Afet Sonrası Bir Destinasyon Nasıl Toparlanır?

6 Şubat 2023 depremi, Türkiye'nin en zengin kültür ve gastronomi destinasyonlarından birini, Hatay'ı, bir gecede haritadan sildi. Antakya'nın çarşısı, mutfağı, kiliseleri, sokakları. Afet sonrası bir destinasyon nasıl toparlanır? Dünyadan örnekler, 'gidilmez' algısı, turizmin iyileşmeye katkısı ve saygılı bir geri dönüşün koşulları.

Mertcan Tekin 5 dk okuma
Afet Sonrası Bir Destinasyon Nasıl Toparlanır?
İçindekiler
  1. Önce zaman: Turizm, iyileşmenin ilk işi değil
  2. “Gidilmez” algısıyla mücadele
  3. Ürün değişiyor
  4. Yeniden kurulurken turizmi düşünmek
  5. Etkinlik, geri dönüşün en görünür işareti
  6. İlgili Yazılar

Bu yazıyı yazarken dikkatli olmak zorundayım. Çünkü konu, bir turizm meselesinden önce bir insan meselesi.

6 Şubat 2023’te on bir ilde yaşanan deprem, on binlerce insanın hayatını aldı, milyonlarca insanın evini yıktı. Bu yazıda konuşacağım şey, o kaybın yanında küçük. Ama konuşulmak zorunda; çünkü o şehirlerin yeniden ayağa kalkmasının yollarından biri.

Hatay, depremden önce Türkiye’nin en zengin kültür ve gastronomi destinasyonlarından biriydi. Antakya’nın çarşısı, mutfağı, kiliseleri, camileri, sokakları, bin yıllık çok kültürlü hayatı. UNESCO gastronomi şehri. Her yıl büyüyen bir ziyaretçi sayısı. Bir gecede büyük bölümü yıkıldı.

Adıyaman’ın Nemrut’u, Kahramanmaraş’ın dondurması ve çarşısı, Malatya’nın kayısısı, Gaziantep’in bazı tarihi yapıları; hepsi etkilendi. Ama Hatay, destinasyon olarak en ağır kaybı yaşadı; çünkü Hatay’ın ürünü, yıkılan şehrin kendisiydi.

Bu yazıda afet sonrası bir destinasyonun nasıl toparlandığını, dünyadan örneklerle ve Türkiye’nin kendi koşullarıyla konuşmak istiyorum. Saygılı, acelesiz ve dürüst.

Önce zaman: Turizm, iyileşmenin ilk işi değil

Afet sonrası turizmden söz etmenin bir zamanı var ve bu zaman, afetin hemen sonrası değil.

İlk aylar kurtarma, barınma, yas. Turizm konuşulmaz; konuşan, yanlış yerde durur. İlk yıl altyapı, geçici yerleşim, okulların açılması, hayatın en temel biçimde dönmesi. Turizm hâlâ ikinci planda.

Ama ikinci yıldan itibaren turizm, iyileşmenin parçası olmaya başlıyor. Çünkü turizm, o şehirde yaşayan insanın geçimi; esnafın, restoranın, otelin, rehberin, üreticinin. Turizm dönmezse, o insanlar dönmüyor. Ve insanlar dönmezse, şehir yeniden kurulsa bile boş kalıyor.

Dünyadaki örnekler bu zamanlamayı gösteriyor. 2011 depremi ve tsunamisinden sonra Japonya’nın Tohoku bölgesi, turizmi iyileşme planının parçası yaptı; ama ilk iki yıl değil. 2015 depreminden sonra Nepal, bir yıl içinde “geri dönün” kampanyası başlattı; erken bulan da oldu, zorunlu bulan da; çünkü Nepal’in geçimi turizmdi. 2010 depreminden sonra Christchurch, şehrin merkezini on yıl boyunca yeniden kurdu ve turizm, kurulan her parçayla birlikte adım adım döndü.

Zamanlama, şehrin kendisi tarafından belirlenmeli; dışarıdan değil. “Artık gelebilirsiniz” cümlesini o şehirde yaşayan insan söylemeli.

“Gidilmez” algısıyla mücadele

Afet sonrası destinasyonun en uzun süren sorunu, yıkım değil; algı.

Deprem bölgesine gitmek, dışarıdan bakan için uygunsuz, güvensiz ya da anlamsız görünüyor. “Orası yıkıldı.” “Orada kalacak yer yok.” “Orada tatil yapmak ayıp.” Bu üç cümle, şehir fiziksel olarak toparlandıktan sonra bile yıllarca sürüyor.

Dünyadaki örneklerde bu algı, bilinçli bir anlatıyla değişti. Nepal’in anlatısı: “Gelmeniz, bizim geçimimiz.” Tohoku’nun anlatısı: “Gelin ve görün; hem neyi kaybettiğimizi hem neyi kurduğumuzu.” Christchurch’ün anlatısı: “Yeni bir şehir doğuyor, doğuşuna tanık olun.” Her biri, ziyaretçiye “gelmek ayıp değil, gelmek destek” dedi.

Türkiye’de bu anlatı henüz yeterince güçlü değil. Hatay’a, Adıyaman’a, Kahramanmaraş’a gitmek hâlâ çoğu kişi için “deprem bölgesine gitmek” olarak algılanıyor; bir ziyaret olarak değil, bir ziyaret-sorumluluk olarak. Oysa o şehirlerin esnafı, restoranı, üreticisi “gelin” diyor; sesi yeterince duyulmuyor.

Afet sonrası destinasyonun en uzun süren yarası yıkım değil, “oraya gidilmez” cümlesi.

Ürün değişiyor

Afet, destinasyonun ürününü değiştiriyor ve toparlanma, eski ürünü geri getirmeye çalışmak değil, yeni ürünü anlamakla başlıyor.

Hatay’ın eski ürünü, Antakya’nın tarihi dokusuydu: Çarşı, sokaklar, hanlar, kiliseler. Bunların bir kısmı yeniden yapılacak; bir kısmı yapılamayacak; yapılanlar da eskisi olmayacak. Ürün, “bin yıllık çarşı” olarak geri dönmüyor.

Ama Hatay’ın ürünü yalnızca taş değildi; mutfaktı, insanıydı, çok kültürlü hayatıydı. Mutfak geri dönebilir; döndü de. Künefeci, humuscu, tepsi kebapçı; ilk dönenler onlar oldu. Konteyner çarşıda, geçici dükkânda. Bu, ürünün en dayanıklı parçası ve toparlanmanın ilk ayağı.

Dünyadaki örneklerde de aynı şey görülüyor: Afet sonrası ilk dönen ürün, yemek ve insan. Bina sonra geliyor.

Bir de yeni ürün var ve bunu söylemek zor: Afetin kendisi. Dünyada afet sonrası destinasyonların bir kısmı, afeti anlatmayı ürünün parçası yaptı; anma alanları, müzeler, “ne oldu, ne öğrendik” anlatısı. Bu, hassas ve zor; “felaket turizmi” riski var. Ama doğru yapıldığında, hem hatırlamanın hem iyileşmenin parçası. Türkiye’de bunun nasıl yapılacağını o şehirlerin insanı belirlemeli; onların sesi olmadan kurulmamalı.

Yeniden kurulurken turizmi düşünmek

Afet sonrası yeniden inşa, destinasyonun geleceğini belirleyen karar ve bu kararda turizm, planlama masasında olmalı.

Antakya yeniden kuruluyor. Çarşı nerede olacak, sokaklar nasıl olacak, tarihi yapılar nasıl yapılacak, konaklama nerede olacak; bu kararlar bugün veriliyor. Bu kararlarda “ziyaretçi bu şehri nasıl yaşayacak” sorusu sorulmuyorsa, yeniden kurulan şehir güvenli ama turizmsiz bir şehir olabilir.

Christchurch’ün dersi bu: Şehir merkezi yeniden kurulurken, kültür, etkinlik ve ziyaretçi deneyimi planın parçasıydı. Sonuç, eskisinden farklı ama kendine özgü bir merkez. Hatay için de aynı fırsat var; yeniden kurulan Antakya, eskisinin kopyası olamaz, ama kendisi olabilir.

Bunun için şehrin turizm aktörleri, esnaf, restoran, otel, rehber, üretici, üniversite, planlama masasında olmalı. Yeniden inşa hızla ilerliyor; turizm aktörlerinin bu masaya kendi sesleriyle katılması, kurulan şehrin ziyaretçi için de hazır olmasını sağlıyor.

Etkinlik, geri dönüşün en görünür işareti

Afet sonrası destinasyona insanların geri gelmesinin en etkili yolu, bence, etkinlik.

Bir festival, bir kongre, bir spor organizasyonu, bir kültür gecesi. Etkinlik, “oraya gidilir” cümlesini kuruyor; çünkü etkinlik için giden insan, bir sebeple gidiyor ve “ayıp” sorusu ortadan kalkıyor. Ve etkinlik, şehrin insanına “biz buradayız” dedirtiyor.

Dünyada afet sonrası geri dönüşlerin çoğu bir etkinlikle başladı. Tohoku’da festivaller ilk yıl bile yapıldı; küçük, yaslı, ama yapıldı. Christchurch, yıkıntıların arasında kültür etkinlikleri kurdu. Nepal, dağcılık sezonunu açtı.

Türkiye’de de bu başladı: Hatay’da, depremden sonra, ilk etkinlikler konteyner alanlarda yapıldı; küçük, sembolik. Bunlar büyümeli; ulusal ölçekte etkinliklerin bir kısmı, bilinçli olarak afet bölgesine taşınmalı. Bir ulusal festivalin, bir büyük kongrenin, bir spor organizasyonunun Hatay’da ya da Adıyaman’da yapılması; bu, “gidilmez” cümlesini en hızlı silen şey.

Afet sonrası bir destinasyonun toparlanması, yeniden inşadan daha uzun sürüyor; çünkü yıkılan bina yapılıyor ama “oraya gidilmez” cümlesi yıllarca kalıyor. Zamanı şehrin kendisi belirlemeli; anlatıyı şehrin insanı kurmalı; ürün, eskisinin kopyası değil, şehrin kendisi olmalı; yeniden inşa masasında turizm oturmalı; ve etkinlik, geri dönüşün ilk görünür işareti olmalı.

Hatay ve çevresi için bu süreç henüz başında. Mutfak döndü, insan dönüyor, şehir kuruluyor. Şimdi gereken, “gelin” cümlesinin daha gür duyulması ve o cümleyi destekleyen bir plan.

Hatay’ın esnafı “gelin” dediğinde, bunu duyan ve “gidelim” diyen bir ülke var mı?

Bu sorunun cevabı, bir turizm meselesi değil; o şehrin insanının geçimi ve o şehrin geleceği meselesi.

İlgili Yazılar