Açılış Töreni Nasıl Yapılır? Kurdeleden Önce ve Sonra Olanlar

Bizde bir dükkân da açılış yapıyor, bir fabrika da; ölçek değişiyor ama kapıdaki kurdele, kaldırımdaki çelenk ve hayır duası pek değişmiyor. Davetli listesinden gün seçimine, kurdele kesiminden lokmaya, sesten park yerine kadar bir açılış töreninin sahada nasıl kurulduğunu ve neden komşu dükkânla başladığını anlatıyorum.

Mertcan Tekin 10 dk okuma
Açılış Töreni Nasıl Yapılır? Kurdeleden Önce ve Sonra Olanlar
İçindekiler
  1. Açılış töreni ne demek? İşletmenin kendini çevresine tanıtması
  2. Mahalle esnafının açılışıyla fabrika açılışı arasındaki fark
  3. Açılış davetiyesi kime gider, açılış hangi güne konur?
  4. Açılış töreni programı ve kurdele kesme töreni
  5. Dua, lokma ve kurban: açılışın hayır dileyen tarafı
  6. Çelenk, çiçek ve o tek fotoğraf
  7. Ses, park ve kaldırım: açılışın mahalleyle ilk sınavı
  8. Sonuçta
  9. İlgili Yazılar

Mahallede yeni bir dükkânın açılacağını çoğu zaman tabeladan önce çelenklerden anlıyoruz. Bir sabah kaldırımın kenarına ferforje ayaklar diziliyor, üzerlerindeki kurdelelerde gönderenlerin adı ve “Hayırlı olsun” yazıyor. Kapının iki yanına saksı çiçekleri konuyor, camın önüne kırmızı bir kurdele geriliyor, içeride bir tepsinin üstünde makas bekliyor. Öğleden sonra lokma kokusu sokağa yayılıyor, komşu esnaf elinde çay bardağıyla kapının önünde toplanıyor. Ertesi gün o dükkân sıradan bir dükkân oluyor ama o gün bütün sokağın gözü orada.

Türkiye’de açılışa verilen önem dışarıdan bakan birine biraz fazla gelebilir. Küçük bir fırın da açılış töreni yapıyor, bir eczane de, yeni şubesini açan bir zincir mağaza da, fabrikasını işletmeye alan bir sanayici de. Ölçek değişiyor ama çekirdekteki duygu aynı kalıyor: İnsan işine başlarken bunu yalnız yapmak istemiyor, çevresinin şahit olmasını ve hayır dilemesini istiyor. Açılışa hazırlanan işletme sahiplerinin çoğu önce kurdeleyi ve ikramı düşünüyor. Oysa sahada gördüğüm kadarıyla bir açılışın iyi mi kötü mü geçtiğini kurdeleden çok, kurdelenin etrafında olanlar belirliyor.

Açılış töreni ne demek? İşletmenin kendini çevresine tanıtması

Açılış töreni, yeni bir işyerinin, şubenin ya da tesisin çalışmaya başladığını çevresine davetle ve küçük bir programla duyurduğu buluşma. Kapı zaten açılabilir, tabela zaten asılabilir; tören, bunu bir anda ve birlikte yapmanın adı.

Bence bir açılışın üç muhatabı var. İlki komşular: yan dükkân, karşıdaki kahvehane, üst kattaki apartman, mahallenin muhtarı. İşletme yıllarca onlarla aynı kaldırımı paylaşacak. İkincisi müşteri: o güne kadar dükkânı görmemiş, belki yalnızca inşaat sırasında önünden geçmiş insanlar. Üçüncüsü sektör: tedarikçiler, meslektaşlar, iş ortakları, bazen de bayisi olduğunuz firmanın bölge temsilcisi. Her açılış bu üç grubun bir karışımını çağırıyor ve hangisinin ağır bastığı, törenin nasıl kurulacağını değiştiriyor.

Sahada sık gördüğüm bir şey de dükkânın aslında bir iki haftadır açık olması ve törenin sonradan yapılması. Bunu yanlış bulmuyorum, tersine akıllıca buluyorum. İlk günlerde kasa takılıyor, mal eksik geliyor, çalışanlar birbirine alışıyor; bu aksaklıklar giderildikten sonra yapılan açılışta davetli gerçekten işleyen bir dükkâna giriyor.

Mahalle esnafının açılışıyla fabrika açılışı arasındaki fark

Açılış organizasyonu dediğimiz iş, işletmenin büyüklüğüne göre birkaç saatlik bir hazırlıktan aylar süren bir projeye kadar uzanabiliyor ve bu ölçek farkını baştan görmek gerekiyor.

Küçük esnafın açılışında her şeyi çoğu zaman işletme sahibi ve ailesi yapıyor. Bir gün öncesinden komşulara haber veriliyor, lokmacıyla konuşuluyor, çay ocağına birkaç demlik fazla söyleniyor, belki bir pasta yaptırılıyor. Davetli sayısı elli yüz kişi, program yarım saat ile bir saat arası. Burada açılışın değeri samimiyetinden geliyor; kimse sahne, ses sistemi ya da yaka kartı beklemiyor.

Bir zincir mağazanın yeni şubesi ise başka bir şey. Merkezden gelen bir açılış standardı oluyor; kurumsal renkler, vitrin düzeni, açılışa özel indirim, ilk gelen müşterilere küçük hediyeler. Bölge müdürü geliyor, belki merkezden bir yönetici. Mağaza AVM’deyse AVM yönetimiyle saat ve alan konuşuluyor, cadde üzerindeyse kaldırım ve trafik ayrıca düşünülüyor.

Kurumsal bir tesis ya da fabrika açılışı ise artık tam anlamıyla bir etkinlik. Davetliler başka şehirlerden geliyor, transfer planlanıyor, tesisin içinde ya da önünde bir alan hazırlanıyor, sahne, ses, ışık, basın masası kuruluyor, protokol davetlileri oluyor ve çoğu zaman işin bir kısmı bir organizasyon şirketine veriliyor.

Ölçek büyüdükçe kaybolma ihtimali olan bir şey var ve büyük açılışların küçük esnaftan öğrenebileceği en önemli ders bu bence. Mahalledeki fırıncı yan dükkânı davet etmeyi asla unutmaz; organize sanayideki bir fabrika ise bazen yan parseldeki fabrikayı, fabrikanın yanındaki köyün muhtarını, işçilerinin yaşadığı mahalleyi hiç düşünmeden yüzlerce kişilik bir açılış yapabiliyor.

Açılış davetiyesi kime gider, açılış hangi güne konur?

Açılış davetiyesi, davetliye tarihi, saati, adresi ve programın ana hatlarını bildiren davet; eskiden çoğunlukla basılı bir kart olurdu, bugün büyük bölümü telefon mesajıyla ya da sosyal medyadan gidiyor. Kurumsal açılışlarda basılı davetiye hâlâ kullanılıyor ve bence hâlâ ayrı bir ağırlık taşıyor, çünkü davetliye “sizi ayrıca düşündük” diyor.

Komşu esnafa ise davetiyeyi elden götürmenin yerini hiçbir mesaj tutmuyor. İşletme sahibinin açılıştan birkaç gün önce sokaktaki dükkânları tek tek dolaşıp “cuma günü açılışımız var, buyurun” demesi, açılış gününün kendisinden daha çok hatırlanabiliyor. Bu ziyaret aynı zamanda o gün olacak kalabalık, ses ve park için önceden haber vermenin de en doğal yolu.

Davetli listesi yazılırken genellikle aile, arkadaşlar ve iş çevresi önce akla geliyor. Ben listenin komşu dükkânlarla başlamasından yanayım; arkasından muhtar, bina yöneticisi, mahallede tanınan birkaç isim, sonra müşteri adayları, tedarikçiler, meslektaşlar ve ölçeğe göre yerel basın geliyor. Tesis açılışında bu listeye iş ortakları, sektör temsilcileri, oda ve birlik yöneticileri ekleniyor.

Gün ve saat seçimi de en az liste kadar önemli. Bizde açılışı cumaya ya da hayırlı sayılan bir güne denk getirmek isteyen çok sayıda işletme sahibi var; cuma seçiliyorsa cuma namazının saatini hesaba katmak, Ramazan’a denk gelen bir açılışta ikram saatini iftara göre düşünmek gerekiyor. Komşu esnafın gelebilmesi için de onların işinin en sakin olduğu saatlere bakmak lazım; öğle kalabalığının bittiği, akşam kalabalığının henüz başlamadığı ikindi saatleri çoğu sokakta iyi çalışıyor. Kurumsal açılışlarda ise hafta içi sabahın geç saatleri tercih ediliyor, çünkü davetliler iş günü içinde geliyor ve öğle yemeğine kadar dönmek istiyor. Hava da hesabın içinde; yaz öğlesinde güneşin altında kurdele kesmek de kış akşamüstü erkenden kararan bir sokakta tören yapmak da davetliyi yoruyor.

Açılış töreni programı ve kurdele kesme töreni

Açılış töreni programı çoğu zaman aynı iskeletin üstüne kuruluyor: karşılama, kısa konuşmalar, dua ya da hayır dileği, kurdele kesimi, ikram ve ölçek büyüdükçe bir tesis gezisi.

Karşılamayı işletme sahibinin kendisinin yapması bence açılışın en değerli tarafı. Kapıda duran, gelenle tokalaşan, komşuyu adıyla karşılayan biri olduğunda tören daha ilk dakikasında sıcak bir hal alıyor. Konuşmalar ise kısa tutulduğunda iyi gidiyor; işletme sahibinin bir iki dakikalık teşekkürü, varsa ortağın ya da ailenin büyüğünün birkaç cümlesi yetiyor. Kurumsal bir tesis açılışında ilçenin yöneticileri, oda ve birlik başkanları gibi protokol davetlileri de bulunabiliyor; onların gelmesi açılışa ayrı bir ağırlık katıyor; karşılamada, oturma düzeninde ve konuşma sırasında da protokolün kendi kuralları devreye giriyor.

Kurdele kesme töreni, mekânın girişine gerilen kurdelenin kesilmesiyle işletmenin ilk kez resmen açıldığının gösterilmesi. Küçük bir an ama açılışın en çok fotoğraflanan anı ve bu yüzden en çok aksayan anı da olabiliyor. Makasın gerçekten kestiğini önceden denemek, kurdeleyi kesecek kişinin boyuna göre bir yüksekliğe ve gergin biçimde bağlamak, birden fazla kişi kesecekse her birine ayrı makas hazırlamak, makası tepside tutacak birini belirlemek; bunlar beş dakikalık işler ama yapılmadığında herkesin gözü önünde makasın kurdeleyi çiğnediği o sıkıcı saniyeler yaşanıyor. Kurdeleyi kimin keseceğini de önceden konuşmak iyi oluyor; işletme sahibi, anne babası, ortakları, mahallenin bir büyüğü, bazen de çocukları. Kesilen kurdele parçalarını hatıra diye isteyen davetliler de çıkıyor, bunu bilerek kurdeleyi biraz uzun tutmak hoş bir incelik oluyor.

Kurdeleden sonra ikram geliyor. Açılış ikramı bizde çay, kahve, meşrubat, açılış pastası ve lokma etrafında dönüyor; kurumsal açılışlarda ayakta servis edilen küçük tuzlu ve tatlılarla genişliyor. Esnaf açılışında ikramın kapının önünde ya da dükkânın içinde dağıtılması yetiyor, tesis açılışında ise servis alanını, çöp kovalarını ve ikramın kaç dakika açık kalacağını planlamak gerekiyor. Fabrika ya da tesis açılışlarında ikramdan önce ya da sonra yapılan gezinti de programın parçası; davetliyi küçük gruplar halinde, belirlenmiş bir güzergâhtan, gerekiyorsa baret ve yelekle gezdirmek, hem iş güvenliği hem de anlatının düzgün akması için şart.

Dua, lokma ve kurban: açılışın hayır dileyen tarafı

Türkiye’de açılışın ayrılmaz bir parçası da hayır dileği. Bunun en yaygın biçimi dua. Çoğu açılışta kurdeleden hemen önce mahallenin camisinden bir hoca ya da davetliler arasından biri kısa bir dua okuyor, herkes ellerini açıyor, sonunda “hayırlı olsun, bereketli olsun” deniyor. İşletme sahibi için bu an, kurdeleden bile daha önemli olabiliyor.

Lokma da en sevilen geleneklerden biri. Bir lokmacı ustası kazanıyla gelip kapının önünde lokma döküyor, gelen geçen herkese ikram ediliyor. Davetli olmayanların da açılışa katıldığı an genellikle bu oluyor; okuldan dönen çocuklar, otobüs bekleyenler, pazardan dönen teyzeler kuyruğa giriyor. Bence lokmanın güzelliği de burada, açılışı davetiye listesinin dışına taşıyor.

Bazı işletme sahipleri, özellikle tesis ve fabrika açılışlarında, kurban kesiyor. Son yıllarda gördüğüm kadarıyla bu iş çoğunlukla kapının önünde değil, kesime uygun bir yerde yaptırılıyor ve et ihtiyaç sahiplerine, çalışanlara ve komşulara dağıtılıyor; açılış günü yerinde yalnızca dua ediliyor ve kurbanın hayrı, etin ulaştığı kapılarda yaşanıyor.

Bu geleneklerin hiçbiri zorunlu değil. Duasız, lokmasız açılış yapan işletme sahipleri de var ve buna da saygı duymak gerekiyor. Ama yapılıyorsa, organizasyonun onları programın kenarına itilmiş bir ayrıntı olarak değil, işletme sahibinin en çok önem verdiği an olarak görmesi gerekiyor. Duanın ses düzeninin en iyi çalıştığı ana denk gelmesi, hocaya oturacak bir yer ve bir bardak çay hazırlanması, lokma kuyruğunun kaldırımı kapatmayacak biçimde kurulması bunun parçası.

Çelenk, çiçek ve o tek fotoğraf

Açılış çelengi, işletme sahibini tebrik etmek için gönderilen, üzerinde gönderenin adının yazdığı ayaklı çiçek düzenlemesi. Bizde çelenk yalnızca bir tebrik değil, aynı zamanda işletmenin çevresini gösteren bir vitrin. Kaldırıma dizilen çelenklerin sayısına, kimlerden geldiğine bakılıyor; tedarikçilerin, komşu esnafın, meslektaşların gönderdiği çelenkler yan yana durunca o dükkânın kimlerle iş yaptığı da görünüyor.

Çelenklerin çoğu çiçekçinin kiraladığı ayaklarla geliyor ve birkaç gün sonra çiçekçi tarafından geri toplanıyor. Bu yüzden açılıştan önce çelenklerin nereye dizileceğini düşünmek gerekiyor; kaldırımı bebek arabasının ya da tekerlekli sandalyenin geçemeyeceği kadar daraltmadan, komşu dükkânın vitrinini kapatmadan. Son yıllarda çelenk yerine bir derneğe ya da vakfa bağış yapıp bunu bir kartla bildiren, fidan bağışı gönderen kurumlar da çoğaldı; saksı çiçekleri ve orkideler de içeride daha uzun yaşadığı için tercih ediliyor.

Fotoğraf anı ise açılışın kalıcı izi. Mahalledeki pek çok dükkânın duvarında yıllar sonra bile çerçeveli bir açılış fotoğrafı asılı duruyor; kurdeleyi kesen el, yanında gülümseyen aile, arkada yeni tabela. Fotoğrafçının kurdele kesilmeden önce yerini alması, tabelanın kadraja girmesi, kesim anında davetlilerin telefonlarıyla öne geçmemesi için birinin nazikçe alan açması bu yüzden önemli. Güneşin konumuna bakmak da fotoğrafı kurtarıyor; öğle güneşi kurdeleyi kesen insanların tam yüzüne vuruyorsa birkaç dakikalık bir kaydırma bile fark yaratıyor.

Ses, park ve kaldırım: açılışın mahalleyle ilk sınavı

Açılışın en az planlanan tarafı, dükkânın dışında olanlar. Ses düzeni bunun ilk örneği. Kapının önüne konan bir hoparlörden saatlerce müzik çalınması, konuşmaların bütün sokağı dolduracak kadar yüksek sesle yapılması, bazı yörelerde davul zurnanın uzun süre çalması açılışı coşkulu gösteriyor ama yan dükkândaki eczacının, üst kattaki ailenin, karşıdaki ofisin o günü nasıl geçirdiğini de belirliyor. Konuşma ve dua için mikrofon kullanmak, sesi yalnızca davetlilere yetecek kadar açmak, müziği tören süresiyle sınırlamak çoğu zaman yeterli oluyor.

Park ise ikinci sınav. Davetliler arabayla geliyor ve çoğu kapının hemen önüne bırakmak istiyor. Bir saat içinde sokakta çift sıra park oluyor, komşu dükkânın müşterisi yanaşamıyor, belki bir ambulans ya da çöp aracı geçemiyor. Yakındaki bir otoparkla önceden konuşmak, davetiyeye park bilgisini eklemek, açılış süresince sokağı izleyen bir görevli bulundurmak, kurumsal açılışlarda servis ve vale düzeni kurmak bu sorunun büyük bölümünü çözüyor. Fabrika açılışlarında aynı mesele köy yollarında ve organize sanayi caddelerinde yaşanıyor; servis araçlarının yan fabrikanın vardiya çıkışına denk gelmemesi bile planlanması gereken bir ayrıntı.

Açılış töreni bir günlük bir gösteri değil, işletmenin mahalleyle kurduğu ilk ilişki; bu ilişkinin tonunu da kurdeleden çok, o gün kaldırımda, sokakta ve komşu dükkânın önünde olanlar belirliyor.

Kalabalık dağıldıktan sonrası da bu ilişkinin parçası. Lokma kâğıtları, karton bardaklar, pasta tabakları çoğu zaman kaldırımda ve komşu dükkânların önünde kalıyor. Açılış akşamı sokağın süpürülmesi, ertesi sabah komşulara uğrayıp teşekkür edilmesi ve varsa bir rahatsızlık için özür dilenmesi, açılışa harcanan bütün emek kadar değer taşıyor. Yan dükkânın sahibi o günü belki bir ay sonra unutacak; ama sokağının bırakıldığı halini, kendisine nasıl davranıldığını uzun süre hatırlayacak.

Sonuçta

Bizde açılış, işletmenin hayatında bir kez yaşanan ve o yüzden biraz da duygusal bir gün. Bu duyguyu küçümsemiyorum; aksine açılış töreninin asıl gücünün bu olduğunu düşünüyorum. Ama o günün iyi geçmesi için gereken şeylerin çoğu ne büyük bir bütçe ne de kalabalık bir ekip istiyor. Komşuya elden götürülen bir davetiye, sesi kısılmış bir hoparlör, önceden konuşulmuş bir otopark, denenmiş bir makas ve akşam süpürülen bir kaldırım, bir açılışı davetlinin gözünde de mahallenin gözünde de bambaşka bir yere taşıyor.

Bir fırının açılışında da bir fabrikanın açılışında da aynı soruyu sormak bence yeterli bir başlangıç.

Açılıştan bir hafta sonra yan dükkânın sahibi, sizin açılışınızı kime nasıl anlatıyor?

İlgili Yazılar