İçindekiler
- Açılış konuşması ne işe yarıyor? Salonu toplamak ve ev sahipliği yapmak
- Açılış konuşması mı, açış konuşması mı?
- Kısa bir açılış konuşması kaç dakika sürer?
- Selamdan programa geçişe kadar açılış konuşmasının iskeleti
- Kısa bir açılış konuşması örneği
- Kâğıttan okumak mı, serbest konuşmak mı?
- Birden fazla konuşmacı varsa açılış nasıl paylaştırılır?
- Mikrofon, kürsü, ekran ve prova
- Sonuçta
- İlgili Yazılar
Salonun arka kapısı hâlâ açık. Kayıt masasından yaka kartını yeni almış birkaç kişi eğilerek içeri giriyor, sıranın ortasındaki boş koltuğa doğru ilerliyor; yolu üstündekiler dizlerini yana çekiyor, bir sandalye zemine sürtünüyor. Üçüncü sırada biri telefon görüşmesini bitirmeye çalışıyor, salonun bir köşesinde başka bir telefon çalıyor ve sahibi ekrana bakıp sesini kısana kadar birkaç saniye geçiyor. Işıklar henüz tam kısılmamış. Sunucu programı açmış, ev sahibi kurumun başkanını kürsüye davet etmiş ve başkan, salonun yarısı hâlâ yerleşirken ilk cümlesini söylemek üzere.
Açılış konuşması neredeyse her zaman bu dakikalara düşüyor ve açılış konuşması nasıl yapılır diye düşünmeye bence buradan başlamak gerekiyor. Kürsüye çıkan kişi karşısında dikkatini vermeye hazır bir salon bulmuyor; aklı hâlâ otoparkta, kayıt kuyruğunda ya da sabahki toplantıda kalmış bir kalabalık buluyor. Etkinliğin ilk konuşması bu yüzden diğerlerinden farklı bir iş yapıyor. Bir kongrenin, bir sempozyumun, bir lansmanın ya da bir derneğin yıllık buluşmasının ilk sözleri, içerik anlatmaktan çok salonu o içeriğe hazırlıyor.
Açılış konuşması ne işe yarıyor? Salonu toplamak ve ev sahipliği yapmak
Açılış konuşması, etkinliğin ev sahibinin ya da onun adına konuşan kişinin salonu selamladığı, konuklara hoş geldiniz dediği ve etkinliğin neden yapıldığını birkaç cümleyle söylediği ilk konuşma. Sunucunun programı açarken söylediği takdim cümleleri bunun yerini tutmuyor; sunucu salonu yönetiyor, açılış konuşmasını yapan kişi ise salonu ağırlıyor.
Bence bu konuşmanın dört işi var ve dördü de kısa sürede yapılabiliyor. Dağınık dikkati sahneye çevirip salonu toplamak, gelen herkese burada beklendiğini hissettirip ev sahipliği yapmak, etkinliğin neden yapıldığını bir iki cümleyle söylemek ve sonunda bir sonraki bölüme köprü kurmak. Köprünün öbür ucunda ilk oturum, protokol konuşmaları ya da günün ana konuğu olabiliyor.
Sahada en sık gördüğüm sorun, açılış konuşmasının bu dört işin yanına başka işler eklemeye çalışması. Kurumun tarihçesi, geçen yılın faaliyetleri, sektörün genel durumu, gelecek yılın hedefleri art arda sıralanıyor. Salon daha yerleşmeden anlatıldıklarında hiçbiri dinlenmiyor ve konuşmanın asıl işi de gölgede kalıyor.
Resmî programlarda konuşmalardan önce saygı duruşu ve İstiklal Marşı yer alıyor. Bu bölümün ardından kürsüye çıkan kişi salonun en toplu olduğu anı devralıyor ve ilk cümlesini o ana yakışır bir ağırlıkta kurması ayrıca önem kazanıyor. Bir dükkânın ya da tesisin kapısında yapılan açılış töreninde ise konuşmalar kurdeleye ve hayır duasına yer açmak için çok daha kısa tutuluyor; salonda yapılan açılış konuşması ise oturup dinlemeye hazırlanan bir kalabalığa söylenen ilk sözler.
Açılış konuşması mı, açış konuşması mı?
Programlarda, davetiyelerde ve sunucu metinlerinde iki kullanımı da görüyorum. Etkinlik programlarının çoğunda ve gündelik dilde “açılış konuşması” yerleşmiş durumda; bazı resmî metinlerde ve dile özellikle özen gösteren kişilerin hazırladığı programlarda ise “açış konuşması” tercih ediliyor. “Açış” diyenlerin bir kısmı, konuşmanın bir şeyi açtığını, kendisinin açılmadığını söyleyerek bu biçimi daha yerinde buluyor. “Açılış” diyenler ise kullanımın dilde çoktan yerleştiğini düşünüyor.
Ben bu konuda kesin bir hüküm verecek kişi değilim. Organizatör olarak benim için önemli olan, aynı etkinliğin davetiyesinde, programında, ekrandaki yazıda ve sunucu metninde tek bir biçimin kullanılması. Ev sahibi kurum hangisini tercih ediyorsa onu kullanıyor ve bütün metinlerde aynı tutuyoruz; programda “açış”, ekranda “açılış” yazması dikkatli bir göze, kurumun kendi metinlerini bir kez yan yana koyup okumadığını düşündürüyor.
Kısa bir açılış konuşması kaç dakika sürer?
Kısa bir açılış konuşması, sahada iyi çalıştığını gördüğüm kadarıyla üç ile beş dakika arasında bitiyor. Bu kesin bir kural değil; kırkıncı yılını kutlayan bir derneğin açılışı biraz daha uzun sürebilir. Ama süreyi kısa tutmanın bir gerekçesi var ve o gerekçe salonun kendisinde.
Açılış konuşmasının ilk dakikası çoğu zaman salonun yerleşmesiyle geçiyor. İkinci dakikada dikkat toplanıyor, sonraki birkaç dakikada salon gerçekten dinliyor. Bundan sonrası, programda sırada bekleyen başka konuşmalar da varsa, salonun sabrından yiyor. Bizde resmî ve kurumsal açılışlarda genellikle tek bir konuşma olmuyor; ev sahibinin ardından ortak kurumlar, destek veren kuruluşlar ve davetli makamlar söz alıyor. İlk konuşma uzadığında bütün açılış bölümü uzuyor, asıl programın başladığı saat kayıyor.
Süreyi korumanın en kolay yolu metni süreyle birlikte düşünmek. Konuşmacı metnini bir kez kendi sesiyle, kronometreye bakarak okuduğunda beş dakikanın kaç paragraf ettiğini kendisi görüyor ve bu, dışarıdan yapılacak her uyarıdan daha ikna edici oluyor. Organizatör olarak bizim yaptığımız da konuşmacıya ya da ekibine açılış için kaç dakikası olduğunu baştan söylemek ve bunu akış cetveline öyle yazmak; süre önceden ve açıkça söylendiğinde konuşmacıların büyük bölümü ona uyuyor.
Selamdan programa geçişe kadar açılış konuşmasının iskeleti
İyi kurulmuş bir açılış konuşması selam ve hitapla başlıyor, kısa bir teşekkürle devam ediyor, etkinliğin amacını söylüyor, bu amacı bir hikâye ya da somut bir anla salona taşıyor ve programa geçişle bitiyor. Sıra her konuşmada birebir aynı olmak zorunda değil ama metnin bu parçaları taşıyıp taşımadığına bakmak işe yarıyor. Salonda makam sahipleri varsa kimlerin hangi sırayla anılacağı protokolün kendi kurallarına bağlı ve konuşmanın ilk cümleleri o sıraya göre kuruluyor.
Asıl dikkat isteyen kısım hitaptan sonra gelen teşekkür. Teşekkür etmek ev sahipliğinin doğal parçası; destek veren kurumlar, sponsorlar, bilim kurulu, düzenleme kurulu ve emeği geçen ekip anılmak istiyor ve bunu hak ediyor. Sorun, bu listenin her yıl biraz daha uzaması. Bir yıl unutulan kurum ertesi yıl listeye ekleniyor, yeni bir sponsor geliyor, bir kurul üyesinin adının ayrıca anılması isteniyor ve sonunda teşekkür, konuşmanın en uzun bölümüne dönüşüyor. Salon bu bölümde yeniden telefonuna dönüyor.
Benim önerdiğim, teşekkürü kişi kişi saymak yerine gruplar hâlinde yapmak ve adların tek tek görüneceği yeri başka bir ana bırakmak. Sponsorların adları ekranda, programda ve kapanışta zaten görünüyor; açılış konuşmasında bu buluşmayı mümkün kılan destekçilere toplu bir teşekkür çoğu zaman yetiyor. Adı ayrıca anılması gereken birkaç kurum varsa onları anıp geri kalanı tek bir cümlede toplamak hem teşekkürü değerli tutuyor hem de süreyi koruyor.
Amaç kısmı konuşmanın kalbi. Etkinliğin neden yapıldığı bir iki cümleyle, kurum dilinden çok insan diliyle söylendiğinde salon onu hatırlıyor. Hemen ardından gelen hikâye ya da somut an, bu amacı gözle görülür kılıyor: bir üyenin geçen yıl yaşadığı bir durum, kurumun ilk toplantısının yapıldığı küçük oda, bir katılımcının kayıt formuna yazdığı tek bir cümle. Salonda bir görüntü bırakan tek bir an yeterli oluyor. Son cümleler ise birazdan ne olacağını, kimi dinleyeceğimizi ve günün nasıl akacağını söyleyip sözü sunucuya ya da bir sonraki konuşmacıya bırakıyor.
Bence iyi bir açılış konuşması, etkinliğin bütün içeriğini anlatmaya çalışan değil, salonun dağınık dikkatini toplayıp onu bir sonraki konuşmacıya bütün hâlinde teslim eden konuşma.
Kısa bir açılış konuşması örneği
Açılış konuşması metni her kurumda ve her etkinlikte başka türlü yazılıyor. Hazır bir metni olduğu gibi kürsüye taşımanın pek işe yaradığını düşünmüyorum; salon o metnin kendisi için yazılmadığını kısa sürede hissediyor. Yine de iskeletin nasıl çalıştığını göstermek için, bir üretici derneğinin yıllık buluşmasında yapılabilecek kısa bir açılış konuşması şöyle olabilir:
“Değerli konuklar, sevgili üyelerimiz, hepiniz hoş geldiniz. Bugün burada olabilmemiz için emek veren düzenleme kurulumuza, bizi yalnız bırakmayan destekçilerimize ve yollara düşüp gelen herkese teşekkür ederim. Derneğimiz olarak bu buluşmayı beşinci kez yapıyoruz ve her yıl aynı soruya dönüyoruz: Köyde üretilen bir ürün, şehirdeki sofraya daha adil bir yoldan nasıl ulaşır? Geçen yıl bu salonda tanışan iki üreticimiz bugün ürünlerini ortak bir depoda saklıyor ve kışı birlikte planlıyor; biz bu buluşmayı biraz da böyle tanışmalar için yapıyoruz. Bugün bizi iki oturum, bir atölye ve uzun bir öğle arası bekliyor, aranızda tanışmadık kimse kalmasın istiyoruz. Sözü şimdi ilk oturumumuzun moderatörüne bırakıyorum, hepinize verimli bir gün dilerim.”
Bu metin yüksek sesle okunduğunda bir dakika kadar sürüyor ve iskeletin bütün parçalarını taşıyor. Teşekkür gruplar hâlinde yapılmış, amaç bir soruyla söylenmiş ve iki üreticinin ortak deposuyla somut bir görüntüye bağlanmış. Resmî bir programda başına protokol hitabı ekleniyor. Konuşmacı süresini biraz daha kullanmak isterse uzatılacak yer bence teşekkür değil, hikâye; salon bir ismi daha duymaktansa o iki üreticinin nasıl tanıştığını dinlemeyi tercih ediyor.
Kâğıttan okumak mı, serbest konuşmak mı?
Açılış konuşmasını kâğıttan okumak bizde, özellikle resmî ve kurumsal açılışlarda, son derece yaygın ve salon bunu yadırgamıyor. Bence sorun okumak değil, okunan metnin konuşmak için yazılmamış olması. Bir rapor gibi yazılmış, uzun yan cümlelerle ve edilgen fiillerle ilerleyen bir metin, ne kadar özenle okunursa okunsun salonda yazı gibi duruyor. Aynı fikirler kısa cümlelerle, birinci ağızdan, karşıdaki birine anlatılıyormuş gibi yazıldığında okunan metin de konuşmaya dönüşüyor.
Kâğıttan okuyacak konuşmacı için birkaç küçük ayrıntı işi kolaylaştırıyor ve bunları konuşmacının ekibine önceden hatırlatmak organizatörün işi. Metnin büyük puntoyla basılması, sayfaların numaralanıp zımbasız konması ve kâğıdın mikrofondan biraz uzakta tutulması, kürsüde sayfa çevrilirken salonu dolduran o hışırtıyı ve yanlış sayfadan devam etme telaşını önlüyor.
Serbest konuşmak ise salonla göz teması kurmanın en doğal yolu ama kendi riskini taşıyor. Hazırlıksız serbest konuşma en çok süreyi kaçırıyor; konuşmacı salonun ilgisini hissettikçe bir anı daha, bir teşekkür daha ekliyor ve beş dakika on beşe çıkıyor. Bu yüzden serbest konuşmayı seven konuşmacılara küçük bir karta yalnızca başlıkları yazmalarını öneriyorum: selam, teşekkür edilecek gruplar, amaç cümlesi, anlatılacak an ve son cümle. Kart elde olunca konuşma serbest kalıyor ama yolunu kaybetmiyor. İlk ve son cümleyi ezberlemek de iyi bir orta yol.
Birden fazla konuşmacı varsa açılış nasıl paylaştırılır?
Etkinlik açılış konuşması çoğu zaman tek bir konuşma değil, art arda gelen birkaç konuşmadan oluşan bir bölüm. Ortak düzenlenen bir sempozyumda iki üç kurumun temsilcisi, bir kongrede dernek başkanı ve davetli konuklar söz alıyor. Bu konuşmaların sırası protokol düzenine göre belirleniyor; organizatör için zor olan sıra değil, içerik.
Sahada en sık gördüğüm şey konuşmaların birbirini tekrar etmesi. Her konuşmacı etkinliğin adını baştan açıklıyor, aynı rakamları veriyor, aynı kurumlara teşekkür ediyor, aynı tarihçeyi anlatıyor. Ekipler metni kendi masalarında, diğer konuşmaları görmeden hazırladığı için bu çok doğal. Salondaki katılımcı ise üçüncü konuşmada aynı cümleyi üçüncü kez duyuyor.
Bunun önüne geçmek için organizatörün yapabileceği şey, konuşmacıların ekiplerine etkinlikten bir iki hafta önce kısa bir not göndermek. O notta açılış bölümünde kimlerin hangi sırayla konuşacağı, her konuşmaya ayrılan süre ve her konuşmanın doğal olarak yaslanacağı konu yazıyor. Ev sahibi hoş geldiniz diyor ve etkinliğin neden yapıldığını anlatıyor, ortak kurumun temsilcisi kurumunun bu işe neden ortak olduğunu söylüyor, destek veren kuruluş desteğin ardındaki düşünceyi paylaşıyor ve konuşmalar böylece birbirinin üstüne değil, yan yana kuruluyor. Makam sahiplerinin konuşmaları kendi ekiplerince hazırlanıyor ve bu metinler onların takdirinde; organizatöre düşen, programın akışını ve diğer konuşmaların konusunu o ekiplere vaktinde iletmek. Teşekkürü konuşmalar arasında paylaştırmak da tekrarı büyük ölçüde azaltıyor; sponsorlara ev sahibi ya da sunucu bir kez teşekkür ettiğinde diğer konuşmacıların aynı listeyi yeniden okumasına gerek kalmıyor.
Mikrofon, kürsü, ekran ve prova
Açılış konuşmasının teknik tarafı, konuşmanın ilk on saniyesini belirliyor. Konuşmacı mikrofonu kendi boyuna göre ayarlamaya uğraşırken, mikrofon bir anlık cızırtı verirken ya da ses henüz açılmamışken söylenen ilk cümle salona ulaşmıyor ve salon tam toplanacağı anı kaçırıyor. Kürsü mikrofonunun konuşmacının boyuna önceden ayarlanması, ses masasının mikrofonu konuşmacı kürsüye varmadan açması ve kürsünün üstünde metnin duracağı yerin aydınlık olması, birkaç dakikalık hazırlıkla çözülen şeyler.
Hangi mikrofonun kullanılacağı da önceden konuşulması gereken bir karar. Metin okuyacak biri için en rahatı kürsü mikrofonu. Sahnede yürüyerek konuşmayı seven birine el mikrofonu ya da yaka mikrofonu veriliyor; yaka mikrofonunun sahneye çıkmadan önce, kulis tarafında takılıp denenmesi gerekiyor. Ekranda konuşma boyunca ne görüneceği de belli olmalı. Konuşmacı bir görsel ya da kısa bir video kullanacaksa dosyayı bir gün önceden almak ve sırasını akışa yazmak gerekiyor; açılış konuşmasının ortasında görüntünün gelmesini beklenen o birkaç saniye, salonun en uzun saniyeleri oluyor.
Prova bu ayrıntıların hepsini bir araya getiriyor. Açılış konuşmasını yapacak kişi çoğu zaman provaya gelemiyor; o zaman ekipten biri onun yerine kürsüye yürüyor, mikrofonu onun boyuna göre ayarlıyor, birkaç cümle söylüyor ve ses masası seviyeyi buna göre kuruyor. Konuşmacı sabah biraz erken gelebiliyorsa, salon dolmadan kürsüye bir kez çıkıp salona oradan bakması ilk adımlarını çok rahatlatıyor. Sunucunun programın başında telefonların sessize alınmasını rica etmesi, arka kapıların konuşma başladığında kapatılıp geç gelenlerin yan kapıdan alınması da bence açılış konuşmasının hazırlığına dahil; çünkü konuşmacının ilk cümlesinin duyulup duyulmayacağını en az mikrofon kadar bunlar belirliyor.
Sonuçta
Açılış konuşması bir etkinliğin en kısa konuşmalarından biri, ama salonla kurulan ilk temas olduğu için etkisi süresinden büyük. Ondan beklenen gösterişli bir hitabet değil; salondakilerin kendilerini beklenmiş hissetmesi, neden orada olduklarını hatırlaması ve günün geri kalanına iyi bir başlangıçla geçmesi. Konuşmak için yazılmış bir sayfa, toplu bir teşekkür, diğer konuşmacılarla önceden paylaşılmış konular, doğru ayarlanmış bir mikrofon ve zamanında kapanan bir arka kapı, bunun için çoğu zaman yetiyor.
Konuşmacı ilk cümlesini söylediğinde salon gerçekten ona bakıyor olacak mı?



