İçindekiler
Türkiye’nin en yaygın spor tesisi hangisi diye sorulsa, cevap stadyum değil, spor salonu değil, yüzme havuzu değil. Halı saha.
Her mahallede birkaç tane. Şehir çıkışlarında, dere kenarlarında, boş arsalarda, apartmanların arasında, fabrika sahalarında, okul bahçelerinde. Yeşil halı, tel örgü, dört projektör, bir konteyner soyunma odası, bir çay ocağı. Akşam yediden gece yarısına kadar dolu; hafta sonu sabahtan itibaren. Saatlik kira, bir grup arkadaş, bir maç, bir çay.
Bu tesisi esnaf yaptı. Bir arsa sahibi, bir müteahhit, bir eski futbolcu, “burada halı saha tutar” dedi ve tuttu. Türkiye’nin en yaygın rekreasyon altyapısı, mahalle ölçeğinde ve kendiliğinden kuruldu; belediyelerin spor yatırımı ise aynı dönemde daha çok kulüp sporuna ve büyük tesislere yöneldi.
Bunu bir eleştiri olarak yazmıyorum; tam tersine. Halı saha, Türkiye’nin rekreasyon ihtiyacına verdiği en gerçek ve en işleyen cevaplardan biri. Ama belediyelerin spor tesislerinin neden halı sahanın gördüğü işi görmediği, halı sahanın belediyeye ne öğretebileceği ve ikisinin nasıl ortak çalışabileceği; bunlar konuşulmalı.
Perşembe gecesi dokuzda iki tesis
Bir sahne anlatayım; belli bir mahalle değil, birkaçının karışımı.
Perşembe gecesi dokuz, bir büyükşehrin kenar ilçesinde dere kenarına kurulmuş bir halı saha. Dört projektör yanıyor, tel örgünün dışında arabalar sıralanmış, konteyner soyunma odasının önünde bir sonraki saatin takımı plastik sandalyelerde formalarını giymiş bekliyor. Çay ocağında semaver, tezgâhın üstünde bir defter; defterde haftanın her akşamı yediden on ikiye kadar isimler yazılı, cuma ve cumartesi için bir hafta önceden aramak gerekiyor. Sahada on iki kişi, kenarda maçı izleyen beş altı kişi daha. Maç bitince kimse hemen gitmiyor; çay, sohbet, bir sonraki haftanın saatini bağlama. Saat onda yeni takım giriyor, çıkanlar çay ocağının önüne oturuyor.
Aynı gece, üç yüz metre ötede belediyenin kapalı spor salonu. Büyük, yeni, cephesinde belediyenin adı ışıklı harflerle yazılı. Otopark boş, giriş kapısında zincir, içeride yalnızca güvenlik görevlisinin odasından sızan bir televizyon ışığı. Kapıdaki tabelada tahsis talepleri için müdürlüğe dilekçe verilmesi yazıyor; hafta içi, mesai saatlerinde. Salon gündüz iki okulun beden dersine, akşam altıdan sekize bir amatör kulübün antrenmanına açılmış; sekizde kapanıyor. Halı sahadaki on iki kişiden hiçbiri o salonda bir kez bile oynamamış ve çoğu oynanabileceğini bilmiyor.
Bu sahnede ne esnaf kahraman ne belediye suçlu. Esnaf geçimini sağlıyor, belediye tesisini yönetmeliğine göre işletiyor. Ama aynı mahallede, aynı saatte, biri dolu biri karanlık iki spor alanı var ve ikisi de aynı mahalleye hizmet etmek için kurulmuş.
Halı saha neden tutuyor?
Önce şunu anlamak gerekiyor: Halı saha, bir talebin tam karşılığı.
Talep belli: Haftada bir, akşam, arkadaşlarla, bir saat futbol. Türkiye’de milyonlarca erkeğin, giderek daha fazla kadının, rekreasyon ihtiyacının en somut hali. Bu ihtiyacı karşılamak için gereken şey: Yakın, akşam açık, saatlik kiralanabilen, kolay rezervasyon, ucuz, ekstra bir şey istemeyen bir yer.
Halı saha tam olarak bu. Mahallede, akşam açık, saatlik, telefonla rezervasyon, uygun fiyat, formayı giy gel. Üstüne çay ocağı, maç sonrası sohbet. Bir sosyal alan.
Esnaf bu talebi gördü çünkü esnaf, talebi görmek zorunda; görmezse batar. Her şehirde halı saha sayısı, o şehrin futbol talebiyle doğru orantılı; fazla olan kapanıyor, eksik olan açılıyor. Esnaf, talebi en yakından gören taraf olduğu için bir şeyi çok iyi yaptı: Talebi ölçtü ve karşıladı.
İşletme tarafı da aynı mantıkla kurulmuş. Halı sahacı sabit müşterisini tanıyor; pazartesi dokuz şu grubun, çarşamba on şu fabrikanın servisinin, bunu defterine yazıyor ve o saat boşalmadıkça kimseye vermiyor. Rezervasyon bir telefon ya da bir mesaj, iptal bir gün önceden, geç gelen grubun saati kayıyor ama parası iade edilmiyor. Bunların hiçbiri bir yönetmelikte yazmıyor; esnaf yıllar içinde, maç kaçıran ve çay içmeyen müşteriden öğrenmiş.
Belediyenin spor tesisi akşam neden kapalı?
Şimdi aynı şehirde belediyenin spor tesisine bakın.
Büyük bir kapalı spor salonu. Ya da “spor kompleksi”: Birkaç saha, bir salon, bir havuz. Yapımı pahalı, bakımı pahalı. Gündüz okul kullanıyor ya da boş; akşam, kapalı ya da belirli kulüplere tahsisli. Hafta sonu bir turnuva, belki. Mahallenin insanı o tesise gidip “bir saat oynayalım” diyemiyor; sistem yok, rezervasyon yok, “tahsis” var.
Belediyenin spor tesisi, kulüp sporu için kurulmuş; rekreasyon için değil. Lisanslı sporcu, antrenman, müsabaka. Mahalledeki insanın akşam bir saat oynama ihtiyacı, bu tesisin tasarımında yok.
Bir de işletme tarafı var. Belediye tesisi, belediye mesaisiyle çalışıyor; akşam sekizde kapanıyor. Personeli memur; akşam ve hafta sonu vardiyası sorun. Ücreti ya yok ya sembolik; sembolik ücret, tesisin kendini finanse etmesini ve işletmenin ciddiye alınmasını engelliyor.
Bunun neden böyle kaldığını da anlatayım, çünkü dışarıdan bakınca inat gibi görünüyor ama değil. Tesis gençlik ve spor hizmetleri müdürlüğüne bağlı ve o müdürlüğün başarı ölçüsü lisanslı sporcu sayısı, kulüp sayısı, madalya; akşam bir saat oynayan altı arkadaş hiçbir raporda sayı olarak görünmüyor. Ücret tarifesi belediye meclisinin yıllık tarife kararıyla belirleniyor, bir kez belirlenince bir yıl değişmiyor ve o tarifeye saatlik kiralama diye bir satır çoğu zaman hiç yazılmamış. Yazılsa bile toplanan para tesise değil belediyenin genel bütçesine gidiyor; tesisin sorumlusu akşam açık tutmanın elektrik ve personel maliyetini görüyor, gelirini hiç görmüyor. Amatör kulüplere tahsis ise yerleşik bir alışkanlık: Kulüpler yıllardır aynı saatleri kullanıyor, tahsisi yeniden düzenlemek emek istiyor, akşam saatlerini herkese açmanın getirisi ise henüz kimsenin masasında bir sayı olarak durmuyor. Böylece salon, kimse kötü niyetli olmadan, akşam sekizde kapanıyor.
Sonuç: Aynı mahallede, belediyenin büyük tesisi akşam saatlerini henüz mahalleye açmamış; esnafın halı sahası akşam dolu.
Belediye tesisi sporcu için yapılıyor; halı saha, spor yapmak isteyen insan için.
Halı sahanın sorunları
Halı sahayı övmekle bitirmeyeceğim; sorunları var ve bu sorunların çoğu, belediyeyle esnafın henüz aynı masaya oturmamış olmasının sonucu.
Kalite ve güvenlikle başlayayım. Halı sahaların bir kısmı standartsız: Eski halı, kötü aydınlatma, güvensiz tel örgü, sağlık önlemi yok, soyunma odası berbat. Denetim yok; çünkü halı saha, bir spor tesisi olarak değil, bir ticari işletme olarak ruhsatlanıyor.
Erişim de sorunlu. Halı saha erkeklerin; kadınların, çocukların, yaşlıların halı sahadaki yeri çok az. Erkek futbolu için kurulmuş ve erkek futbolu olarak kalmış. Bu, talep eksikliği değil, teklif eksikliği; kadın saati, çocuk saati, aile saati olan halı saha, var ama az.
Yer meselesi var. Halı sahalar, şehirde boş kalan yerlerde: Dere yatakları, imar dışı alanlar, geçici arsalar. İmar değiştiğinde halı saha gidiyor ve mahalle, spor alanını kaybediyor. İmar güvencesi yok.
Bir de fiyat. Halı saha kirası, gençler için giderek daha pahalı; projektörün elektriği, halının yenilenmesi ve arsa kirası her yıl artıyor ve esnaf bunu saat ücretine yansıtmak zorunda. Esnaf fiyatı, kamu fiyatı değil; belediyenin tesislerini akşam saatlerinde uygun bir ücretle açması, bu fiyatı dengeleyecek en doğal alternatif.
Bunların hiçbiri halı sahayı kötü yapmıyor; belediyenin bu alana ortak olmasının ne kadar işe yarayacağını gösteriyor.
Belediye halı sahadan ne öğrenebilir?
Bence belediyelerin spor ve rekreasyon tesislerini halı saha mantığıyla yeniden düşünmesi gerekiyor.
İlk öğrenilecek şey mahalle ölçeği; bir büyük kompleks yerine her mahallede küçük bir alan. Yakındaki küçük saha, uzaktaki büyük salondan daha çok kullanılıyor ve bunu halı sahacı yıllar önce anlamış.
Sonra saat geliyor: Tesis, insanların boş olduğu saatte açık olmalı. Bu bir personel düzeni meselesi ve çözülebilir; halı saha çözmüş. Belediye de akşam vardiyasını şirket personeliyle kurabilir, gündüz boş geçen saatleri kısıp akşam saatlerini uzatabilir; bunun maliyeti, salonun gündüz boşuna yanan ısıtmasından fazla değil.
Rezervasyon da öğrenilecek şeylerden; tahsis değil, rezervasyon. Herkes, telefondan, bir saat. Belediyenin spor salonunun akşam saatleri halı saha gibi kiralanabilir ve gelir tesise döner. Bunun için meclisin tarife kararına saatlik kullanım satırı eklemek ve bir rezervasyon defteri, hadi bir uygulama, tutmak yetiyor; halı sahacının tezgâhındaki defter bile iş görüyor.
Ücret konusunda halı sahanın dersi şu: Sembolik değil, bedava değil; işletmeyi taşıyan, halı sahadan düşük, herkesin ödeyebileceği bir ücret. Bedava tesis, kullanana da işletene de ciddiye alınacak bir şey gibi görünmüyor.
Çay ocağını da sayıyorum ve şaka değil; sosyal alan. Tesisin yanında oturulacak, konuşulacak bir yer. Halı sahanın tutmasının yarısı maç, yarısı maçtan sonrası. Belediye salonlarının çoğunda bu yer yok; giriş holünde iki plastik sandalye ve bir otomat var.
Ve halı sahayla rekabet değil, iş birliği. Belediye, mahalledeki halı sahalarla anlaşıp belirli saatleri kadın, çocuk, yaşlı, engelli programına açabilir; ücretini belediye karşılar, esnaf kazanır, mahalle erişir. Bu, yeni tesis yapmaktan kat kat ucuz ve bugün hazır. Sahnedeki halı sahacının defterinde hafta içi öğleden sonraları boş; o saatleri belediyenin satın alıp bir kadın futbol programına ya da yaz okuluna açması, halı sahacı için ek gelir, mahalle için ilk kez kadınların ve çocukların girdiği bir saha demek. Bunun için gereken şey bir hizmet alımı ve bir protokol; ikisini de belediye her gün başka işler için zaten yapıyor.
Halı sahadan kamusal spor alanına
Son olarak, halı sahayı kamusal spor politikasının parçası yapmak mümkün ve bence gerekli.
Standart ve denetimle başlanabilir: Halı sahanın bir spor tesisi olarak ruhsatlanması; aydınlatma, halı, güvenlik, sağlık için asgari standart. Bu, esnafı zorlamak değil; kaliteyi yükseltmek. İş yeri açma ruhsatını zaten belediye veriyor; ruhsata birkaç satır eklemek için yeni bir kurum kurmak gerekmiyor.
İmar güvencesi de belediyenin elinde: Mahallenin halı sahasının imar planında spor alanı olarak korunması; arsa el değiştirdiğinde mahallenin spor alanı yok olmasın. Plan değişikliği belediye meclisinden geçiyor; yani bu kararı verecek olan da aynı masa.
Erişim programını yukarıda anlattım: Belediyenin halı sahalardan saat satın alıp kadın, çocuk, yaşlı ve düşük gelirli gruplara açması, bu politikanın en hızlı sonuç veren parçası.
Bir de veri meselesi var: Şehirde kaç halı saha var, haftada kaç saat dolu, kaç kişi oynuyor. Bu, şehrin gerçek spor haritası ve hiçbir belediyede çıkarılmış değil. Ruhsat kayıtlarında halı sahaların listesi zaten duruyor; eksik olan, birinin o listeyi alıp bir hafta boyunca akşamları sahaları dolaşması. Çıkarılsa, belediyenin spor yatırımı nereye yapılmalı sorusunun cevabı görünür.
Türkiye’nin en yaygın spor tesisi halı saha ve onu esnaf yaptı; çünkü esnaf mahalledeki talebi en yakından gören taraftı. Belediyenin tesisi lisanslı sporcuya ve kulübe göre kurulmuş, mesaiyle çalışıyor, tahsisle açılıyor ve akşam karanlık; halı saha mahallede, akşam açık, saatlik ve dolu.
Halı sahanın sorunları var: Standart, erişim, imar, fiyat. Hepsi, belediyeyle esnafın ortak çalışmasıyla çözülebilecek sorunlar. Çözüm, halı sahayı kapatmak değil; belediyenin tesisini halı saha mantığıyla düşünmek ve halı sahayı kamusal spor politikasının parçası yapmak.
Bu belediyenin spor tesisi, bu akşam saat dokuzda, mahalleden gelen altı arkadaşa bir saat yer verebilir mi?
Cevap “hayır” ise, mahallenin spor tesisi halı saha demektir; belediyenin tesisi ne kadar büyük olursa olsun.



