Yaşlılar İçin Rekreasyon Emekli Lokalinden İbaret mi?

Türkiye hızla yaşlanıyor; belediyelerin yaşlılara sunduğu şey ise bir lokal, bir huzurevi ve bayramda bir ziyaret. Oysa altmış beş yaş üstü, şehirde en çok boş zamanı olan ve en az programı olan grup. Gündüz programı, erişim, parkın yaşlı saati, kuşaklararası alanlar. Belediyenin yeni ve büyüyen görevi.

Mertcan Tekin 10 dk okuma
Yaşlılar İçin Rekreasyon Emekli Lokalinden İbaret mi?
İçindekiler
  1. Salı sabahı, saat on
  2. Lokal neden yetmiyor?
  3. Yaşlı şehirden ne istiyor?
  4. Parkın yaşlı saati
  5. Kuşaklararası alan
  6. Belediyede yaşlı kimin dosyası?
  7. Belediyenin yeni görevi
  8. Sonuçta
  9. İlgili Yazılar

Türkiye’nin nüfusu yaşlanıyor; bunu herkes biliyor ve şehirler henüz buna göre kurulmuyor.

Altmış beş yaş üstü nüfus, her yıl büyüyor; bazı illerde nüfusun beşte birine yaklaşıyor. Bu insanlar, şehirde en çok boş zamanı olan grup: Emekli, günü serbest, sabah erken uyanıyor, öğleden sonra evde. Ve şehirde en az programı olan grup: Belediyenin yaşlılara sunduğu şey, bir emekli lokali, bir huzurevi, bayramda bir ziyaret ve belki yılda bir “yaşlılar haftası” etkinliği.

Bu, bir rekreasyon boşluğu ve büyüyor.

Rekreasyon yazılarında gençler, çocuklar, aileler konuşuluyor; yaşlılar “sosyal hizmet” başlığına atılıyor. Oysa yaşlı, bakım alması gereken bir hasta değil; zamanı olan, hareket etmek isteyen, insan arayan, öğrenmek isteyen bir şehirli. Ve şehir, ona yalnızca bir lokal sunuyor: Bir oda, bir çay, bir okey masası, aynı insanlar.

Bu yazıda yaşlılar için rekreasyonun neden lokalden ibaret olmadığını, yaşlının şehirden ne istediğini ve belediyenin bu büyüyen görevi nasıl üstlenebileceğini konuşmak istiyorum.

Salı sabahı, saat on

Bir sahne anlatayım; belli bir mahalle değil, birkaçının karışımı.

Bir Anadolu ilinde, şehrin eski mahallelerinden birindeyiz; salı sabahı, saat on. Emekli lokali belediyenin eski hizmet binasının zemin katında; kapıda belediye logolu bir tabela asılı, içeride altı masa var ve dördünde okey oynanıyor, köşedeki televizyonun sesi açık, çay ocağında bir görevli bardak yıkıyor. On iki on üç kişi var ve hepsi erkek, çoğu yetmişin üstünde. Duvarda martta asılmış “yaşlılar haftası” afişi hâlâ duruyor; programında bir huzurevi ziyareti ve bir sinema gösterimi yazıyor, ikisi de geçeli aylar olmuş.

Karşı kaldırımda mahalle parkı var. Spor aletleri güneşin altında duruyor, sarı boyaları dökülmüş ve başlarında kimse yok. Yürüyüş yolu kısa, taşları yer yer oynak, bankların yarısı gölgesiz. Banklardan birinde pazar arabasıyla bir kadın oturuyor; torununu okula bırakmış, pazarı görmüş, eve gitmeden önce on dakika nefesleniyor. Kaldırımdan parka geçerken kaldırıma park etmiş bir aracın arkasından dolaşmak zorunda kaldı, çünkü kaldırım yüksek ve indirilmiş bir yeri yok. On buçukta kalkacak; çünkü öğle yemeği var, çünkü evde kimse yok ve çünkü burada yapacak başka bir şey yok.

Aynı sokakta yüz metre ileride belediyenin kültür merkezi duruyor. Kapısı kapalı; afişinde cuma akşamı bir konser, cumartesi çocuklar için bir tiyatro yazıyor. Salonu, fuayesi ve kurs sınıfı saat onda karanlık. Biraz ötedeki kapalı spor salonu da akşam beşe kadar karanlık. Sabah sekizde aile sağlığı merkezinin önünde mahallenin bütün yaşlıları vardı, çünkü sabah dışarı çıkmanın en yaygın sebebi hâlâ bir reçete.

Bu sahnede kimse bir şey yapmamış değil; belediye lokali açmış, parkı yapmış, kültür merkezini kurmuş ve hepsi yerinde duruyor. Yalnızca saat onda hiçbiri o kadın için çalışmıyor.

Lokal neden yetmiyor?

Emekli lokali, kötü bir şey değil; yaşlının sosyalleştiği, evden çıktığı, insan gördüğü bir yer. Ama yetmiyor, çünkü tek bir şeyi yapıyor: Oturmak.

Lokalde program yok; oturulur, çay içilir, konuşulur, okey oynanır. Bu, bir kahvehane; ve kahvehane, zaten var. Yaşlı erkek için kahvehane, yaşlı kadın için ev; lokal, bu ikisinin arasında bir yer ama ikisinden farklı bir şey sunmuyor.

Lokal cinsiyetli bir yer; erkeklerin. Yaşlı kadınların lokalde yeri az ve yaşlı kadın, bence Türkiye’de en izole rekreasyon grubu: Evde torun bakıyor, komşuya gidiyor; şehirde ona ait bir yer yok.

Lokal hareketsiz bir yer; oysa yaşlının en büyük ihtiyacı hareket, yani yürüyüş, egzersiz, denge, kuvvet. Hareketsizlik, yaşlılıkta sağlık sorunlarının ana kaynağı ve lokal, hareketsizliğin kurumu.

Ve lokal kapalı bir yer; dışarıyla, başka kuşaklarla, şehirle ilişkisi yok. Yaşlı lokalde yaşlılarla oturuyor ve şehir, yaşlıyı görmüyor.

Emekli lokali, yaşlıyı şehrin içinde bir odaya koyuyor; rekreasyon, yaşlıyı şehre çıkarmalı.

Yaşlı şehirden ne istiyor?

Yaşlının rekreasyon ihtiyacı, diğer gruplardan farklı ve bu fark, program tasarımını belirliyor.

Gündüz. Yaşlının boş zamanı sabah ve öğleden sonra; akşam değil. Belediyenin etkinlik takvimi akşama kurulu; yaşlı için gündüz programı neredeyse yok. Sabah sporu, öğle sohbeti, ikindi atölyesi; bunlar yaşlının saati.

Yakınlık. Yaşlı uzağa gitmiyor; mahallesinde kalıyor. Merkezde bir yaşlı merkezi, mahalledeki yaşlıya ulaşmıyor. Her mahallede, yürüme mesafesinde, bir şey olmalı.

Hareket ama güvenli hareket. Yürüyüş yolu, ama düz ve banklı; egzersiz, ama yaşlıya uygun; havuz, ama sıcak ve sığ. Parkların spor aletleri, yaşlıya göre değil; gençlere göre tasarlanmış ve yaşlı kullanmıyor.

İnsan. Yaşlılığın en büyük sorunu yalnızlık ve rekreasyon, yalnızlığın en etkili ilacı. Ama yalnızca yaşlılarla değil; torun yaşındakilerle, mahalleyle, farklı insanlarla.

Anlam. Yaşlı, “vakit geçirmek” istemiyor; bir şey yapmak istiyor. Öğrenmek, öğretmek, üretmek, katkı sunmak. Emekli öğretmen çocuklara okuma öğretebilir; emekli usta atölye verebilir; emekli bahçıvan parkı yönetebilir. Yaşlı, şehrin kullanmadığı en büyük deneyim kaynağı.

Ve erişim. Toplu taşıma, kaldırım, yürüyüş yolu, tuvalet, oturma yeri. Yaşlının şehre çıkması için şehrin yaşlıya göre olması gerekiyor; çoğu şehrimiz henüz o noktada değil.

Parkın yaşlı saati

Rekreasyon alanının yaşlıya açılmasının en kolay yolu, zaman.

Parklar sabah boş; yaşlı sabah uyanık. Sabah yedi ile on arası, park yaşlının olabilir: Sabah yürüyüşü grubu, bir eğitmenle egzersiz, tai chi ya da benzeri bir program, sonra bir çay. Dünyada bu, parkların en yerleşik yaşlı programı; Çin’in parklarında sabah, milyonlarca yaşlının egzersiz saati. Türkiye’de birkaç belediye başladı; çoğu yerde park sabah boş.

Anlatayım. Haftada üç sabah, dokuzda, parkın yürüyüş yolunun başında bir eğitmen bekliyor; kırk dakika yürüyüş ve denge çalışması yapılıyor, sonra parkın kafesinde ya da yandaki lokalde bir çay içiliyor. O çay egzersiz kadar önemli, çünkü gelenlerin bir kısmı hareket için değil insan için geliyor. Eğitmenin yaşlıyla çalışmayı bilen, düşme riskini tanıyan biri olması gerekiyor; bu uzmanlık belediyede nadir olsa da dışarıdan saat ücretiyle bulmak mümkün. Parası, bir yaz konserinin sanatçı kaşesinin yanında görünmeyecek kadar küçük.

Kapalı spor salonları, gündüz boş; yaşlı için gündüz spor programı. Havuzlar, gündüz boş; yaşlı yüzme saati, sıcak su, sığ bölüm. Kültür merkezleri, gündüz boş; yaşlı için sohbet, film, kurs, koro. Sahnedeki kültür merkezinin saat onda açılması da aynı mantığın devamı: Salı sabahı bir film, perşembe sabahı bir koro ya da bir sohbet; halk eğitimin zaten var olan bir kursu gündüze taşındığında belediye yeni bir şey satın almış olmuyor. Ve kültür merkezi, lokalin hiçbir zaman olamadığı bir şey; erkeğin değil, herkesin yeri. Yaşlı kadının şehirde ilk kez bir adresi oluyor.

Belediyenin tesisleri, gündüz saatlerinde yaşlıya açılsa, yeni tesis yapmadan bir yaşlı rekreasyon programı kurulmuş oluyor. Bu, bir bütçe değil, bir takvim kararı.

Kuşaklararası alan

Yaşlı rekreasyonunun en değerli ve en az denenen biçimi, yaşlıyı yaşlılarla değil, başka kuşaklarla buluşturmak.

Anaokulu ile yaşlı merkezinin aynı binada olması; yaşlı, çocuğa masal okuyor, çocuk yaşlıya hayat veriyor. Dünyada bunun örnekleri var ve sonuçları şaşırtıcı: Yaşlının sağlığı, çocuğun gelişimi, ikisi birden iyileşiyor.

Gençlik merkezi ile emekli lokalinin yan yana olması; emekli usta, gençlere atölye veriyor; genç, yaşlıya telefon kullanmayı öğretiyor.

Park programlarının kuşaklararası olması; sabah yaşlı, öğleden sonra çocuk, akşam genç değil; aynı programda hepsi. Mahalle bahçesi, kuşaklararası alanın en iyi örneği: Yaşlı bahçeyi biliyor, çocuk öğreniyor, aile katılıyor.

Türkiye’de aile yapısı, kuşaklararası ilişkiyi zaten taşıyor; ama şehir, bunu kamusal alana taşımıyor. Yaşlı evde torunla; şehirde yaşlılarla. Rekreasyon, bu ikisini birleştirebilir.

Belediyede yaşlı kimin dosyası?

Bunların neden yapılmadığını sorduğunuzda alacağınız cevap parasızlık değil; mesele belediyenin kendi iç yapısında. Anlatayım.

Bugün yaşlı, belediyede sosyal hizmetler ve sosyal yardım biriminin dosyası. O birimin işi evde bakım, sıcak yemek, hasta bezi, nakdi yardım ve bayram ziyareti; yıl sonunda “kaç yaşlıya ulaşıldı” diye sorulduğunda cevap yardım sayısıyla veriliyor. Bu işler değerli ve bırakılamaz, küçümsemiyorum; ama bu birimin dünyasında yaşlı, bir şeye muhtaç olan kişi. Sabah sporuna gelecek, koroya katılacak, çocuklara masal okuyacak yaşlı o dosyada yok.

Kültür birimi akşam ve hafta sonu çalışıyor; takvimi konserlerden, tiyatrodan ve Ramazan programından oluşuyor, gündüz salon kapalı ve personel yok. Spor birimi çocuk odaklı; yaz spor okulları, kulüpler, turnuvalar. Eğitmenleri çoğunlukla belediye şirketi üzerinden saat ücretiyle ya da sözleşmeyle çalışıyor, dolayısıyla sabah dokuzdaki bir yaşlı grubu bütçede yeni bir saat demek ve o saati kimin ödeyeceği belli değil. Park ve bahçeler, parkı bir katalogdan kuruyor; “açık alan spor ekipmanı” diye ihaleye çıkılıyor, katalogda yaşlıya uygun hiçbir şey yok, çünkü kimse sormadı. Yaşlı dört birimin de alanına giriyor ve dördünün de iş planında yok.

Lokalin kendisi de bu yapının sonucu. Lokal çoğu yerde belediyenin bir emekliler derneğine tahsis ettiği bir yer; belediye binayı, çayı ve görevliyi veriyor, program derneğin ve dernek de o programı okey diye tanımlıyor, çünkü başka bir şey istenmedi. Lokal açmak somut ve görünür bir iş; bir binası, bir açılışı, sayılabilen bir sonucu var. Parkta sabah dokuzda yirmi yaşlının egzersiz yapmasının ise ne binası var ne açılışı. Belediyenin iş planında ikisi doğal olarak aynı ağırlıkta görünmüyor.

Bir de sorumluluk korkusu var ve bence sahada en çok bu fren yapıyor. Yetmiş beş yaşında biri belediyenin sabah yürüyüşünde düşse ne olacak? Bu soru bir kere sorulduğunda cevap “hekim raporu isteriz” oluyor; raporu getirmek yaşlı için bir eziyet, gelen azalıyor, program kapanıyor. Oysa çözüm raporu istemek değil, egzersizi yaşlıya göre tasarlamak ve eğitmeni ona göre seçmek.

Bütün bunlar bir araya gelince belediyenin yıllık programında yaşlı başlığının altında üç kalem kalıyor: Yaşlılar haftası, huzurevi ziyareti ve bayram. Üçü de bir yıl içinde üç gün tutuyor; geri kalan günlerin programı yok.

Belediyenin yeni görevi

Yaşlı rekreasyonu, Türkiye’de belediyelerin henüz tanımlamadığı bir görev ve demografi, bunu tanımlamaya zorlayacak.

Belediyenin yapması gereken şey, yaşlıyı bir rekreasyon grubu olarak tanımlamak: Program, saat, mekân, eğitmen, erişim. Bu, yeni bir müdürlük değil; var olan tesislerin gündüz saatlerinin ve var olan parkların sabah saatlerinin yaşlıya programlanması. Ve yaşlının kendisinin programda yer alması; eğitmen, gönüllü, organizatör olarak.

Pratikte bunun başlangıcı bence bir isim ve bir telefon. Yaşlının belediyede yardım için değil program için arayabileceği bir kişi olduğunda, lokaldeki görevli de kültür merkezindeki memur da parktaki kadın da aynı yere ulaşıyor ve “bu hangi müdürlüğün işi” sorusu yaşlıya sorulmamış oluyor. O kişinin ilk işi, dört birimin gündüz saatlerinde yaşlı için yapabileceği ne varsa tek bir takvime yazıp lokalin duvarına ve muhtarlığın panosuna asmak. Lokale de aynı takvimden bir şey düşüyor; okey kalıyor, ama derneğe haftada iki sabah bir sağlık sohbeti, bir okuma grubu ya da torunlarla bir saat için küçük bir bütçe verildiğinde dernek, ilk kez çay dışında bir şeyden sorumlu oluyor. Bir de kaldırım var; lokale ve parka giden yoldaki yüksek kaldırımların indirilmesi, yola iki bank ve durağa bir oturak konması fen işlerinin bir haftalık işi ve yaşlının sabah dışarı çıkıp çıkmayacağını, bütün programdan çok bunlar belirliyor.

Türkiye’de bazı belediyeler “yaşam boyu” ya da “aktif yaşlanma” programları başlattı; iyi örnekler var. Ama çoğu belediyede yaşlının adresi hâlâ lokal ve lokalde hâlâ okey.

Sonuçta

Türkiye yaşlanıyor ve şehirler yaşlıya bir lokal sunuyor. Oysa yaşlı, şehirde en çok zamanı olan, en çok hareket ihtiyacı duyan, en yalnız ve en az programı olan grup. Salı sabahı saat onda lokalde okey, parkta boş aletler, kültür merkezinde kapalı kapı; hepsi aynı sokakta ve hiçbiri o saatte yaşlı için çalışmıyor.

Gündüz programı, mahalle ölçeğinde erişim, parkın sabah saati, tesislerin gündüz kullanımı, kuşaklararası alanlar ve yaşlının programın öznesi olması. Hiçbiri yeni tesis gerektirmiyor; hepsi, yaşlının belediyede dört birimin arasına düşmek yerine bir adresi olmasını ve belediyenin onu bir sosyal hizmet dosyası değil, bir şehirli olarak görmesini gerektiriyor.

Bu mahallede yetmiş yaşında bir kadın, salı sabahı saat onda nereye gidebilir?

Cevap “komşuya” ise şehrin yaşlıya sunduğu bir şey yok demektir. Ve o kadının sayısı her yıl artıyor.

İlgili Yazılar