Belediye Festivali Özel Sektörle Yapılır mı?

Belediye tek başına yapınca bütçe yetmiyor, sürdürülemiyor, yönetim değişince gidiyor. Özel sektör tek başına yapınca alan, izin ve şehir desteği yok. İkisinin birlikte yaptığı festival, Türkiye'de nadir ama var. Kamu-özel iş birliğinin modelleri, risk paylaşımı, sponsor, bilet ve 'kimin festivali' sorusunun cevabı.

Mertcan Tekin 6 dk okuma
Belediye Festivali Özel Sektörle Yapılır mı?
İçindekiler
  1. Neden tek başına olmuyor?
  2. Modeller
  3. Risk kimin?
  4. Gelir: Bilet, sponsor, belediye
  5. “Kimin festivali?”
  6. Türkiye’de ne çalışıyor?
  7. İlgili Yazılar

Türkiye’de festivaller iki biçimde yapılıyor ve ikisinin de bilinen sorunları var.

Belediye festivali: Belediye bütçesiyle, ücretsiz, meydanda ya da sahilde, belediyenin ajansıyla. Sorunları: Bütçe her yıl yeniden kuruluyor, kaşeler piyasayı yukarı çekiyor, program kurumun kendi sınırlarına takılıyor, yönetim değişince kesintiye uğruyor, ölçülmüyor ve her yıl aynı.

Özel festival: Bir organizatörün, biletli, sponsorlu, kendi riskiyle. Sorunları: Alan bulmak zor, izin belirsiz, belediyeyle ilişki gergin, bir kötü yılda batıyor, şehirle bağı zayıf, şehir dışında bir arazide yapılıp gidiyor.

İkisinin arasında üçüncü bir model var ve Türkiye’de nadir: Belediyeyle özel sektörün birlikte yaptığı festival. Belediye alan, izin, altyapı ve şehir desteği veriyor; özel sektör program, bilet, sponsor ve organizasyon yapıyor; risk ve gelir paylaşılıyor. Dünyada büyük festivallerin önemli bölümü bu modelle yapılıyor; Türkiye’de birkaç örnek var ve çoğu, modelin ne olduğunu bilmeden kurulmuş.

Bu yazıda kamu-özel iş birliğiyle festivalin nasıl kurulduğunu, risklerin nasıl paylaşıldığını, nerede çalışıp nerede çalışmadığını ve “kimin festivali” sorusunun nasıl cevaplandığını konuşmak istiyorum.

Neden tek başına olmuyor?

Önce iki tarafın tek başına neden yetmediğini açayım; çünkü iş birliğinin gerekçesi burada.

Belediye tek başına yaptığında, festivalin ekonomisi yok. Ücretsiz etkinlik, gelir yok; bütçe tamamen kamudan; kamu bütçesi her yıl yeniden kuruluyor ve yönetim değişince değişiyor. Belediyenin sponsor bulma altyapısı yok; bilet satmak ise gündeme gelmiyor. Program, belediyenin kendi birimleriyle kuruluyor ve “festival” yapan bir uzmanlık belediyede yok. Sonuç, her yıl aynı yaz konserleri.

Özel sektör tek başına yaptığında, festivalin şehri yok. Organizatör alan arıyor; belediyeden izin almak uzun, belirsiz ve her yıl yeniden. Altyapı sıfırdan: Elektrik, su, yol, güvenlik. Şehir, festivali “dışarıdan gelen bir şey” olarak görüyor; esnaf, mahalle, yerel kurumlar dahil değil. Ve bir kötü yılda, yağmurda, iptalde, organizatör tek başına batıyor.

İkisi birlikte yaptığında: Belediye, festivale şehri veriyor; özel sektör, festivale ekonomi veriyor. Bu, kağıt üstünde basit; pratikte zor.

Belediye festivalin şehrini, özel sektör festivalin ekonomisini biliyor; ikisi ayrı ayrı yarım festival yapıyor.

Modeller

Kamu-özel festival iş birliğinin birkaç modeli var ve her biri farklı bir denge kuruyor.

Alan ve izin modeli. Belediye, alanı ve izinleri sağlıyor; altyapıyı kuruyor; tanıtıma destek veriyor. Özel organizatör, geri kalan her şeyi yapıyor; bilet ve sponsor geliri organizatörün; belediye, alan karşılığı sembolik bir pay ya da hiçbir şey almıyor. En basit model; Türkiye’deki örneklerin çoğu bu. Riski organizatör taşıyor; belediyenin katkısı sınırlı ama kritik.

Ortak bütçe modeli. Belediye, festivale bütçe de koyuyor; karşılığında programda söz hakkı, ücretsiz bölümler, şehir içeriği. Organizatör, bilet ve sponsorla kalan bütçeyi kuruyor. Risk paylaşılıyor; gelir paylaşılıyor. Daha dengeli; ama sözleşmesi daha karmaşık.

Marka ortaklığı modeli. Festival, şehrin markası; belediye festivalin adının ve kimliğinin sahibi; organizatör, belirli bir süre için işletme hakkını alıyor. Organizatör değişse de festival kalıyor. Bu, festivali yönetim değişiminden ve organizatörün batmasından koruyan model; dünyada büyük şehir festivallerinin çoğu böyle.

Vakıf ya da dernek modeli. Festival için ayrı bir tüzel kişilik: Belediye, özel sektör, üniversite, ticaret odası, sivil toplum. Festival kimsenin değil, bu yapının. Bütçe, gelir, program, hepsi bu yapıda. En sürdürülebilir model ve Türkiye’de en nadir; çünkü kurmak zor ve kontrol dağılıyor.

Hangi model, şehre ve festivale bağlı. Ama hepsinin ortak noktası, rollerin ve risklerin yazılı olması.

Risk kimin?

İş birliğinin en kritik maddesi, risk paylaşımı; çünkü festival, riskli bir iş.

Yağmur yağdı, konser iptal; kim kaybeder? Bilet satılmadı; kim kaybeder? Sanatçı gelmedi; kim? İzin son anda iptal oldu; kim? Beklenmedik güvenlik talebi geldi; kim?

Belediye festivalinde bu risklerin tamamı belediyede ve bir kurumun tek başına festival riski taşıması zor; en kolay çıkış iptal oluyor. Özel festivalde tamamı organizatörde ve organizatör, bir kötü yılda batıyor. İş birliğinde riskler bölünmeli: Hava ve iptal riski için sigorta, maliyeti paylaşımlı. Bilet riski organizatörde, alan ve altyapı riski belediyede. İzin riski belediyede; belediye izin veriyorsa, izni geri alma maliyetini de üstleniyor. Güvenlik talebi, önceden belirlenmiş bir bütçe payıyla ikisinde.

Bu, sözleşme meselesi ve Türkiye’de belediye-organizatör sözleşmeleri genellikle “alan tahsis protokolü”nden ibaret. Risk yazılmıyor; sorun çıktığında tartışılıyor ve tartışma, bir sonraki yılı götürüyor.

Gelir: Bilet, sponsor, belediye

İş birliğinin ikinci kritik maddesi, gelir.

Belediye festivalinin ücretsiz olması, bir ilke gibi savunuluyor. Ama ücretsizlik, festivalin ekonomisini yok ediyor ve kamu bütçesine bağımlı kılıyor. İş birliğinde orta yol mümkün: Bazı bölümler ücretsiz, bazıları biletli. Meydandaki konser ücretsiz; akşam sahnesi biletli. Gündüz programı herkese; gece programı bilet alana. Belediye ücretsizliği koruyor; organizatör gelir elde ediyor.

Sponsor, iş birliğinde daha kolay bulunuyor; çünkü sponsor, belediyenin güvencesini ve organizatörün profesyonelliğini birlikte görüyor. Belediye tek başına sponsor bulamıyor; organizatör tek başına şehir desteği gösteremiyor. İkisi birlikte, sponsora daha güçlü bir teklif.

Ve belediyenin bütçesi: Bu, festivalin tamamı değil, bir parçası. Alan, altyapı, güvenlik, belki bir program payı. Belediye bütçesi küçüldükçe festivalin kamu bütçesine bağımlılığı azalıyor ve yönetim değişiminde gitme riski düşüyor.

“Kimin festivali?”

İş birliğinin en zor sorusu bu ve çoğu iş birliği, bu soruda bozuluyor.

Belediye, festivalin kurumun eseri olarak görünmesini istiyor; afişte belediyenin logosu, açılışta belediye. Organizatör, festivalin kendi markası olmasını istiyor; çünkü markayı başka şehirlere taşımak, sponsor bulmak, büyümek istiyor. İkisi aynı festivale sahip çıkmaya çalışıyor ve bu gerilim, iş birliğini bitiriyor.

Bence cevap, festivalin ikisinin de olmaması: Şehrin olması. Festivalin adı şehirle ilgili; belediye ve organizatör, “ortak” olarak görünüyor; festival, bir yapıya ait; yapı, iki tarafı da aşıyor. Marka ortaklığı ya da vakıf modeli, bu cevabın kurumsal hali.

Bu, belediye için “benim eserim” demekten vazgeçmek; organizatör için “benim markam” demekten vazgeçmek. İkisi de zor. Ama ikisinden vazgeçen festival, on yıl yaşıyor; vazgeçmeyen, bir yönetim değişimi ya da bir sözleşme sonunda bitiyor.

Türkiye’de ne çalışıyor?

Türkiye’de bu modelle yapılan festival sayısı az ama var ve ortak özellikleri öğretici.

Çalışanlarda, belediye alanı ve altyapıyı veriyor, programa karışmıyor ya da sınırlı karışıyor; organizatör profesyonel, birkaç yıllık sözleşmesi var; festival biletli ve ücretsiz bölümleri bir arada; sponsor var; festival şehrin kimliğiyle ilgili; ve en önemlisi, bir yönetim değişimi atlatmış. Yönetim değişimi atlatan iş birliği, modelin işlediğinin kanıtı.

Çalışmayanlarda, belediye her yıl yeniden izin veriyor; sözleşme yok ya da bir yıllık; belediye programa her yıl yeniden şekil veriyor; organizatör her yıl “bu yıl olacak mı” belirsizliğinde; ve ilk yönetim değişiminde ya da ilk anlaşmazlıkta festival bitiyor.

Fark, model farkı değil; süre ve yazılılık farkı. Üç yıllık yazılı sözleşme, bir yıllık sözlü anlaşmadan on kat değerli.

Belediye festivali tek başına sürdürülemiyor; özel festival tek başına şehirsiz kalıyor. İkisinin birlikte yaptığı festival, Türkiye’de nadir ama mümkün: Alan ve izin, ortak bütçe, marka ortaklığı ya da vakıf modeli. Risk yazılı paylaşılmalı; gelir, ücretsiz ve biletli bölümlerle kurulmalı; sponsor, iki tarafın birlikte gücüyle bulunmalı; ve festival, belediyenin ya da organizatörün değil, şehrin olmalı.

Bu modelin Türkiye’de az olmasının sebebi zorluğu değil; belediyenin “benim eserim,” organizatörün “benim markam” demekten vazgeçmemesi. Vazgeçen, on yıllık festival yapıyor.

Bu şehrin festivali, belediye ile organizatör arasında kaç yıllık yazılı bir sözleşmeye dayanıyor?

Cevap “sözleşme yok, her yıl konuşuyoruz” ise, festival bir sonraki konuşmaya kadar var demektir.

İlgili Yazılar