İçindekiler
Bir etkinliğin ekonomik etkisi anlatılırken en çok kullanılan cümlelerden biri şu: “Esnafımıza can suyu oldu.”
Bu cümleyi festival organizatöründen, esnaf odasından, haber bülteninden duyarsınız. Ve doğru; etkinlik alanının yanındaki lokantacı o hafta sonu gerçekten üç kat satıyor. Büfeci su yetiştiremiyor. Otopark işleten adam bayram yapıyor.
Ama aynı etkinlikte iki sokak ötedeki kuaför, yol kapandığı için müşterisini kaybediyor. Mobilyacı, kamyonu dükkânın önüne yanaşamadığı için teslimatı erteliyor. Eczacı, kalabalık yüzünden düzenli müşterisinin gelmediğini söylüyor. Kahvehane dolu ama ciro aynı; çünkü gelenler oturup bir çay içiyor, tuvaleti kullanıyor, gidiyor.
“Etkinlik esnafa yarar” cümlesi doğru ama eksik. Kime yarar, kime yaramaz, nasıl yarar hale gelir; bunlar sorulmadığında esnaf, etkinliğin paydaşı değil, seyircisi oluyor.
Sahada bu ilişki, “can suyu” cümlesinin anlattığından çok daha karışık ve bence biraz daha dürüst konuşulmayı hak ediyor.
Kim kazanıyor?
Bir etkinliğin esnafa etkisi, dükkânın alana uzaklığına ve ne sattığına bağlı. Bu kadar basit ve bu kadar az konuşuluyor.
Kazananlar belli. Yeme içme, özellikle hızlı yeme içme: büfe, dönerci, pideci, kafe. Alana yüz metre mesafede olanlar. Otopark. Yakın oteller ve pansiyonlar, eğer etkinlik konaklama getiriyorsa. Market, eczane gibi ani ihtiyaç satanlar. Bazen taksiciler, bazen minibüs hatları.
Kaybedenler de belli. Yolun kapandığı sokaktaki herkes. Düzenli müşteriye çalışan dükkânlar: kuaför, terzi, beyaz eşyacı, mobilyacı, nalbur. Müşterisi arabayla gelen ve park yeri bulamayan her yer. Gürültüden rahatsız olan ofisler. Ve etkinlik alanına yakın ama “etkinlik ürünü” satmayan herkes.
Bir de bir orta grup var: Kalabalığı gören ama kazanmayan esnaf. Dükkânın önünden on bin kişi geçiyor, içeri kimse girmiyor. Çünkü etkinliğe gelen insan belirli bir amaçla geliyor; sahneye gidiyor, yemek yiyor, dönüyor. Yol üstündeki giyim mağazası ya da kuyumcu, kalabalıktan sadece yorgunluk alıyor.
Etkinliğin esnafa etkisi, şehrin esnafına değil, alanın yüz metre çevresindeki belirli bir esnaf grubuna. Bu doğru anlaşılmadığında, “esnafa can suyu” diye anlatılan etkinlik, esnaf odasının itiraz ettiği etkinliğe dönüşüyor ve organizatör neden olduğunu anlamıyor.
Esnaf neden şikâyet ediyor?
Türkiye’de birçok etkinlik, esnaf itirazıyla ya yer değiştiriyor ya da küçülüyor. Organizatör bunu nankörlük olarak görüyor: “Biz onlara müşteri getiriyoruz, onlar şikâyet ediyor.”
Esnafın şikâyeti genellikle üç yerden geliyor ve üçü de haklı.
Birincisi haber verilmemesi. Esnaf, dükkânının önündeki yolun kapanacağını etkinlik sabahı öğreniyor. Hazırlık yapamıyor, müşterisini uyaramıyor, teslimatını erteleyemiyor. Bir hafta önce bir kâğıt, bir toplantı, bir telefon; bunlar yapılmıyor çünkü esnaf, etkinlik planının bir parçası değil.
İkincisi dışarıdan gelen satıcılar. Festival alanına kurulan stantlar, yiyecek kamyonları, satış noktaları genellikle organizatörün getirdiği firmalar. Mahalledeki büfeci, alanın içinde kendisine rakip olarak kurulan stantları görüyor. Kalabalık geliyor ama parayı dışarıdan gelen alıyor; mahallenin esnafı dışarıdan izliyor. “Etkinlik bize yaradı” diyen de o stant sahipleri, “bize yaramadı” diyen de mahalleli.
Üçüncüsü ertesi gün. Çöp, kırık, kirli kaldırım, bozulan yol. Etkinlik bitti, alan toplandı, ama çevre sokaklar birkaç gün etkinliğin izini taşıyor. Esnaf bunu temizliyor ya da bununla yaşıyor; kimse sormuyor.
Bu üçü de organizatörün çözebileceği şeyler. Çözülmüyor, çünkü esnaf etkinlik planlanırken masada değil.
Esnafın etkinlikten şikâyet etmesinin sebebi etkinlik değil; etkinlikten haberdar olmaması.
Esnafı paydaş yapmak
Esnafı seyirci olmaktan çıkarmanın yolu, etkinlikten önce başlıyor.
Haber vermek. Etkinlikten en az iki hafta önce, alanın çevresindeki her dükkâna yazılı bilgi: hangi yol ne zaman kapanacak, otopark nerede olacak, kaç kişi bekleniyor, kime ulaşılabilir. Bu, yapıldığında şikâyetlerin büyük bölümünü ortadan kaldırıyor ve henüz çok az etkinlikte yapılıyor. İnsan, bildiği şeye hazırlanıyor.
Önce mahalleye sormak. Alana stant kurulacaksa, ilk teklif mahallenin esnafına. Büfeci alanın içinde kendi standını açabilir mi? Lokantacı etkinliğin yemeğini verebilir mi? Fırıncı sabah kahvaltısını karşılayabilir mi? Çoğu etkinlikte dışarıdan gelen firma mahalledekinden daha ucuz ya da daha hazır değil; sadece organizatörün tanıdığı. Mahalle esnafına ilk sırada sorulduğunda hem “yerel ekonomi” cümlesi gerçek oluyor hem de etkinliğin mahallede bir savunucusu oluyor.
Yolu kapatmak yerine yönlendirmek. Yol kapatmak kolay, trafiği yönetmek zor. Ama bazı sokaklar tamamen kapatılmak yerine tek yönlü tutulabilir, teslimat saatleri belirlenebilir, esnafın araç girişi için saat aralığı bırakılabilir. Bu, güvenlik planını biraz zorlaştırıyor ama esnafın etkinlik günü dükkânını kapatmak zorunda kalmamasını sağlıyor.
Ertesi günü planlamak. Alan temizliği etkinliğin parçası; çevre sokakların temizliği de öyle. Etkinlik bütçesine “ertesi sabah çevre temizliği” diye bir satır konduğunda esnafın ertesi gün yaşadığı sorun ortadan kalkıyor.
Bunların hiçbiri büyük bütçe istemiyor. Hepsi, esnafı etkinlik planının bir satırı olarak görmeyi istiyor.
Esnaf odası nerede?
Türkiye’de her şehirde esnaf odası var, çoğu etkinlikte masada yok.
Bu bence karşılıklı bir eksiklik. Organizatör, esnaf odasını bir engel olarak görüyor; “itiraz ederler” diye çağırmıyor. Esnaf odası da etkinliği kendi işi olarak görmüyor; masaya çağrılmayı bekliyor. Sonuç, aynı şehirde aynı hafta sonu için iki tarafın ayrı ayrı plan yapması ve etkinlik günü karşı karşıya gelmesi.
Esnaf odası etkinlik planına dahil edildiğinde üç şey oluyor. Birincisi, hangi sokağın ne zaman kapanacağı esnaf tarafından önceden biliniyor ve itiraz, etkinlikten önce ve masada çıkıyor; etkinlik günü ve sokakta değil. İkincisi, mahalle esnafının stant alması, yemek vermesi, hizmet sunması esnaf odası üzerinden organize ediliyor; organizatör tek tek dükkân dolaşmak zorunda kalmıyor. Üçüncüsü, etkinliğin esnafa etkisi ölçülebiliyor; oda, üyelerine “o hafta sonu cironuz ne oldu” diye sorabiliyor.
Bu üçüncüsü bence en değerlisi. “Esnafa can suyu oldu” cümlesinin yerine “alanın çevresindeki altmış dükkânın cirosu o hafta sonu yüzde kırk arttı, on dükkânın yüzde yirmi düştü” cümlesi konduğunda hem etkinliğin gerçek etkisi görünüyor hem de bir sonraki yıl kaybedenler için bir şey yapılabiliyor.
Küçük şehirde esnaf etkinliğin kendisi
Büyükşehirde esnaf, etkinliğin yanında duran bir grup. Küçük şehirde ve ilçede ise esnaf, etkinliğin kendisi. Panayırı esnaf kuruyor, şenliği esnaf finanse ediyor, festivali esnaf derneği yürütüyor. Belediye alanı veriyor, esnaf içini dolduruyor.
Bu yapı Türkiye’de yüz yıldır var ve son yıllarda değişiyor. Etkinlikler büyüdükçe organizasyon profesyonelleşiyor, dışarıdan ajans geliyor ve esnaf, kendi kurduğu şenlikte stant kiralayan konumuna kayabiliyor.
Bence büyürken bu tarafı korumak gerekiyor; çünkü küçük şehirde etkinliğin en değerli tarafı bu. Esnafın kurduğu etkinlik, esnafın sahiplendiği etkinlik. Yağmur yağınca çadırı o açıyor, sanatçı gelmeyince onun oğlu sahneye çıkıyor, bütçe yetmeyince aralarında topluyorlar. Dışarıdan gelen ajans bunu yerine koyamıyor.
Bu yapının en iyi çalıştığı yer, belediyenin alan, elektrik, güvenlik ve izinle destek verdiği, içini esnafın doldurduğu model.
Sonuçta
“Etkinlik esnafa yarar” cümlesi doğru ama eksik. Alanın yüz metre çevresindeki belirli bir esnaf grubuna yarıyor; yol kapanan sokaktaki esnafa zarar veriyor; kalabalığı gören ama kazanmayan bir grup da ortada kalıyor.
Esnafı seyirci olmaktan çıkarmak, etkinlik planına birkaç satır eklemek demek: Haber vermek, önce mahalleye sormak, yolu kapatmak yerine yönlendirmek, ertesi günü planlamak, esnaf odasını masaya oturtmak. Ve küçük şehirde, esnafın kendi kurduğu etkinliği desteklemek.
Bu etkinliğin çevresindeki esnaf, etkinlikten iki hafta önce ne olacağını biliyor muydu?



