Karavan Turizmi İçin Yer Var mı?

Pandemiyle birlikte Türkiye'de karavan sayısı patladı; sahil yolları, yaylalar, göl kenarları karavanla doldu. Sonra talep altyapının önüne geçti; sahil parkları doldu, 'karavan park edemez' tabelaları asıldı. Karavancı yer arıyor, belediye karavancıdan şikâyet ediyor, karavan park alanı neredeyse yok. Avrupa'nın kurduğu altyapı, Türkiye'nin kaçırdığı pazar.

Mertcan Tekin 5 dk okuma
Karavan Turizmi İçin Yer Var mı?
İçindekiler
  1. Karavancı kim?
  2. Altyapı ne demek?
  3. Avrupa’nın modeli
  4. Belediyeler neden tabela asıyor?
  5. Ne yapılmalı?
  6. İlgili Yazılar

Pandemi yıllarında Türkiye’de tuhaf bir şey oldu: Karavan sayısı birkaç yılda katlandı.

Otel güvensiz, uçak kapalı, kalabalık yasak; insanlar kendi evini yanında götürmeye başladı. Karavan satışları patladı, karavan kiralama şirketleri çoğaldı, yerli karavan üreticileri sipariş yetiştiremedi, sosyal medya karavan hesaplarıyla doldu. Sahil yolları, yaylalar, göl kenarları, orman içleri; her yerde karavan.

Sonra ikinci şey oldu: Talep altyapının önüne geçti. Sahil parkları doldu, mahalleli şikâyet etti ve belediyeler elinde başka araç olmadığı için “karavan park edemez” tabelasına döndü. Karavancı yer arıyor, belediye karavancıdan şikâyet ediyor, ortada bir karavan park alanı neredeyse yok.

Bu yazıda bu çelişkiyi konuşmak istiyorum. Çünkü karavan turizmi, Türkiye’nin pandemiyle keşfettiği ve altyapının henüz yetişemediği bir pazar. Avrupa bunu on yıllar önce çözdü; Türkiye hâlâ “nereye park edecek” sorusunda.

Karavancı kim?

Önce karavancının kim olduğunu anlamak gerekiyor, çünkü belediyelerin kafasındaki karavancı ile gerçek karavancı aynı değil.

Belediyenin kafasındaki karavancı: Sahile park eden, çöpünü bırakan, tuvaletini denize boşaltan, bedava konaklayan, esnafa para bırakmayan biri. Bu karavancı var; ama azınlık ve altyapısızlığın ürünü. Tuvalet boşaltma yeri olmayan karavancı, tuvaleti nereye boşaltsın?

Gerçek karavancının profili başka: Orta ve üst gelir grubu, çoğu aile ya da emekli çift, uzun süre seyahat eden, günlük harcaması bir otel turistinden düşük ama toplam harcaması yüksek, yerel pazardan alışveriş eden, yerel lokantada yiyen, sezon dışı gezen, sosyal medyada paylaşan. Avrupa’da karavan turisti, turizmin en sadık ve en çok geri gelen gruplarından biri.

Bir de yabancı karavancı var: Her yıl Avrupa’dan on binlerce karavan, Balkanlar üzerinden Türkiye’ye giriyor; Ege ve Akdeniz’de kışı geçiriyor. Bu, sezon dışı, uzun süreli, yüksek harcamalı bir turist ve Türkiye bunu neredeyse hiç planlamıyor.

Karavancı bedavacı değil; altyapı olmadığında bedavacı gibi görünen bir turist.

Altyapı ne demek?

Karavan turizminin altyapısı, otel yapmaktan çok daha ucuz ve Avrupa’da standart.

Karavan park alanı. Düz zemin, elektrik bağlantısı, su, atık su boşaltma, tuvalet, duş, güvenlik, bazen wifi. Bir karavan park alanı, bir otelin yüzde biri maliyetle yapılıyor ve yüz karavanı barındırıyor.

Servis noktaları. Yol üstünde, şehir girişinde; karavanın su alıp atık boşaltabileceği, elektrik yükleyebileceği noktalar. Karavancının en temel ihtiyacı ve Türkiye’de neredeyse yok. Tuvaleti nereye boşaltacağını bilmeyen karavancı, belediyenin şikâyet ettiği karavancı oluyor.

Bilgi. Nerede park alanı var, nerede servis noktası, hangi yol karavana uygun, hangi belediye izin veriyor. Avrupa’da bu bilgi uygulamalarda, haritalarda, rehberlerde standart; Türkiye’de karavancılar bilgiyi birbirinden, sosyal medya gruplarından alıyor.

Kural. Nerede park edilir, kaç gün, hangi saatte, ne ücretle. Kural olmayınca ya her yer serbest sanılıyor ya da her yer yasak. Belediyelerin çoğunda kural henüz yazılmadığı için elde kalan tek araç, geçici yasak oluyor.

Karavancı yer bulamadığı için sahile park ediyor; belediye de sahile park edildiği için tabela asıyor.

Avrupa’nın modeli

Avrupa’da karavan turizmi, kendi altyapısı, kendi kuralları, kendi ekonomisi olan bir sektör.

Fransa’da binlerce belediyenin kendi karavan alanı var; “aire” denen, belediyenin işlettiği, ucuz ya da ücretsiz, servis noktası olan küçük alanlar. Karavancı o belediyede kalıyor, çarşısında alışveriş yapıyor, lokantasında yiyor; belediye bunun için alan yapıyor. Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz; hepsinde benzer bir sistem. Karavan kampları, özel ve kamu, yüz binlerce yer.

Bu sistemin arkasında bir kabul var: Karavancı turist; turistin yere ihtiyacı var; yer yapılırsa turist para bırakır. Türkiye’de bu kabul henüz yerleşmedi; karavancı çoğu yerde bir turist değil, çözülmesi gereken bir durum olarak görülüyor.

Avrupa’nın bir dersi daha var: Karavan alanları, küçük yerleşimlerin turizmi için en ucuz araç. Oteli olmayan köy, bir karavan alanıyla turist ağırlıyor. Türkiye’nin yaylaları, iç kasabaları, göl kenarları; hiçbirinde otel yok ama hepsinde karavan alanı olabilir.

Belediyeler neden tabela asıyor?

Belediyelerin tabelaya dönmesinin sebeplerini anlamak gerekiyor, çünkü hiçbiri kötü niyetli değil.

Şikâyet. Mahalleli, sahile park eden karavandan şikâyet ediyor; belediye şikâyete cevap veriyor. Cevap, elde olanı: Tabela.

Altyapı maliyeti. Karavan alanı yapmak para istiyor; belediye “bizim bütçemiz yok” diyor. Oysa karavan alanı, belediyenin yaptığı çoğu yatırımdan ucuz ve gelir getiriyor.

Mevzuat tarafı. Kıyı, orman ve imar mevzuatında karavan alanı için ayrı bir tanım henüz yok; tanım olmayınca belediye nereden başlayacağını bilemiyor.

Ve “turist olarak görmemek.” Karavancı otelde kalmıyor, konaklama vergisi ödemiyor, istatistiğe girmiyor. Belediye, karavancıyı turist olarak saymadığı için turist gibi davranmıyor.

Bu dördü, Türkiye’de karavan turizmini tabela ile kaçak park arasında bırakıyor. Karavancı kaçak park ediyor, belediye tabela asıyor, kimse altyapı kurmuyor.

Ne yapılmalı?

Karavan turizmini bir pazara dönüştürmek için gereken şeyler, Avrupa’nın yaptıklarının Türkiye’ye uyarlanması.

Her belediyeye bir alan. Küçük, ucuz, servis noktalı, işletmesi belediyede ya da yerel bir işletmecide. Türkiye’nin bin küsur belediyesinin her birinde bir karavan alanı olsa, ülkenin karavan haritası bir yılda değişir.

Servis noktaları ağı. Ana yollar üstünde, belirli aralıklarla; su, atık boşaltma, elektrik. Bu, karayolları ve belediyelerin ortak işi.

Mevzuat. Karavan alanının nerede, nasıl, kim tarafından yapılacağını açıkça yazan bir düzenleme. Belirsizlik kalkınca belediye yapıyor, özel sektör yatırım yapıyor.

Bilgi altyapısı. Resmi bir karavan haritası ve uygulaması; alanlar, servis noktaları, kurallar.

Ve yabancı karavancıyı planlamak. Avrupa’dan kışı geçirmek için gelen karavancı, sezon dışı turizmin hazır bir pazarı. Giriş kolaylığı, kış alanları, tanıtım. Bu pazar şu an kendiliğinden geliyor; planlansa katlanır.

Türkiye, pandemiyle karavan turizmini keşfetti; altyapı ise talebin arkasında kaldı. Karavancı yer bulamadığı için sahile park ediyor, belediye sahile park edildiği için tabela asıyor; ortada ne alan var ne servis noktası ne kural ne bilgi.

Avrupa’nın modeli basit: Karavancı turisttir, turistin yere ihtiyacı vardır, yer yapılırsa turist para bırakır. Her belediyeye bir alan, yollara servis noktası, açık bir mevzuat, bir harita ve kış için gelen yabancıyı planlamak. Hiçbiri otel yapmak kadar pahalı değil; hepsi, karavancıyı sorun değil müşteri olarak görmeyi gerektiriyor.

Bu belediyenin sınırları içinde bir karavan, tuvaletini nereye boşaltabilir?

Cevap “hiçbir yere” ise, sorun karavancıda değil, henüz kurulmamış altyapıda demektir.

İlgili Yazılar