Film Setinden Turizm Ürünü Nasıl Çıkar?

Bir dizi ya da film şehirde çekildiğinde sokak birkaç günlüğüne kapanıyor, ekip aylarca otelde kalıyor, sonra bölüm yayınlanıyor ve dünyanın bir yerinden biri 'burası neresi' diye yazıyor. O andan sonra şehrin işletmeleri, DMC'leri ve rehberleri ne yapabilir?

Mertcan Tekin 8 dk okuma
Film Setinden Turizm Ürünü Nasıl Çıkar?
İçindekiler
  1. Set geldiğinde sokakta ne olur?
  2. Yapımcıyla ilişki bölüm yayınlanmadan kurulur
  3. Çekim mekânı rotası: Diziyi yürüyerek izlemek
  4. Tema turu ile set ziyareti aynı şey değil
  5. Menüde ve rafta dizi
  6. Zamanlama bölümün yayınlandığı hafta
  7. Ziyaretçi ne bekliyor?
  8. İlgili Yazılar

Bir şehre set gelmesi, şehrin fark ettiğinden daha büyük bir olay. Bir sokak iki günlüğüne kapanıyor, kameralar kuruluyor, mahalleli balkondan izliyor, bir kahvehane bir haftalığına yapımın yemekhanesi oluyor. Aylar sonra bölüm yayınlanıyor ve yayından birkaç gün sonra dünyanın başka bir yerinde biri sosyal medyaya “burası neresi, nasıl gidilir” diye yazıyor.

İşte o soruyla şehrin ne yaptığı, bence, dizi ya da filmin şehre bıraktığı şeyi belirliyor. Çünkü yapım şehri dünyaya gösteriyor ama ziyaretçi geldiğinde bulacağı şeyi yapım değil, şehrin işletmeleri hazırlıyor. Sokak aynı sokak; onu bir ürüne çeviren şey bir rota, bir rehber, bir menü, bir tabela ve doğru zamanda atılmış bir paylaşım.

Dünyada ve artık bizde de bunun iyi örnekleri var ve bu örneklerin ortak noktası büyük bütçe değil, çekim bittiği gün başlayan küçük ve sürekli bir çaba. O çaba da yapımın değil, şehirdeki işletmelerin, DMC’lerin ve rehberlerin elinde; set sokağa girdiği günden ziyaretçinin kapıdan girdiği güne kadar.

Set geldiğinde sokakta ne olur?

Tarihi bir mahallede bir dizi seti. Yapım ekibi üç aydır şehirde; iki otelin birkaç katı aylık kiralanmış, her sabah set aracı mahalleye giriyor, öğle yemeği için bir lokantayla sezonluk anlaşma yapılmış, marangoz dekor için haftalardır çalışıyor, figüran ajansı mahalleden insan topluyor. Köşedeki bakkalın vitrini bir sahnede görünüyor; bakkal bunu biliyor çünkü çekim günü dükkânı iki saatliğine kapatması istendi. Karşıdaki kafenin sahibi set ekibiyle tanışmış; başrol oyuncusu sabahları kahvesini orada içiyor ve kafe bunu kimseye söylemiyor, çünkü yapım öyle istedi.

Mahalle şu an bir ürün değil, bir çalışma alanı. Ama o kafenin sahibi, o bakkal, mahalledeki rehber ve şehrin DMC’si ileride ne olacağını şimdiden görebilir: Dizi yayınlandığında bu sokağa bakan birileri olacak. Yapımın şehirde harcadığı para zaten ilk kazanç; asıl soru, ekip gittikten sonra bu sokağın ne olacağı.

Yapımcıyla ilişki bölüm yayınlanmadan kurulur

Dizi ya da filmden turizm ürünü çıkarmanın ilk adımı, bence, bir rota çizmek değil; yapımla konuşmak. Ve bu konuşma çekim sırasında yapılıyor, yayından sonra değil.

Yapımdan istenebilecek şeyler belli: Hangi mekânların gösterilebileceği, bölümlerin yaklaşık yayın takvimi, uluslararası satış yapıldıysa hangi ülkelerde ne zaman yayınlanacağı, sahnelerden birkaç karenin mekân sahibi tarafından kullanılıp kullanılamayacağı, “bu mekân dizide görülmüştür” ifadesinin hangi biçimde yazılabileceği, çekim bittiğinde dekorlardan bir şeyin yerinde bırakılıp bırakılamayacağı. Dizi adı ve logosu yapımın; onu izinsiz kullanmak ürünü daha kurulmadan bitiriyor. Ama “burada çekildi” demek, sahneyi anlatmak, karakterin oturduğu masayı göstermek çoğu zaman mümkün ve yapımcılar buna, doğru sorulduğunda, çoğunlukla olumlu bakıyor; çünkü mahallenin iyi niyeti bir sonraki sezon için yapıma da lazım.

Bu konuşmayı kim yapıyor? Tek tek işletmeler değil; onların adına bir DMC, turizm derneği, rehberler odası ya da şehrin film ofisi. Belediyenin film ofisi varsa bu ilişkinin doğal ev sahibi o; yoksa sektörün kendi kurduğu bir muhatap yetiyor. Önemli olan yapımın karşısında tek bir masa bulması ve o masanın yayından aylar önce “biz bu diziyle ne yapacağız” sorusuna cevap vermiş olması.

Çekim mekânı rotası: Diziyi yürüyerek izlemek

Dizi turizminin en temel ürünü, çekim mekânlarını birbirine bağlayan bir rota ve bence bu rotayı iyi yapan şey harita değil, sahne.

Ziyaretçi bir sokağa dizideki sahneyi aklında taşıyarak geliyor; sokağın kendisi değil, o sahnenin yaşandığı yer olduğunu bilmek ona bir şey hissettiriyor. Rota bu yüzden her durakta sahnenin karesini gösteriyor: İşletmenin kapısına asılmış bir fotoğrafta, rehberin elindeki tablette ya da telefona okutulan bir karekodla, o noktada çekilen sahnenin fotoğrafı ve bir iki cümle. Dubrovnik’te büyük bir dizinin yürüyüş turlarını yapan rehberler sahneleri tablette göstererek sokağı dizinin içine yerleştiriyor; bizde de İstanbul’un kuzeyindeki bir dizi platosu çekim olmayan günlerde biletle ziyaretçi alıyor, Balat’ta ve Midyat’ta rehberler dizinin çekildiği sokağı ve konağı turun durağı yapmış durumda. Hepsinde ürün, sokağın kendisi değil, sokakla sahne arasındaki bağ.

Rota, bence, coğrafyayı değil hikâyeyi takip etmeli; ziyaretçi dizideki sırayı yaşamak istiyor. Başlangıç ve bitiş noktası bir işletmede olmalı; kafede başlayan, lokantada biten bir rota ziyaretçiyi şehirde tutuyor. Rota yürünebilir olmalı; bir araçla gidilen uzak mekânlar ayrı bir yarım günlük ürün. Ve rota yayından önce hazır olmalı; bölüm yayınlandığı hafta sosyal medyada “burası neresi” diye soran kişi, cevabın yanında rotayı da bulmalı.

Rotanın bir de sahibi olması gerekiyor. Kapıdaki fotoğraf soluyor, karekod çalışmıyor, mekân sahibi değişiyor, dizi yeni sezonda başka bir sokağa taşınıyor; rotayı her sezon güncelleyen biri yoksa rota ilk yıl iyi, üçüncü yıl yanıltıcı oluyor. Bu sahip bir rehber derneği, bir DMC ya da rotayı satan bir acente olabiliyor; önemli olan rotanın birinin işi olarak tanımlanmış olması ve o kişinin rotadan bir gelir görmesi, çünkü kimsenin işi olmayan rota, ikinci sezonda kimsenin rotası olmuyor.

Tema turu ile set ziyareti aynı şey değil

Rota bir başlangıç; üstüne iki farklı ürün kuruluyor ve ikisi birbirine karıştırılıyor.

Tema turu, rehberli, birkaç saatlik, dizinin dünyasında geçen bir deneyim. Mekânlar gezilirken karakterlerin hikâyesi anlatılıyor, dizide yenen yemek bir molada yeniyor, bazen bir kostüm, bir aksesuar, bir fotoğraf noktası var. Bu ürünün sahibi rehber ve ürünün kalitesi rehberin diziyi gerçekten bilmesine bağlı. Dizinin hayranı rehberden daha çok şey biliyorsa tur çöküyor; rehber bölüm bölüm anlatabiliyorsa tur, ziyaretçinin seyahatinin en iyi günü oluyor. Rehber odaları bunu bir eğitim konusu yapabiliyor; şehirde çekilen dizileri bilen bir rehber grubu, o şehrin elindeki en değerli dizi turizmi varlığı.

Set ziyareti başka bir ürün. Çekim bittikten sonra kurulu plato ya da dekor yerinde bırakıldıysa dekorun içinde gezmek, dizideki sokakta ve dizideki odada fotoğraf çekmek; o plato örneğinde olduğu gibi yapım çekim olmayan günleri ziyarete açıyor ve giriş bileti kesiyor. Bu ürün yapıma bağımlı; yapım istemezse olmuyor, yapım isterse başlı başına bir çekim gücü. Bir konak, bir han, bir çiftlik dizi için kullanıldıktan sonra odalarını dizideki haliyle açıyor ve Midyat’ta bir dizinin çekildiği konağın yıllardır yaptığı şey tam olarak bu; konak zaten vardı, dizi ona bir hikâye ve bir ziyaret sebebi ekledi.

Menüde ve rafta dizi

Dizinin şehre bıraktığı şey mekânla sınırlı değil; yemekle, ürünle de taşınıyor ve bu kısmı yapmak için büyük bir yatırım gerekmiyor.

Dizideki karakterin her bölüm yediği bir yemek, içtiği bir şey, oturduğu bir masa var. Sahnenin çekildiği lokanta o masayı koruyor, o yemeği menüye “dizide görülen” notuyla koyuyor ve ziyaretçi o masada oturup o yemeği yemek için geliyor. Kore’de dizi mekânı olan kafeler bunu yıllardır yapıyor; masanın üstünde sahnenin fotoğrafı, menüde karakterin siparişi. Bizde de Balat’ta bir dizinin kahvehanesi olarak bilinen yer yıllardır o dizinin seyircisini ağırlıyor ve ziyaretçi dizideki masayı soruyor. Bunların hiçbiri lisans gerektirmiyor; dizinin adı değil, sahnenin kendisi ürün.

Yerel ürün de aynı yolla taşınıyor. Dizide görülen bir el sanatı, bir dokuma, bir tatlı, bir kahve; üreticisi bunu “dizideki” diye anlatabildiğinde ziyaretçi için hediyelik haline geliyor. Burada rehber ve DMC devreye giriyor; rotanın bittiği yerde bu ürünlerin satıldığı bir dükkân varsa, ziyaretçi rotayı elinde bir torbayla bitiriyor.

Dizi şehri dünyaya gösteriyor ama ziyaretçinin şehirde yaşayacağı şeyi dizi değil, çekim bittikten sonra o mekânı ürüne çeviren işletme ve rehber belirliyor.

Zamanlama bölümün yayınlandığı hafta

Dizi turizminde en çok kaçırılan şey, bence, zamanlama; çünkü ilgi dalga halinde geliyor ve dalga geçtikten sonra yapılan paylaşım boşa gidiyor.

İlk dalga bölümün yerel yayınında. Sahnenin geçtiği sokak, kafe, konak o akşam ve ertesi gün sosyal medyada aranıyor; işletmenin “burası biziz, şu sahne burada çekildi” paylaşımı o saatlerde yapıldığında binlerce kişiye ulaşıyor, bir hafta sonra yapıldığında kimseye. Bunun için yapımdan alınmış yayın takvimi ve önceden hazırlanmış görseller gerekiyor; paylaşım bölüm biterken çıkıyor.

Asıl dalga ise dizinin yurt dışında yayınlanmasıyla geliyor ve bu dalga bence turizm için daha değerli. Türk dizileri aylar, bazen yıllar sonra başka dillerde başka ülkelerde yayınlanıyor; Latin Amerika’da, Orta Doğu’da, Balkanlar’da, Güney Asya’da. O ülkede bölüm yayınlandığı hafta, o ülkenin diliyle yapılan paylaşım ve o ülkeye satış yapan DMC’nin hazır paketi, seyahat kararını veren izleyiciye tam zamanında ulaşıyor. İzleyici diziyi bitirdiğinde gitmek istiyor; paket o anda önünde olmalı.

Sezon finali ve dizinin bitişi ayrı bir an. Dizi bittiğinde ilgi azalmıyor, tersine toplu izleme başlıyor ve rotayı canlı tutan şehir, dizi bittikten yıllar sonra da ziyaretçi alıyor; Midyat’taki o konak dizi biteli yıllar olmasına rağmen hâlâ dizinin adıyla anılıyor.

Ziyaretçi ne bekliyor?

Dizi turisti, klasik turistten farklı bir beklentiyle geliyor ve bu beklenti karşılanmadığında hayal kırıklığı da farklı oluyor.

Dizi için gelen ziyaretçi, karakterin durduğu yerde durmak, aynı açıdan fotoğraf çekmek, karakterin yediğini yemek ve çekimle ilgili bir hikâye duymak istiyor. “Burada şu sahne çekildi, o gün yağmur yağıyordu, ekip üç kez tekrar aldı” gibi bir anekdot, ziyaretçi için mekânın kendisinden değerli. Mahalleli bunu biliyor; kafenin sahibi biliyor; bu bilgi anlatılabilir hale geldiğinde ürün oluyor.

Ziyaretçiyi hayal kırıklığına uğratan şeyler de belli: Mekânı bulamamak, bulup da hiçbir işaret görmemek, işletmenin hangi sahnenin orada çekildiğini bilmemesi, rehberin diziyi izlememiş olması, fotoğraf çekilecek noktanın bir araba parkıyla kapanmış olması. Bunların hepsi küçük ve hepsi işletmenin elinde. Dizi turisti uzak bir ülkeden, yalnızca bu sokak için geliyor; o sokakta bir tabela, bir masa ve bir hikâye bulması, seyahatini anlatacağı insanlara ne diyeceğini belirliyor.

Set bir şehirde birkaç ay kalıyor, dizi birkaç yıl yayında, ama bir rota onlarca yıl yaşayabiliyor. Yapımcı içeriği yapıyor; ürünü şehrin işletmeleri, rehberleri ve DMC’leri yapıyor ve bu işin ilk günü, setin sokağa girdiği gün.

Bu şehirde çekilen dizinin ziyaretçisi, set gittikten bir yıl sonra o sokağa geldiğinde ne bulacak?

İlgili Yazılar