İçindekiler
Türkiye’de bir belediyenin “gençlere yönelik” programını sorduğunuzda genellikle bir bina gösteriliyor.
Gençlik merkezi. İçinde bir bilgisayar odası, bir kütüphane köşesi, bir satranç masası, bir atölye, bazen bir spor salonu, bazen bir kafe. Açılışta kalabalık, ilk ay dolu. Altıncı ay, akşamları birkaç kişi. Bir yıl sonra bina var, genç yok.
Bunu birçok şehirde gördüm ve her seferinde aynı tespit yapılıyor: “Gençler ilgi göstermiyor.” Bence bu tespit yanlış. Gençler ilgi gösteriyor; ama bir binaya değil, bir şeye. Bina, o şeyin kabı; içi boşsa, gençler gelmiyor.
Genç rekreasyonu, Türkiye’de en çok konuşulan ve en az anlaşılan rekreasyon alanlarından biri. Nüfusun önemli bir kısmı genç; şehirde akşam yapacak şey az; gencin şehirle kurduğu ilişki, şehirde kalıp kalmayacağını belirliyor. Ve belediyelerin bu konudaki cevabı, çoğu zaman bir bina.
Bu yazıda gençler için rekreasyonun neden tek bir alandan ibaret olmadığını, gençlerin aslında ne istediğini ve tutan örneklerin ne yaptığını konuşmak istiyorum.
Salı akşamı beş, cumartesi gecesi dokuz
Bir sahne anlatayım; belli bir şehir değil, birkaçının karışımı.
Bir ilçe belediyesinin gençlik merkezi, salı günü saat beşe yirmi var. İki katlı, cephesi camlı, girişinde büyük harflerle adı yazan bir bina. Alt katta bilgisayar odası; sekiz bilgisayardan altısı açılıyor, ikisinin başında ödev yapan iki lise öğrencisi var. Üst katta satranç masası, kitaplık, duvarda açılış gününden kalma fotoğraflar ve bir atölye odası; atölyenin kapısı kilitli, içinde ocak ayında bitmiş bir kursun malzemeleri duruyor. Danışmada bir memur; beşe doğru anahtarları çekmecesinden çıkarıyor, çünkü binanın mesaisi beşte bitiyor, kendisininki de. Öğrencilere “toparlanalım” diyor, beşi on geçe ışıklar sönüyor, kapıya kilit vuruluyor.
Aynı binanın önü, cumartesi gecesi dokuz. Cephe karanlık, cam kapının arkasında yalnızca acil çıkış tabelasının yeşili. Üç yüz metre ötede bir büfenin önündeki bankta altı genç; birinin telefonuna bağlı küçük bir hoparlörden müzik çalıyor, büfeden alınan çay bardakları bankın altında. Biraz ileride, mahalle parkının en karanlık köşesinde başka bir grup. Şehrin AVM’sinin yemek katında, bir masada bir saat boyunca tek bir patates kızartmasıyla oturan dört kız. Hepsi dışarıda, hepsi bir şey arıyor ve şehrin onlar için yaptığı tek bina kilitli.
Bu sahnede kimse ihmalkâr değil. Memur mesaisini yapmış, belediye binayı yapmış ve açmış, gençler de kendilerine göre bir yer bulmuş. Sorun, bu üç tarafın birbirini hiç görmemesi; bina gençlerin olmadığı saatte açık, gençler binanın olmadığı yerde ve belediye, altı ay sonra “gençler ilgi göstermiyor” cümlesini kuruyor.
Alan değil, program
Gençlik merkezinin boş kalmasının ilk sebebi, binanın bir programının olmaması.
Bina açık; peki içinde ne oluyor? Çoğu zaman hiçbir şey. Gençler gelir, bilgisayar kullanır, oturur, gider. Bu, bir kütüphane ya da kafe; rekreasyon değil. Rekreasyon, bir şeyin olması: Bir kurs, bir turnuva, bir atölye, bir buluşma, bir konser, bir proje, bir yarışma.
Program, binadan daha pahalı değil; ama binadan daha zor. Çünkü programı yapacak insan gerekiyor: Gençlerle çalışmayı bilen, gençlerin ilgisini takip eden, her ay yeni bir şey kurabilen biri. Türkiye’de gençlik merkezlerinin çoğunda bu insan yok; bir memur var, kapıyı açıyor ve kapatıyor.
Bunun sebebi kimsenin aklına gelmemesi değil; belediyede böyle bir kadronun olmaması. “Gençlik çalışanı” diye bir unvan yok; merkez ya kültür ve sosyal işlere ya da gençlik ve spor hizmetlerine bağlı ve o müdürlüğün elinde kurs açmaya yarayan bir bütçe satırı var, program yürütmeye yarayan bir insan yok. Kursu çoğu zaman halk eğitim merkezi veriyor, belediye yalnızca odayı açıyor; kurs bitince oda yine boş kalıyor. Sahnedeki kilitli atölye tam olarak bu: Ocak ayında kurs bitmiş, bir sonraki kursu kimse planlamamış, çünkü planlamak kimsenin görev tanımında değil. Oysa belediyenin bu iş için tek bir insanı, üstelik memur olmak zorunda da olmayan bir insanı tam zamanlı görevlendirmesi, binanın yıllık elektrik faturasından daha pahalı değil; eksik olan para değil, bu işi birinin işi olarak tanımlayan bir karar.
Program olduğunda bina doluyor. Haftada bir kodlama atölyesi, ayda bir müzik gecesi, mevsimde bir turnuva, yılda bir festival; bunlar bir takvim ve takvim, gençlerin “ne zaman gidelim” sorusuna cevap veriyor. Takvimi olmayan bina, “bir ara gideriz” oluyor ve “bir ara” gelmiyor.
Saat: Gençlerin zamanı belediyenin zamanı değil
Sonra saat var ve bu, en basit, en çok ihmal edilen şey.
Gençlik merkezi, belediye mesaisiyle çalışıyor: Sabah sekiz buçuk, akşam beş. Gençler sabah okulda, öğleden sonra derste ya da işte; boş zamanları akşam ve hafta sonu. Belediye kapalı.
Dolayısıyla bina, gençlerin gelemeyeceği saatlerde açık, gelebileceği saatlerde kapalı. Bu kadar basit ve bu kadar yaygın.
Gençler için rekreasyon, akşam altıdan on bire, cumartesi ve pazar. Bu saatlerde açık olmayan hiçbir alan, genç rekreasyonu değil. Belediye personelinin vardiya düzeni, gençlik merkezinin kaderini belirliyor ve çoğu belediyede bu düzen değişmiyor.
Neden değişmediğini de anlatayım, çünkü dışarıdan bakınca anlaşılmıyor. Merkezdeki memurun akşam çalışması fazla mesai demek; fazla mesai ödeneği sınırlı ve yıl boyunca başka programlarla paylaşılıyor. Belediye şirketinin personeliyle akşam vardiyası kurmak mümkün, ama o zaman “akşam binada bir şey olursa sorumlu kim” sorusu geliyor; müdür bu sorumluluğu almak istemiyor, çünkü akşam açık binada yaşanan bir olay, gündüz kapalı bir binadan çok daha fazla başını ağrıtıyor. Bir de güvenlik var: Gece bina açıksa bir güvenlik görevlisi gerekiyor, o da ayrı bir hizmet alımı. Bunların hiçbiri aşılmaz değil; akşam vardiyasını kuran, güvenliği hizmet alımına ekleyen, binanın gündüz saatlerini kısıp akşam saatlerini uzatan belediyeler var ve bunu yaptıklarında ek maliyet, bir büyük yaz konserinin sahne kirasından az çıkıyor. Ama bu kararı birinin vermesi gerekiyor ve o karar, bir yatırım kararı kadar net bir süreci olmadığı için çoğu zaman gündeme gelmiyor.
Gençler akşam dışarıda; gençlik merkezi akşam kapalı.
Erişim: Merkezde bir bina, mahallede hiçbir şey
Bir de erişim var.
Gençlik merkezi genellikle şehrin merkezinde, tek bir bina. Kenar mahalledeki genç, oraya gitmek için otobüse biniyor; akşam dönüş belirsiz, aile izin vermiyor, bir süre sonra gitmiyor. Merkez, merkezdeki gencin.
Genç rekreasyonu, mahalle ölçeğinde kurulmadığında ulaşmıyor. Her mahallede büyük bir merkez gerekmiyor; bir okul salonu, bir park köşesi, bir muhtarlık odası, bir kapalı pazar alanı; akşamları gençlere açılan ve bir programı olan küçük yerler. Türkiye’de okullar akşam ve hafta sonu kapalı; oysa her mahallede, spor salonu ve bahçesiyle, hazır bir gençlik alanı duruyor.
Okulun akşam neden açılmadığını sorduğunuzda cevap hep aynı: Okul ayrı bir kurumun, belediye ayrı; akşam kullanımının sorumluluğu, hizmetlinin mesaisi, ısıtma, temizlik ve bakımın kimin bütçesinden çıkacağı önceden yazılmamış. Bunların hepsi gerçek ve hepsinin cevabı tek bir protokol: İlçe millî eğitim müdürlüğüyle belediye arasında, hangi okulun hangi akşamlar kime açılacağını, hizmetlinin fazla mesaisini kimin ödeyeceğini, bir şey kırılırsa kimin yaptıracağını yazan bir iki sayfa. Bunu yapan ilçeler var ve yaptıklarında yeni bir bina için beş yıl beklemek yerine, o sonbahar her mahallede bir salonları oluyor.
Bir de dijital erişim var ve belediyeler bunu çoğu zaman yanlış anlıyor. “Gençler dijitalde, o zaman dijital program yapalım” deniyor; oysa genç, dijitali zaten yaşıyor, fiziksel bir yer arıyor. Dijitalin rolü, fiziksel programı duyurmak; programın yerine geçmek değil.
Sahiplenme: Gençlerin kendi kurduğu şey
Ve bence en önemli sebep sahiplenme.
Belediyenin gençler için kurduğu şey, belediyenin. Gençler misafir. Misafir olduğu yere genç, bir iki kez gidiyor, sonra kendi yerini arıyor.
Gençlerin kendi kurduğu şey ise gençlerin. Bir müzik grubu, bir spor takımı, bir tiyatro ekibi, bir yazılım kulübü, bir gönüllü grubu. Bunlar, gençlerin kendi aralarında kurduğu ve belediyenin yalnızca alan, zaman ve biraz bütçe verdiği şeyler. Sahiplenme, kurmaktan geliyor.
Türkiye’de tutan genç programlarının hepsinde bu var: Belediye alanı veriyor, gençler programı kuruyor. Bir gençlik meclisi, bir öğrenci kulübü, bir mahalle grubu; “ne yapmak istiyorsunuz” sorusuyla başlıyor ve gençlerin cevabıyla kuruluyor. Belediyenin kurduğu “gençlik festivali” boş kalıyor; gençlerin kurduğu, belediyenin desteklediği festival doluyor.
Bu, belediye için kontrol kaybı gibi görünüyor ve bazı belediyeler bu yüzden yapmıyor. Kaygı anlaşılır: Gençlerin kurduğu bir programın yönü önceden belli olmuyor ve kurumun bunu nasıl sahipleneceği başta netleşmiyor. Gençlik meclisleri de çoğu zaman bu belirsizlik yüzünden yavaş ilerliyor; toplanıyor, ama karar yetkisi tanımlanmadığı için somut programa dönüşmüyor. Oysa kontrol, programın işe yaraması değil; işe yarayan şey, gençlerin bunu kendi şeyi görmesi. Alanı ve küçük bir bütçeyi vermek, programın adını ve yönünü gençlere bırakmak ve gerisine karışmamak, belediyenin yapabileceği en ucuz ve en etkili gençlik yatırımı.
Türkiye’de ne tutuyor?
Tutan örneklere baktığımda ortak birkaç şey görüyorum.
Spor hâlâ en güçlü araç. Mahalle turnuvaları, amatör ligler, belediyenin kurduğu değil desteklediği takımlar. Halı saha kültürü, bunun kendiliğinden hali ve belediye bunu kamusal alana taşıyabilir.
Müzik ve sahne de öyle. Gençlerin kendi gruplarına açık bir sahne; belediyenin konseri değil, gençlerin konseri. Her şehirde müzik yapan gençler var ve çalacak yerleri yok.
Üretim atölyeleri tutuyor. Kodlama, tasarım, video, robotik, el sanatları; bir şey öğrenilen ve üretilen yerler. Bunlar, gencin “boş vakit” değil “gelecek” olarak gördüğü programlar ve aile de destekliyor.
Gönüllülük ve proje de tutuyor. Şehrin bir sorunu için gençlerin kurduğu bir proje; belediye, kaynak veriyor. Bu, gençleri şehrin paydaşı yapıyor ve şehirde kalma ihtimalini artırıyor.
Ve mekân olarak okul. Akşam ve hafta sonu açılan okul salonu ve bahçesi; mahallenin gençlik merkezi. Türkiye’de birkaç ilçe bunu yaptı; etkisi, yeni bina yapmaktan büyük.
Gençler için rekreasyon tek bir alandan ibaret değil; bir alan, bir program, doğru saat, mahalle ölçeğinde erişim ve gençlerin kendi sahiplendiği bir yapı. Türkiye’de belediyeler çoğu zaman yalnızca ilkini yapıyor: Bir bina açıyor, mesai saatinde, merkezde, kendi programıyla. Ve bina boş kalıyor.
Gençler ilgi göstermiyor değil; gençler, kendilerine ait olmayan, akşam kilitli, uzak ve içi boş bir binaya ilgi göstermiyor. Programı olan, akşam açık, mahallede ve gençlerin kurduğu bir yere ilgi gösteriyor. Salı akşamı beşte kilitlenen binayla cumartesi gecesi büfe önündeki bank arasındaki mesafe üç yüz metre; o mesafeyi kapatmanın bütçesi bina kadar bile değil. Zorluğu, belediyenin gençlere “ne istiyorsunuz” diye sorması ve cevabı dinlemesi.
Bu şehirde on yedi yaşındaki bir genç, cumartesi akşamı saat dokuzda nereye gidebilir?
Cevap “AVM” ya da “hiçbir yere” ise, şehrin genç rekreasyonu yok demektir; gençlik merkezinin kaç metrekare olduğu fark etmiyor.



