İçindekiler
Konser alanının da festival sokağının da iki tür komşusu var.
Birincisi etkinliğe gelen. Bileti almış, programı biliyor, gürültüden şikâyetçi değil, o gürültü için gelmiş.
İkincisi etkinliğin yanında yaşayan. Programı bilmiyor, bilet almamış, gelmeyecek. Ama konser onun balkonunun altında, sahne onun penceresine bakıyor, otopark onun sokağı, tuvalet kuyruğu onun kapısının önü.
Etkinlik yönetimi birinci komşuyu çok iyi tanıyor; onun için var. İkinci komşuyu ise genellikle “şikâyet gelirse bakarız” diye düşünüyor.
Türkiye’de son yıllarda birçok etkinliğin yer değiştirmesinin, küçülmesinin ya da iptal edilmesinin arkasında bu ikinci komşu var. Mahalle şikâyet etti, belediye meclisinde konuşuldu ve etkinlik bir sonraki yıl başka bir alana taşındı. Organizatör bunu “şehrin etkinliğe tahammülü yok” diye anlatıyor. Bence tam tersi: Şehrin tahammülü var ama sınırlı; sınırı görmeyen etkinlik, o sınırı bir anda aşıyor.
O sınır, etkinliğin şehirden aldığı ve şehre ödemediği şeylerle çiziliyor: Ses, trafik, park, çöp ve mahallenin gündelik hayatı.
Ses: En görünür, en az planlanan
Etkinlik şikâyetlerinin ilk sırasında ses var. Ve ses, etkinlik planlamasında en az düşünülen şeylerden biri.
Organizatör sahneyi kuruyor, sistemi test ediyor, sesin kalabalığa ulaşıp ulaşmadığına bakıyor. Sesin mahalleye ne kadar ulaştığına bakmıyor. Oysa açık havada ses, sahnenin yönüne, rüzgâra ve binaların yapısına göre bazen kilometrelerce gidiyor. Sahnenin arkasındaki apartman, kalabalığın önündeki insandan daha fazla bas duyuyor.
Saat meselesi de var. Türkiye’de çevresel gürültü mevzuatı gece için sınırlar koyuyor; etkinlik izinlerinde bu sınırlar için istisna tanımlanabiliyor ve istisna, mahalleyle önceden konuşulmadığında şikâyete dönüyor. Konser gece on birde başlıyor, on ikide bitiyor, söküm ikiye kadar sürüyor. Mahalledeki bebek saat dokuzda uyumuş, hasta yaşlı on birde uyanmış, ertesi sabah işe gidecek adam gece ikide hâlâ kamyon sesi dinliyor.
Ses için yapılabilecek şeyler basit ve ucuz. Sahnenin yönünü konutlara değil açık alana çevirmek. Bas hoparlörleri yere yakın kurmak. Ses seviyesini sahne önünde değil, en yakın konutun önünde ölçmek. Bitiş saatini mahalleye göre belirlemek; hafta içi onda, hafta sonu on birde. Ve en önemlisi, bunu önceden mahalleye söylemek: “Cumartesi gece on bire kadar ses olacak, sonra bitecek.”
İnsan, bildiği ve biteceğini bildiği gürültüye tahammül ediyor. Bilmediği ve ne zaman biteceği belli olmayan gürültüye tahammül etmiyor.
Trafik ve park: Etkinliğin görünmeyen alanı
Etkinliğin alanı, sahnenin olduğu yer değil. Sahnenin etrafındaki bir kilometre.
Konser alanına beş bin kişi gelecekse, bunların bir kısmı arabayla geliyor. Araba bir yere park edecek. Etkinlik otoparkı yoksa ya da yetmiyorsa, arabalar mahalleye dağılıyor. Sokak başları, kaldırımlar, garaj önleri, hastane girişi. Mahallede oturan insan, kendi sokağına park edemiyor; üç gün boyunca.
Türkiye’de etkinlik planlamasında otopark genellikle “çevrede yer var” diye geçiştiriliyor. Çevrede yer var, ama o yer mahallenin yeri. Etkinlik, mahallenin otoparkını üç günlüğüne el koyuyor ve kimse buna “el koymak” demiyor.
Çözüm iki yerden geliyor. Birincisi, etkinliği toplu taşımaya bağlamak; servis, ek otobüs seferi, metro saatini uzatmak. Türkiye’de büyükşehirlerde bu yapılıyor; ilçe ölçeğinde de kurulabilir ve kurulduğunda fark hemen görülüyor. İkincisi, mahalle için park alanı ayırmak; etkinlik günlerinde mahalle sakinlerine özel şerit, ya da etkinlik otoparkının bir bölümünü mahalleye vermek. Bu, Avrupa’daki festival şehirlerinin yıllardır yaptığı bir şey; mahalle sakini etkinlik haftası için bir kart alıyor ve kendi sokağına park edebiliyor.
Trafik tarafı da benzer. Yol kapandığında mahallenin ulaşımı da kapanıyor. Ambulans, çöp kamyonu, okul servisi, evine dönen insan. Bunlar için bir plan yoksa, etkinlik üç gün boyunca mahalleyi kilitliyor ve mahalle bunu unutmuyor.
Etkinlik alanı sahne değil; sahnenin çevresinde yaşayan herkesin sokağı.
Mahalle etkinliğe gelmiyor
Bir şey daha var ve bence en önemlisi.
Etkinliğin yanında yaşayan insanlar, genellikle etkinliğe gelmiyor.
Bu tuhaf görünüyor; konser balkonunun altında, neden gelmesin? Ama gelmiyor. Çünkü etkinlik ona göre yapılmamış. Bileti pahalı ya da davetli listesi başka insanlardan oluşuyor. Program onun ilgisini çekmiyor. Ya da sadece, üç gün boyunca evine araba sokamadığı ve gece uyuyamadığı bir etkinliğe gitmek istemiyor.
Böylece mahalle, etkinliğin bütün yükünü taşıyor ama hiçbir faydasını görmüyor. Gürültü onun, trafik onun, çöp onun; eğlence başkasının.
Bu dengesizlik uzun süre sürdürülemiyor. İlk yıl sessiz kalıyor, ikinci yıl şikâyet ediyor, üçüncü yıl muhtar belediye meclisine gidiyor, dördüncü yıl etkinlik taşınıyor.
Dengeyi kurmak zor değil. Mahalleye etkinlikten bir şey vermek: Mahalle sakinlerine ücretsiz ya da indirimli bilet. Programda bir gün ya da bir saat mahalleye ayrılmış bir bölüm; çocuklar için bir sabah, yaşlılar için bir ikindi. Mahalle esnafına alanda yer. Etkinlik sonrası mahalleye bırakılan bir şey; parkın düzenlenmesi, aydınlatmanın kalması, bir oyun alanı.
Bunlar yapıldığında mahalle etkinliğin yükünü taşımaya devam ediyor; ama artık kendi etkinliğinin yükünü taşıyor. Fark büyük.
Şikâyet gelmeden önce konuşmak
Türkiye’de etkinlikle mahalle arasındaki iletişim genellikle şikâyetle başlıyor. Mahalle belediyeye yazıyor, muhtar başkana gidiyor, biri sosyal medyada video paylaşıyor. Organizatör o zaman mahallenin varlığını fark ediyor.
Oysa sıra tersine kurulabilir.
Etkinlikten önce mahalleyle bir toplantı. Muhtar, apartman yöneticileri, esnaf, varsa mahalle derneği. Program, saatler, yol kapanmaları, otopark, ses, kime ulaşılacağı. Bir saat. Bu toplantıda mahalle çoğu zaman şaşırıyor, çünkü ilk kez kendisine sorulmuş. Ve çoğu zaman makul; “gece on birde bitsin, bizim sokağa park etmesinler, çöpü ertesi sabah alın” diyor. Bunların hepsi yapılabilir.
Etkinlik sırasında mahalle için bir telefon. Gürültü, park, bir sorun olduğunda arayabileceği bir numara ve o numarayı açan bir insan. Bu, şikâyetlerin belediyeye değil organizatöre gelmesini sağlıyor; sorun yerinde çözülüyor, meclise taşınmıyor.
Etkinlikten sonra mahalleye teşekkür. Bir yazı, bir ziyaret, küçük bir jest. “Üç gün sizi rahatsız ettik, biliyoruz, teşekkür ederiz.” Bu cümle, bir sonraki yılın iznini alıyor.
Etkinliğin şehre bedeli, bütçede görünmüyor
Son olarak bir hesap meselesi.
Etkinlik bütçesinde sahne var, ses var, güvenlik var. Mahallenin ödediği bedel yok. Üç gece uykusuzluk, üç gün park yeri, bir hafta çöp, kapanan yol. Bunlar bir yere yazılmıyor, çünkü parayla ödenmiyor. Ama ödeniyor.
Bence iyi etkinlik yönetimi, bu bedeli görüyor ve bütçeye ekliyor. Mahalle toplantısı, ses ölçümü, mahalle otoparkı, ertesi sabah temizlik, mahalleye bilet, mahalle telefonu. Toplamı etkinlik bütçesinin yüzde birini geçmiyor. Karşılığı, etkinliğin o mahallede on yıl yapılabilmesi.
Türkiye’de bunu yapan etkinlikler var ve hepsi uzun ömürlü. Yapmayanlar her birkaç yılda yer değiştiriyor ve her yer değişikliğinde sıfırdan başlıyor. Şehrin etkinliğe tahammülü var; etkinliğin şehre saygısı olduğu sürece.
Etkinliğin iki komşusu var ve ikincisi, yanında yaşayan, genellikle görülmüyor. Ses, trafik, park ve çöp onun; eğlence başkasının. Bu denge bozuk olduğu sürece şehrin tahammülü birkaç yılda tükeniyor ve etkinlik taşınıyor.
Dengeyi kurmak pahalı değil. Sesi mahalleye göre ölçmek, otoparkı mahalleden çalmamak, mahalleye etkinlikten bir pay vermek, şikâyet gelmeden konuşmak ve bedeli bütçeye yazmak. Hepsi küçük. Hepsi, etkinliği şehrin istediği bir şey haline getiriyor.
Bu etkinliğin yanında yaşayan insanlar, etkinliğin bir sonraki yıl yine yapılmasını ister mi?



