öğrenciyi kısa sürede sahaya hazırlamaya çalışıyor ve mezununu iki yıl sonra sektöre gönderiyor. Dört yıllık lisans bu uygulamanın üstüne işletme, ekonomi, pazarlama, hukuk ve yönetim derslerini daha geniş biçimde ekliyor; mezununu yine sahada başlatıyor ama yönetim tarafına daha donanımlı bir zeminle.
Hangisinin daha iyi olduğunu tek cümleyle söylemek bence mümkün değil. Bir an önce çalışmaya başlamak isteyen, mesleği elle tutarak öğrenmeyi seven bir genç için önlisans çok doğru bir seçim olabilir; sektörün omurgasını oluşturan insanların önemli bir kısmı da bu programlardan çıkıyor. Önlisans mezunu için dikey geçişle lisansa devam etme yolu da açık ve çalışırken bu yolu kullanan insanlar az değil. Satışa, pazarlamaya, kurumsal tarafa ilgi duyan ve dört yılı göze alabilen biri içinse lisans daha geniş bir alan açıyor.
Turizm rehberliği, gastronomi, rekreasyon: Yakın ama başka bölümler
Tercih listesinde turizm işletmeciliğinin hemen yanında birkaç komşu bölüm daha duruyor ve aileler bunları çoğu zaman aynı şey sanıyor. Turizm rehberliği, misafirle bir şehri, bir müzeyi, bir ören yerini gezen ve ona o yeri anlatan rehberi yetiştirmeye odaklanıyor; tarih, sanat tarihi, arkeoloji ve yabancı dil ağırlığı çok daha fazla. Gastronomi ve mutfak sanatları mutfağı, yemek kültürünü ve üretimi merkeze alıyor ve öğrencisi zamanının önemli bir kısmını mutfakta geçiriyor. Rekreasyon yönetimi ise insanların serbest zamanını nasıl geçirdiğiyle, o zamanı dolduran programlarla ve bu programların yapıldığı tesislerle ilgileniyor.
Turizm işletmeciliği bu üçünün buluştuğu işletmeyi bütün olarak görmeye çalışıyor. Rehber, aşçı ve rekreasyon uzmanı bir otelin, bir acentenin, bir tesisin içinde kendi işini yapıyor; turizm işletmeciliği mezunu ise o işletmenin hesabını, satışını, personelini ve misafir deneyimini bir arada düşünmek üzere yetişiyor. Komşu bölümlerin her birinin kendi derinliği var ve aralarında seçim yaparken asıl soru, gencin kendini o işletmenin neresinde gördüğü.
Turizm işletmeciliği iş imkânları ve tercih masasındaki aile
Turizm, Türkiye’de en çok insanın geçimini sağladığı sektörlerden biri ve işletmelerin nitelikli insana ihtiyacı her sezon yeniden ortaya çıkıyor. Bu yüzden turizm işletmeciliği mezununun ilk işi bulması pek çok bölüme göre görece kolay. Zor olan, ilk işten sonraki beş yılı doğru kurmak: hangi işletmede, kimin yanında, hangi departmanda ilerleyeceğini seçmek ve dilini, staj deneyimini, sahada öğrendiğini birbirine ekleyebilmek.
Ankara Hacı Bayram-ı Veli Üniversitesi Turizm Araştırmaları Merkezi’nin danışma kurulunda ve I-MICE’ın eğitim komisyonunda, eğitimle sektörün aynı konuyu iki ayrı taraftan konuştuğu masalarda bulunuyorum. O masalarda en sık dönen konulardan biri, bu bölümü seçen gencin sektöre hangi beklentiyle geldiği. Bölümün ne öğrettiğini, ilk yılların nasıl geçeceğini, sezonun ve vardiyanın ne demek olduğunu ailesiyle birlikte bilerek gelen öğrenci ilk zorlukta geri dönmüyor; zorluğu zaten beklediği için onu aşmanın yolunu kurcalıyor.
Ailenin bu masadaki rolü de bence burada başlıyor. “Garson mu, resepsiyonist mi olacak?” endişesini anlıyorum. Ama aynı aile, bankada gişede başlayan bir gencin yıllar içinde şube müdürü olmasını gayet doğal karşılıyor. Turizmde de yol buna benzer işliyor; fark, gişenin bir otel lobisinde, bir havalimanında ya da bir kongre salonunun kayıt masasında olması. Tercih listesi kesinleşmeden önce çevrede bu işi yapan birini bulup ona ilk yıllarını, en çok neyi zor bulduğunu ve yine de neden kaldığını sormak, hem gencin hem ailenin kafasındaki resmi o salondaki tahminlerden çok daha gerçek bir yere taşıyor.
Sonuçta
Turizm işletmeciliği, misafirle işletmeyi aynı cümlede düşünmeyi öğreten bir bölüm. Mezunu bir otelin önbürosunda, bir acentenin operasyonunda, bir kongre firmasının kayıt masasında ya da bir havalimanında başlıyor; birkaç yıl sonra aynı işletmenin satışında, gelir yönetiminde, operasyon müdürlüğünde ya da kendi kurduğu firmada olabiliyor. Bu yolun ne kadar süreceğini çoğu zaman dil, staj ve ilk sezonlarda gösterilen sabır belirliyor.
Temmuz sonundaki o salona dönebilsem, anneye otelciliğin bu bölümün en büyük ama tek parçası olmadığını, babaya bankada gişeden başlayan gencin hikâyesini anlatırdım. Öğrencinin sorusunun cevabı ise büyük ölçüde kendi elinde; yurt dışı, iyi bir dil ve birkaç iyi geçmiş sezonla açılan bir kapı ve o kapıyı dört yıl boyunca aralamaya başlamak mümkün.
Tercih listesine bu satırı yazan genç, ilk birkaç yılını misafirin karşısında geçirmeye ve o yılları bir okul gibi kullanmaya hazır mı?


