İçindekiler
Benim kuşağım için bahar şenliği, üniversitenin kendisi kadar önemli bir şeydi.
Mayıs ayında bir hafta, kampüs şehrin merkezi olurdu. Büyük sahne, her akşam bir konser, gündüz stantlar, turnuvalar, tiyatro, sergi. Şehrin en büyük konserleri kampüste yapılırdı ve şehir kampüse gelirdi; öğrenci olmayanlar, aileler, liseliler, komşu şehirlerden gelenler. Bazı sanatçılar kariyerlerini bahar şenliği sahnelerinde kurdu. Bazı şehirler yılın en kalabalık haftasını bahar şenliğinde yaşadı.
Bugün bu şenliklerin çoğu ya yok, ya küçük, ya da adı var kendisi yok. Bazı üniversitelerde yıllardır yapılmıyor. Bazılarında kapalı salonda, öğrenci kartıyla, akşam dokuzda biten bir program. Bazılarında “şenlik” adıyla bir kermes.
Ne değişti?
Bu soruyu sorduğumda genellikle tek bir cevap veriliyor: Bir kararla bitti. Doğru değil. Bahar şenlikleri bir kararla bitmedi. Birkaç şeyin aynı anda değişmesiyle, yavaş yavaş, kimse fark etmeden küçüldü.
Önce bütçe gitti
Bahar şenliklerinin parası üç yerden gelirdi: Üniversitenin kendi bütçesi, sponsorlar ve öğrenci katkısı.
Üniversite bütçesinde etkinlik, savunulması en zor kalemlerden biri haline geldi. Konser için yüz binlerce lira harcayan bir üniversite, bunu her yıl yeniden gerekçelendirmek zorunda ve o gerekçe her yıl biraz daha zor kuruluyor.
Sponsorlar çekildi. Bahar şenliği bir zamanlar gençlere ulaşmak isteyen markaların en büyük alanıydı; telefon operatörleri, içecek markaları, bankalar kampüste stant açardı. Sonra gençlere ulaşmanın daha ucuz yolu bulundu: sosyal medya. Markalar kampüsten çıktı, ekrana girdi. Şenliğin ana sponsoru gidince konser bütçesi gitti.
Öğrenci katkısı ise hiçbir zaman büyük değildi ve zamanla daha da küçüldü.
Bütçe gidince büyük sahne gitti. Büyük sahne gidince şehir gelmedi. Şehir gelmeyince şenlik kampüs içi bir etkinliğe dönüştü ve kampüs içi etkinlik, herkesin “zaten pek bir şey yok” dediği şeye.
Sonra kampüs kartlı girişe geçti
İkinci değişim fiziksel. Kampüsün kapısı değişti.
Bir zamanlar üniversite kampüsü şehrin bir parçasıydı; giriş serbest, şehirli kampüste yürür, kampüs şehre açıktı. Güvenlik gerekçesiyle kampüsler kartlı girişe geçti; bu, öğrencinin güvenliği açısından anlaşılır bir karar. Turnike, güvenlik, “öğrenci kimliğinizi gösterin.”
Kartlı kampüste şehrin katıldığı şenlik olmuyor. Şenlik için kampüsü bir hafta açmak artık ayrı bir risk değerlendirmesi istiyor; açılmayınca şenlik yalnızca öğrencinin. Yalnızca öğrencinin olan şenlik, şehirle üniversite arasındaki en canlı bağı kaybediyor.
Bu bağ önemliydi. Şehirli için üniversite, yılda bir hafta “bizim de bir üniversitemiz var” hissini verirdi. Öğrenci için şehir, “bu şehir bizi görüyor” hissini. İkisi birbirini tanırdı. Kapı kartlı olunca üniversite şehrin içinde bir yabancı adaya dönüştü ve şenlik, o adanın kendi içinde yaptığı küçük bir şey.
Risk yönetmek yerine etkinlikten vazgeçmek
Üçüncü değişim, olay riskinin etkinlik planlamasının tamamını belirler hale gelmesi.
Bahar şenliklerinde zaman zaman olaylar oldu; kavga, izdiham, bir iki üzücü vaka. Bunlar her büyük etkinlikte olabilir ve etkinlik yönetiminin işi bunları yönetmek.
Bir dönem şenlik denince akla sahne kadar içki geldi; içkinin kaldırılması doğruydu, şenliğin onunla birlikte kaldırılması değil. Çünkü şenliğin özü hiçbir zaman içki değildi; sahneydi, stanttı, turnuvaydı, şehrin kampüse gelmesiydi. Birçok yerde ikisi birlikte kaldırıldı; o günün koşullarında anlaşılır bir tercihti, ama olay yönetimi yerine etkinlikten vazgeçme anlamına geliyordu.
Sonuç, şenliğin bir risk planıyla değil, takvimden çıkarılarak çözülmesi. Etkinlik yapılmazsa olay olmuyor. Ama olay olmayınca şenlik de olmuyor; ve bence kaybedilen şey yalnızca bir hafta değil, üniversitenin şehirle buluştuğu an.
Olayı yönetebilen şenlik, şehrin en değerli haftasını korur.
Öğrenci de değişti
Dördüncü değişim, dürüst olmak gerekirse, öğrencinin kendisi.
Bahar şenliğinin kalabalığı, kampüste yaşayan, kampüste vakit geçiren, akşam kampüsten çıkmayan bir öğrenci kitlesine dayanıyordu. Bugün o kitle küçüldü. Öğrencilerin önemli bir kısmı çalışıyor, bir kısmı şehir dışından gelip gidiyor, bir kısmı kampüse yalnızca ders için uğruyor. Öğrencinin kampüste geçirdiği zaman azaldı ve kampüste geçirilmeyen zamandan şenlik çıkmıyor.
Bir de eğlence değişti. Bahar şenliği, bir sanatçıyı canlı görmenin ender yollarından biriydi. Bugün o sanatçı her hafta sonu bir festivalde, bir belediye konserinde, bir ekranda. Şenliğin “tek fırsat” olma özelliği kalmadı.
Bunları söylemek şenliğin bitmesini haklı çıkarmıyor. Ama şenliğin eski biçimiyle geri gelmeyeceğini gösteriyor. Geri gelecekse başka bir biçimde gelmeli.
Şehir ne kaybetti?
Buraya kadar anlattığım üniversitenin kaybı; asıl kayıp bence şehrin.
Bahar şenliği, Türkiye’nin çoğu şehrinde, şehrin kendi ürettiği en büyük etkinlikti. Belediyenin değil, bir ajansın değil, bir sponsorun değil; üniversitenin ve öğrencilerin. Şehrin genç nüfusunun kendi eliyle kurduğu bir hafta.
Bu haftanın şehre bıraktığı şeyler vardı. Şehrin kendi müzisyenleri ilk sahnelerini orada bulurdu. Şehrin esnafı yılın en iyi haftasını orada yaşardı. Şehrin liselisi, üniversiteyi orada görür, “ben de buraya geleceğim” derdi. Şehir dışından gelen öğrenci, şehri orada severdi ve mezun olunca kalma ihtimali biraz artardı.
Şenlik gidince bunların hepsi gitti. Belediyelerin yaz konserleri bu boşluğun bir kısmını doldurdu; ama öğrencinin kendi kurduğu haftanın yerini başka bir şey tutmuyor. Öğrencinin sahne kurduğu, standını açtığı, turnuvasını düzenlediği, bir hafta boyunca şehri ağırladığı bir deneyim, bir konser gecesiyle aynı şey değil.
Bence Türkiye’de üniversite şehirleri, bahar şenliğiyle birlikte şehir ile üniversite arasındaki en doğal bağı kaybetti. Ve kimse bunu bir kayıp olarak kaydetmedi; çünkü bitiş yavaş oldu, bir kararla değil.
Geri gelebilir mi?
Eski biçimiyle hayır. Büyük sahne, ünlü sanatçı, açık kampüs, bir hafta; bunların bir araya gelmesi için gereken bütçe, güvenlik anlayışı ve öğrenci kitlesi artık yok.
Ama başka bir biçimde evet ve bence gelmeli.
Küçük sahne, kendi müzisyeni. Ünlü sanatçı yerine şehrin ve üniversitenin kendi gruplarına açık bir sahne; bütçesi düşük, sahiplenmesi yüksek. Bu zaten bahar şenliğinin özüydü; ünlü sanatçı sonradan eklendi.
Kampüs yerine şehir. Şenlik kampüsün içinde değil, şehrin meydanında, sahilinde, parkında yapılabilir; üniversite düzenler, belediye alan verir, şehir katılır. Kampüs kapalı kalır, şenlik açık olur.
Bir hafta yerine bir gün. Yedi gün sürdürülemeyen şey, bir günde yoğunlaştırılabilir. Bir cumartesi, sabahtan geceye, şehrin üniversite günü.
Ve belediye ile üniversitenin birlikte. Türkiye’de belediye ile üniversitenin birlikte kurduğu etkinlik henüz az; şenlik bunun için bir sebep olabilir. Belediyenin yaz konseri bütçesinin bir kısmı, üniversitenin düzenlediği bir şehir şenliğine giderse, hem konser hem şenlik, hem belediye hem üniversite, hem öğrenci hem şehir kazanıyor.
Bahar şenlikleri bir kararla bitmedi. Bütçe gitti, kampüs kartlı girişe geçti, risk yönetmek yerine etkinlikten vazgeçildi, öğrenci değişti. Her biri tek başına küçük bir değişimdi; hepsi birlikte, Türkiye’nin üniversite şehirlerinin kendi ürettiği en büyük etkinliği sessizce bitirdi.
Alkol gitti, iyi oldu; zaten gitmesi gerekiyordu. Gitmemesi gereken şenlikti.
Şehirler bu kaybı kaydetmedi, çünkü yaz konserleri boşluğu kısmen doldurdu. Ama konser, şehrin kendi gençlerinin kurduğu bir haftayla aynı şey değil. Ve o hafta, başka bir biçimde, kampüsün dışında, belediyeyle birlikte, küçük sahneyle geri gelebilir.
Bu şehrin üniversitesi şehre yılda bir kez bile kendini gösteriyor mu?



