İçindekiler
- Mezuniyet töreni kimin günü? Mezun kadar ailenin de
- Lise mezuniyetiyle üniversite mezuniyeti aynı tören değil
- Kampüs mü, stadyum mu, spor salonu mu, kongre merkezi mi?
- Mezuniyet töreni programı: resmî bölümden kep atmaya
- En uzun bölüm: yüzlerce ismin okunması
- Cübbe, kep ve kep atma anı
- Aileler nerede oturacak? Ulaşım, park, gölge ve su
- Mezuniyet töreni kaç saat sürer?
- Sonuçta
- İlgili Yazılar
Kampüsün ana kapısına giden kaldırımda o sabah ilk yerini alanlar aileler değil, satıcılar oluyor. Kovaların içinde tek tek selofana sarılmış güller ve ayçiçekleri, bir sopanın ucunda sallanan “Mezun oldum” yazılı balonlar, katlanır masasında kep süsü ve fotoğraf çerçevesi satan bir genç. Saat sekiz buçuk, tören onda başlayacak, ama otoparkın girişinde şimdiden başka şehirlerin plakasını taşıyan arabalar sıraya girmiş. Bir anne elinde katlanır tabureyle önden yürüyor, arkasında bastonuyla bir dede, onun koluna girmiş küçük bir torun. Kapının yanında cübbesini koluna atmış, kepini elinde tutan bir öğrenci telefonla konuşuyor: “Siz girin, ben bölümün önünde arkadaşlarla buluşacağım, tören bitince sizi bulurum.”
Mezuniyet töreni birkaç saat sürüyor ama pek çok aile onu yılların toplamı gibi yaşıyor. Düzenleyen tarafta ise iş son derece somut: binlerce kişilik bir kalabalık, yüzlerce isim, haziran güneşi, park yeri ve bütün bunların ortasında herkesin aynı birkaç saniyeyi görmek istemesi. Bir mezuniyet töreni hazırlarken ben işe çoğu zaman sahneden değil, o kapıdan ve elinde taburesiyle yürüyen anneden başlıyorum.
Mezuniyet töreni kimin günü? Mezun kadar ailenin de
Mezuniyet töreni, bir okulun eğitimini tamamlayan öğrencilerini aileleri ve hocaları önünde uğurladığı, diplomalarını ya da onların yerini tutan temsilî belgeyi verdiği tören. Kâğıt üzerinde mezunlar için yapılıyor, ama oturma alanının büyük kısmını aileler dolduruyor.
Bizde mezuniyet hâlâ bir aile olayı. Ailenin ilk üniversite mezunu çıkıyorsa anneanne köyden getiriliyor, amca işinden izin alıyor, başka şehirde yaşayan teyze bir gece önceden otobüse biniyor. Mezun için tören bir veda; arkadaşlarıyla son kez aynı sırada oturmak, dört yılın kapanışı. Aile içinse yıllarca gönderilen harçlığın, yurttan gelen telefonların, sınav haftası kaygılarının karşılığı.
Bu ikiliği görmek planı değiştiriyor. Yalnızca mezunları düşünerek kurulan bir tören sahneyi, cübbeyi ve kep atmayı merkeze alıyor. Aileyi de düşünerek kurulan bir tören ise bunlara ek olarak oturacak yeri, gölgeyi, tuvaleti, yaşlı birinin yürüyeceği mesafeyi ve bir annenin çocuğunu kalabalığın içinde seçebilmesini hesaba katıyor. Bence iyi bir mezuniyet bu ikinci yoldan kuruluyor.
Lise mezuniyetiyle üniversite mezuniyeti aynı tören değil
Diploma töreni, mezuniyetin en eski çekirdeği: öğrencinin adının okunması, sahneye çıkması ve elinden bir belge alması. Lisede de üniversitede de bu çekirdek aynı kalıyor; etrafına kurulan şey ise ölçekle birlikte çok değişiyor.
Lise mezuniyetinde mezun sayısı çoğu zaman birkaç yüzü geçmiyor ve tören okul bahçesinde, spor salonunda ya da ilçenin kültür merkezinde yapılıyor. Öğretmenler herkesi adıyla tanıyor, sunuculuğu çoğu zaman bir öğrenci üstleniyor, okul aile birliği hazırlığın bir kısmını omuzluyor. Lise töreni daha samimi ve daha kısa, ama ailenin duygusu en az üniversitedeki kadar yoğun.
Üniversitede ise mezun sayısı binleri buluyor. Bu yüzden üniversiteler ya mezuniyeti fakülte fakülte ayırıyor ya da bütün mezunları tek bir büyük törende toplayıp diploma kısmını temsilî yapıyor. Fakülte töreninde bölümler kendi sıralarında oturuyor, dekan ve bölüm başkanları sahnede, mezunlar tek tek çağrılıyor. Genel törende stadyum ya da geniş bir açık alan kullanılıyor, sahneye fakülte ve bölüm birincileri çıkıyor, diğer mezunlar yerlerinde alkışlanıyor. İkisinin de yeri var. Bir anne için günün en değerli anı çocuğunun adının okunması olduğundan, ben fakülte töreninin aileye daha çok şey verdiğini düşünüyorum; genel tören ise üniversitenin bütün mezunlarını bir arada görmenin, o büyüklüğü hissetmenin yolu.
Kampüs mü, stadyum mu, spor salonu mu, kongre merkezi mi?
Mezuniyet töreni için alan seçerken ilk hesap kalabalığın kendisi. Her mezunun yanında genellikle iki üç aile üyesi geliyor; alanın mezun sayısının birkaç katını rahatça alabilmesi gerekiyor.
Kampüsün çim alanı, amfi tiyatrosu ya da meydanı törene en çok yakışan yer bence; mezun dört yılını geçirdiği binaların önünde uğurlanıyor. Ama sahne, ses, sandalye, gölge, tuvalet, her şey dışarıdan kuruluyor ve bu kurulum bir gün önceden başlıyor. Stadyumda tribün, giriş kapıları, tuvaletler ve aydınlatma hazır; mezunlar sahada ya da pistte oturuyor, aileler tribünde. Stadyumun zorluğu mesafe: Tribünün üst sıralarındaki bir aile, aşağıda yüzlerce aynı cübbenin içinde kendi çocuğunu seçemiyor, bu yüzden büyük ekran ve iyi bir kamera çekimi orada süs değil, törenin kendisi oluyor. Kapalı spor salonu havadan bağımsız ama kapasitesi sınırlı, haziranda havalandırması zorlanıyor, akustiği de konuşmaları yankıya boğabiliyor. Kongre merkezi ise koltuğu, sesi ve kliması hazır bir seçenek; fakülte ölçeğinde çok iyi çalışıyor, bütün üniversiteye çoğu zaman yetmiyor.
Hava, alan kararının ayrılmaz parçası. Mezuniyetler bizde çoğunlukla haziranın ikinci yarısına ve temmuzun başına denk geliyor. Öğle saatinde, gölgesiz bir alanda, siyah cübbenin içinde iki saat oturmak artık kimseye iyi gelmiyor; sabahın erken saatleri ya da güneşin kırıldığı akşamüstü çok daha insanca. Yağmur ihtimali için de baştan bir karar gerekiyor: törenin kapalı bir alana alınacağı saat, bu kararı kimin vereceği ve ailelere nasıl duyurulacağı önceden belli olduğunda, tören sabahı gökyüzüne bakıp beklemek zorunda kalınmıyor.
Mezuniyet töreni programı: resmî bölümden kep atmaya
Mezuniyet töreni programı çoğu okulda benzer bir sırayı izliyor: resmî açılış, konuşmalar, dereceye girenlerin ödülleri, diploma ya da temsilî diploma takdimi ve en sonda kep atma.
Resmî açılış birkaç dakikalık bir bölüm; saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlıyor, ayrıntıları okulun kendi uygulamasına göre kuruluyor. Ardından konuşmalar geliyor. Lisede okul müdürü, üniversitede rektör ve dekanlar, bazen bir onur konuğu, neredeyse her törende de bir mezun temsilcisi söz alıyor. Törene katılan resmî konuklar mezuniyete ayrı bir ağırlık katıyor; onların karşılanması, oturma yeri ve konuşma sırası protokolün kendi düzeniyle kuruluyor. Her konuşmacıya ayrılan sürenin baştan söylenmesi programı korumanın en sade yolu. Sahada gördüğüm kadarıyla en sessiz dinlenen konuşma çoğu zaman mezun temsilcisininki oluyor.
Dereceye girenlerin ödülleri bölüm birincilerinden okul birincisine kadar uzanıyor. Ödül anını sahnede kurmanın kendi incelikleri var; mezuniyette ayrıca dikkat edilecek şey, birincilerin ailelerinin o anı yakından görebileceği ve fotoğraflayabileceği bir yerde oturması. Tıp gibi bazı fakültelerde mezunların topluca meslek andı okuması da programın parçası ve o birkaç dakika için mezunların ayağa kalkacağı, metnin ekranda ya da ellerinde olacağı önceden düşünülüyor.
Bütün bu akışı taşıyan belge mezuniyet töreni sunucu metni. İçinde açılış cümlesi, protokol hitabı, bölümler arası geçişler, ödül alacakların ve mezunların listesi, zor isimlerin okunuşu yer alıyor. Sunucu bir öğretim elemanı da olabilir, iletişim fakültesinden bir öğrenci de, profesyonel bir sunucu da; hangisi olursa olsun elinde tören sabahı değişen her ismin işlendiği tek bir son sürüm bulunması gerekiyor.
En uzun bölüm: yüzlerce ismin okunması
Mezuniyet töreninin asıl yükü, mezunların adlarının tek tek okunup sahneden geçtiği bölüm. Programın en sevilen kısmı da, en uzun kısmı da bu.
Hesabı yapınca mesele açıkça görünüyor. Bir mezunun adının okunması, sahneye çıkması, el sıkışması, belgesini alması, bir fotoğraf için durup inmesi kabaca yirmi saniye tutuyor. Üç yüz mezunda bu yüz dakika ediyor; araya bir tıkanma, yanlış sırada bekleyen bir öğrenci, sahnede uzayan bir sarılma girdiğinde daha da uzuyor.
Bu yüzden ilk karar ölçekle ilgili. Mezun sayısı büyüdükçe töreni bölüm bölüm ya da fakülte fakülte ayrı saatlere bölmek, her bölüme kendi sahne anını veriyor ve kimseyi dört saat oturtmuyor. Bölmek mümkün değilse temsilî tören yapılıyor; birinciler sahneye çıkıyor, diğer mezunların adları ekranda akarken bölüm bölüm ayağa kalkıp alkışlanıyor. Tek tek okunacaksa iş sıralamada kazanılıyor. Mezunların sahneye çıkış sırasına göre oturtulması, sahnenin bir yanından çıkıp öbür yanından inilmesi, sırası yaklaşan grubun sahne kenarındaki bekleme alanına önceden alınması ve iki okuyucunun dönüşümlü okuması, yirmi saniyeyi on beşe indirebiliyor ve bu birkaç saniye üç yüz kişide yarım saat ediyor.
Telaffuz ise ayrı bir özen istiyor. Az bilinen soyadları, iki heceli ve vurgusu yöreye göre değişen isimler, yabancı uyruklu öğrencilerin adları; hepsi sahnede yanlış okunmaya açık. Her mezunun kendi adını nasıl okunmasını istediğini önceden bir kartta yazması ve o kartı sahneye çıkarken okuyucuya uzatması, gördüğüm en işe yarar uygulamalardan biri. Bir annenin yıllar önce özenle seçtiği adın, çocuğunun mezuniyet gününde mikrofondan yanlış duyulması küçük bir hata gibi görünse de o aile için günün en çok anlatılan anı oluyor.
Mezuniyet töreninde en çok emek isteyen iş sahnenin kendisi değil, o sahneden geçecek her mezunun adını doğru ve sırasında okuyabilmek; çünkü oturma alanındaki her aile, törenin tamamı boyunca yalnızca o birkaç saniyeyi bekliyor.
Cübbe, kep ve kep atma anı
Cübbe ve kep mezuniyetin kıyafeti; bizde çoğu okulda mezunlara tören için kiralanıyor ya da satılıyor ve dağıtımı başlı başına bir operasyon. Bazı üniversitelerde fakültelere göre renk ya da şerit farkı da oluyor.
Tören sabahı yüzlerce mezunun aynı masaya gelip beden aradığı bir dağıtım, programı daha başlamadan geciktiriyor. Dağıtımı bir iki gün önceden, bölüm bölüm ve öğrenci numarasına göre hazırlanmış bir listeyle yapmak, eksik ya da yanlış bedeni tören sabahına bırakmıyor. İade tarafı daha çok unutuluyor. Tören biter bitmez mezun ailesiyle fotoğraf çekmek istiyor, iade masası ise kuyruğu bir an önce eritmek istiyor; iade için ertesi güne kadar makul bir süre tanımak, mezunun o saatini ailesine bırakıyor. Siyah cübbe haziran güneşinde çabuk ısındığı için onu tören başlamadan hemen önce giymek mezunları epey rahatlatıyor.
Kep atma, törenin sonunda mezunların keplerini aynı anda havaya fırlattığı an ve ailelerin en çok fotoğrafladığı sahne. Sunucunun anı birkaç saniye önceden haber vermesi, geri sayımı birlikte yaptırması, fotoğrafçıların önceden yerini alması o birkaç saniyeyi herkes için yakalanabilir kılıyor. Kiralık kep geri verilecekse havada karışan ve kaybolan keplerin nasıl karşılanacağını baştan konuşmak tartışmayı önlüyor. Kep atıldıktan sonra aileler mezunlarının yanına inmek istiyor; buna belirli bir alanın açılması ve kampüsün tanınan bir binasının önünde rahatça fotoğraf çekilebilmesi, sabah kapıda balon alan ailenin günü kapattığı yer oluyor.
Aileler nerede oturacak? Ulaşım, park, gölge ve su
Aile oturma alanı, mezuniyet töreninin en çok tartışılan kararı. Mezun başına verilecek aile kartı sayısı alanın kapasitesine göre baştan belirleniyor ve mezunlara erkenden duyuruluyor; kart sayısını aşan aileler için ekranlı ikinci bir alan düşünmek, kapıda kimsenin geri çevrilmemesini sağlıyor. Ailelerin mezunların hangi blokta oturduğunu önceden bilmesi, tören boyunca boyun uzatıp çocuğunu arayan anneleri azaltıyor.
Ulaşım ve park ikinci büyük mesele. Kampüs otoparkı mezuniyet sabahı neredeyse hiçbir zaman yetmiyor. Aile kartıyla birlikte toplu taşıma bilgisinin, varsa ring ya da servis saatlerinin ve en yakın otoparkların gönderilmesi, yaşlı ve yürümekte zorlanan konuklar için kapıya yakın bir bırakma noktası ayrılması sabahki trafiğin büyük kısmını çözüyor.
Açık alanda gölge ve su ise sağlık meselesi. Sabah sekizde yer tutmaya gelen bir aile, törenin sonuna kadar dört beş saat orada kalıyor. Gölgelik, su dağıtım noktaları, yeterli tuvalet ve görünür bir sağlık ekibi bu yüzden törenin temel parçaları. Erişilebilirlik de aynı listede: tekerlekli sandalyeli bir dedenin ön tarafta, sahneyi gören bir yerde ve refakatçisinin yanında oturabilmesi, basamaksız bir güzergâh, işitmekte zorlananlar için isimlerin ekranda da görünmesi. Mezuniyete gelenlerin önemli bir bölümü altmışını geçmiş büyükler; onları düşünmeden kurulmuş bir oturma planı, törenin en çok gelmesini istediği insanları en çok yoruyor.
Mezuniyet töreni kaç saat sürer?
Mezuniyet töreninin süresi her şeyden çok mezun sayısına ve isimlerin tek tek okunup okunmadığına bağlı.
Birkaç yüz mezunlu bir lise töreni genellikle bir buçuk iki saat içinde bitiyor. Mezunların adlarının tek tek okunduğu bir fakülte töreni, mezun sayısına göre genellikle iki ila üç saat sürüyor; kalabalık fakültelerde bunu aşabiliyor. Birincilerin sahneye çıktığı, diğer mezunların temsilî olarak alkışlandığı genel bir tören ise çoğu zaman iki saat civarında kalıyor. Ailenin günü ise bundan çok daha uzun. Kapılar törenden bir iki saat önce açılıyor, iyi yer isteyen aileler o saatte geliyor; tören bittikten sonra fotoğraflar, cübbe iadesi, kampüsten çıkış trafiği derken mezuniyet aile için yarım günü kolayca buluyor.
Bu yüzden davetiyeye ya da aile kartına yalnızca başlangıç saatini değil, gerçekçi bir bitiş saatini de yazmayı doğru buluyorum. Şehir dışından gelen bir aile dönüş otobüsünü, bastonlu bir dede gün içindeki ilacını, küçük çocuğu olan bir anne öğle uykusunu o saate göre ayarlıyor. Programın üç saati aşacağı görülüyorsa töreni bölmek, son yarım saatte oturma alanının yarısının boşalmasını izlemekten her zaman daha iyi.
Sonuçta
Okul için yüzlerce mezundan biri olan genç, ailesi için o günün tek sebebi. Bütün hazırlığın bu iki bakışı aynı anda taşıması gerekiyor: okulun programı akıtma kaygısı ile ailenin o tek ismi duyma beklentisi.
Bunun için büyük bir bütçe ya da gösterişli bir sahne gerekmiyor. Doğru saate konmuş bir tören, gölgeli bir oturma alanı, önceden dağıtılmış cübbeler, sırasına göre oturan mezunlar ve doğru okunan isimler, kampüs kapısındaki o tabureli anneye gününü kendi istediği gibi yaşatmaya yetiyor.
Listedeki son mezunun adı okunduğunda, onun anneannesi hâlâ yerinde oturuyor olacak mı?



