Tanıtım Günleri Kimi Tanıtıyor?

Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de her yıl onlarca 'il tanıtım günleri': Bir fuar alanında stantlar, yöresel yemek, halk oyunları, hemşehri kalabalığı, protokol. Etkinlik 'ili tanıtıyor' deniyor; gelen, zaten o ilden. Hemşehri buluşmasıyla il tanıtımı aynı şey değil ve ikisini karıştıran etkinlik, ikisini de yarım yapıyor.

Mertcan Tekin 9 dk okuma
Tanıtım Günleri Kimi Tanıtıyor?
İçindekiler
  1. Cumartesi öğleden sonra, fuar alanı
  2. Tanıtım günleri aslında ne?
  3. Tanıtım olarak neden çalışmıyor?
  4. Herkesin orada olmak için bir sebebi var
  5. İki amacı ayırmak
  6. Hemşehri, en iyi tanıtım elçisi
  7. Tanıtım günlerinin büyük şehre etkisi
  8. İlgili Yazılar

Türkiye’ye özgü bir etkinlik türü var ve başka ülkede tam karşılığı yok: İl tanıtım günleri.

Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Bursa’da; büyük şehirlerin fuar alanlarında, her yıl onlarca il, birkaç gün süren bir etkinlik düzenliyor. Stantlar; ilçelerin, derneklerin, kurumların. Yöresel yemek; o ilin mutfağından. Halk oyunları, türkü, konser. Protokol; vali, belediye başkanı, milletvekilleri, dernek başkanları. Ve kalabalık; o büyük şehirde yaşayan hemşehriler.

Etkinliğin adı “tanıtım günleri” ve amacı, ilan edildiği haliyle, ili tanıtmak.

Ama alana girin: Gelenlerin büyük çoğunluğu zaten o ilden. Ankara’daki Sivas günlerine Sivaslılar geliyor; İstanbul’daki Malatya günlerine Malatyalılar. Etkinlik, ili bilmeyene değil, ili zaten bilene yapılıyor. Tanıtım değil, buluşma.

Bu yazıda tanıtım günlerinin aslında ne olduğunu, ne olmadığını ve iki amacı birbirinden ayırmanın neden gerektiğini konuşmak istiyorum. Çünkü bu etkinlik türü, Türkiye’nin iç göç gerçeğinin ürettiği değerli bir şey; ama “tanıtım” adıyla, yapmadığı bir işi yapıyormuş gibi sunuluyor ve bu yüzden ne tanıtım ne buluşma olarak tam yapılıyor.

Cumartesi öğleden sonra, fuar alanı

Bir sahne anlatayım; belli bir il değil, birkaçının karışımı.

Büyük şehrin fuar alanındayız, cumartesi saat iki. Otoparktaki plakaların çoğu bu şehrin; ama derneklerin kiraladığı otobüsler girişe yakın bir yere dizilmiş ve ön camlarında ilçelerin adı yazıyor. Giriş kapısında ilin adını taşıyan büyük bir kemer var, altında sponsor logoları, iki yanında valiliğin ve belediyenin bayrakları. İçeride üç sıra stant var; girişe yakın sıra ilçelerin, her standa kaymakamlık broşürleri konmuş, iki üç fotoğraf asılmış ve masanın arkasında ziyaretçi bekleyen bir görevli oturuyor. Ortadaki sıra derneklerin ve kalabalık burada, çünkü akraba burada. En arkadaki sıra yemeğin: Tepsiler, kazanlar, kuyruklar, beş kiloluk bulgur torbaları, kutu kutu kuru kayısı, sucuk, pestil.

Sahnenin önünde halk oyunları ekibi kostümleriyle bekliyor; sıra henüz onlarda değil, çünkü önce protokol konuşacak. Protokol sırayla kürsüye çıkıyor; konuşmalar bir süre sürüyor, teşekkürler ediliyor ve plaketler veriliyor. Sonra halk oyunları ve bir türkü; akşam beşte de konser var, afişte adı en büyük yazılan sanatçı o.

Girişin hemen sağında bir stant daha var ve üzerinde “turizm” yazıyor. Masada ilin tanıtım kitapçıkları, bir harita ve bir tabak lokum duruyor. Kitapçıklar öğleden beri aynı yükseklikte; çünkü alandaki herkes o ili zaten biliyor ve kitapçığı alacak olan kişi, yani fuar alanına yolu düşmüş bir Ankaralı ya da İstanbullu, bugün burada yok. Afiş metro panosuna değil, dernek gruplarına gitti.

Bu kötü bir sahne değil. Kalabalık mutlu; bir çocuk dedesinin memleketinin yemeğini ilk kez yiyor, dernek başkanı yılın en iyi gününü yaşıyor. Benim derdim bu kalabalıkla değil; derdim, bu etkinliğin adının “tanıtım” olması ve turizm standının o tabak lokumla baş başa kalması.

Tanıtım günleri aslında ne?

Türkiye’de milyonlarca insan, doğduğu ilden başka bir ilde yaşıyor. Ankara’nın, İstanbul’un, İzmir’in nüfusunun büyük bölümü Anadolu’dan göçmüş. Bu insanlar, memleketleriyle bağlarını koruyor: Hemşehri dernekleri, memleket gezileri, bayramda köy, kayısı siparişi.

Tanıtım günleri, bu bağın yıllık buluşması. Hemşehri, memleketinin yemeğini yiyor, türküsünü dinliyor, akrabasını görüyor, dernek başkanıyla konuşuyor, çocuğuna “bak biz buralıyız” diyor. Bu, değerli bir şey; göçmen nüfusun kimlik ve aidiyet ihtiyacına cevap veren, Türkiye’ye özgü bir sosyal pratik.

Ve bu pratiğin bir de kurumsal tarafı var: Hemşehri dernekleri, büyükşehirlerde ciddi bir sivil toplum yapısı; il tanıtım günleri, bu yapının görünür olduğu, ilin yöneticilerinin hemşehriyle yüz yüze geldiği yer. Bu da değerli; sivil toplum ve kamu, aynı alanda.

Ama bunların hiçbiri “il tanıtımı” değil. Hemşehri, ilini tanımıyor değil; biliyor. Ona tanıtmak, zaten bildiğini anlatmak.

Tanıtım günleri, ili tanıtmıyor; ilin göçmüş insanını bir araya getiriyor. Bu değerli; ama adı yanlış.

Tanıtım olarak neden çalışmıyor?

Etkinliği “tanıtım” olarak değerlendirirsek, çalışmadığı açık.

Hedef kitle yanlış. İli tanıtmak isteyen etkinlik, ili bilmeyene ulaşmalı: Ankaralıya, İstanbulluya, turiste, yatırımcıya, tur operatörüne. Tanıtım günlerine bu insanlar gelmiyor; gelen hemşehri. Bir Ankaralının, Sivas günlerine gitme sebebi yok; afişi görmüyor, davet edilmiyor, programda ona göre bir şey yok.

İçerik yanlış. Tanıtım, “neden gelmeli” sorusuna cevap vermeli: Gidilecek yer, yapılacak şey, kalınacak otel, ulaşım, mevsim, ürün. Tanıtım günlerinde bu yok; yöresel yemek, halk oyunu, dernek standı var. Bu, kimlik gösterisi; turizm tanıtımı değil.

Ölçüm yok. Tanıtım günlerinden sonra ile kaç turist gitti, kaç yatırımcı aradı, kaç tur operatörü programa aldı; bilinmiyor. “Yüz bin kişi ziyaret etti” deniyor; yüz bin kişi zaten o ilden.

Ve maliyet. Tanıtım günleri, iller için küçük bir iş değil: Alan kirası, stant, ulaşım, sanatçı, konaklama, ikram. Bu kaynak, etkinliğin gerçekte yaptığı iş olan hemşehri buluşmasına göre planlandığında daha iyi sonuç veriyor; tanıtım beklentisiyle planlandığında ise yıl sonunda ölçülecek bir tanıtım sonucu çıkmıyor.

Herkesin orada olmak için bir sebebi var

Peki bu kadar açıkken neden kimse etkinliğin adını değiştirmiyor, hedef kitlesini sormuyor? Çünkü sahada bu etkinliği yapan herkesin orada olmak için kendi sebebi var ve o sebeplerin hiçbiri tanıtım değil.

Etkinliği çoğu ilde ilin kamu kurumları, il belediyesi ve büyük şehirdeki hemşehri derneklerinin federasyonu birlikte yapıyor. İl için bu, büyük şehirde görünmek ve hemşehriyle yılda bir kez aynı yerde olmak demek; bir ilin Ankara’da ya da İstanbul’da “günlerini” yapmaması bir eksiklik gibi okunuyor, çünkü komşu il yapıyor. Belediye için, kendi şehrinde yaşamayan ama bağını koparmamış kalabalıkla buluşma yeri. Dernek başkanı için yılın en görünür günü; federasyon, hangi ilçenin standının nerede duracağına kadar söz sahibi. Hepsi haklı ve hepsi oradaki kalabalıktan bir şey alıyor.

Tanıtım ise kimsenin masasında değil. İl kültür ve turizm müdürlüğünün bir standı var; ama etkinliğin kurgusunda müdürlüğe planlayan, duyuran ve ölçen bir rol değil, davetli rolü verilmiş. Tur operatörünü kim arayacak, büyük şehirlinin görebileceği afişi kim bastıracak, “bu yaz gel” paketini kim hazırlayacak; bu soruların cevabı yok, çünkü etkinliğin hazırlık takviminde böyle bir iş yok.

Bütçe de aynı şeyi söylüyor. Bugünkü bütçe sınıflandırmasında hemşehri buluşması gibi bir kalem olmadığı için etkinlik doğal olarak tanıtım başlığı altında planlanıyor ve bir kere o başlığın altına girince ondan tanıtım sonucu bekleniyor. Mesele kimsenin bir şeyi yanlış yapması değil; etkinliğin gerçekte yaptığı işin bütçede henüz bir adının olmaması.

Bir de alışkanlık tarafı var. Etkinliğin adını değiştirmek, “tanıtım yapmıyoruz, buluşma yapıyoruz” demek, yıllardır aynı adla yapılan bir şeyi yeniden tanımlamak demek ve bu kimse için kolay bir karar değil. Kaldırmak hiç mümkün değil; hemşehri bekliyor, dernekler bekliyor, komşu il yapıyor. Geçen yıl yapıldı, bu yıl da yapılacak ve hazırlık toplantısında sorulan tek soru, sanatçının kim olacağı.

İki amacı ayırmak

Bence çözüm, etkinliği kaldırmak değil; iki amacı birbirinden ayırmak.

Birinci amaç: Hemşehri buluşması. Bunu açıkça adlandırmak; “Ankara’daki Sivaslılar Buluşması.” Hedef kitle belli, içerik belli; yemek, müzik, dernek, akraba, memleket. Bu etkinliğin bütçesi, “tanıtım” bütçesinden değil, sosyal ve kültürel bütçeden. Ve bu etkinlik, zaten iyi çalışıyor; sadece adı değişiyor.

İkinci amaç: İl tanıtımı. Bunu ayrı bir etkinlik ya da aynı etkinliğin ayrı bir bölümü olarak kurmak. Hedef kitle: Büyük şehrin kendi insanı, tur operatörleri, basın, yatırımcı. İçerik: “Bu ile neden gelmeli.” Yer: Fuar alanı değil; şehrin merkezi, bir AVM, bir meydan, bir kültür merkezi; büyük şehirlinin yolunun düştüğü yer. Ölçüm: Kaç kişi ilgi gösterdi, kaç rezervasyon, kaç basın haberi, kaç operatör görüşmesi.

Fuar alanındaki sahneye dönerek somutlaştırayım. Girişin sağındaki turizm standının başına broşür dağıtan biri yerine işi satmak olan biri, mesela ilden gelen bir seyahat acentesi ya da bir otelin satış sorumlusu oturduğunda ve masada kitapçık yerine fiyatı, tarihi, otobüsü belli üç paket durduğunda standın işlevi değişiyor. O masaya gelen herkese bu ilden olup olmadığı ve ili daha önce görüp görmediği sorulduğunda ise akşam elinizde ilk kez bir sayı oluyor: Bugün kaç kişi bu ili ilk kez duydu. Bütçeyi de aynı ayrıma göre bölmek mümkün; alan kirası, yemek, sahne ve sanatçı sosyal ve kültürel satıra, standdaki acente, paketler ve sayım tanıtım satırına yazıldığında yıl sonunda iki ayrı soru sorulabiliyor ve ikisi de cevaplanabiliyor. O tabak lokumun yanına bir satış masası ve bir sayım kâğıdı koymak etkinliği küçültmüyor; kalabalık yine geliyor, konser yine oluyor.

Bu iki amaç aynı alanda olabilir; ama aynı stant, aynı program, aynı hedef olamaz. Hemşehri yöresel yemeği yerken, yan tarafta Ankaralıya “bu yaz Sivas’ta bir hafta sonu” satılabilir. İkisi ayrı tasarlandığında, ikisi de çalışıyor.

Hemşehri, en iyi tanıtım elçisi

Burada bir fırsat var ve bence tanıtım günlerinin en değerli, en az kullanılan tarafı bu.

Büyük şehirde yaşayan hemşehri, ilinin en iyi tanıtım elçisi. Ankaralı komşusuna “bizim memlekete gel” diyen Sivaslı, herhangi bir tanıtım kampanyasından daha ikna edici. Ama bu elçi, tanıtım günlerinde kullanılmıyor; sadece misafir.

Tanıtım günleri, hemşehriye “komşunu getir” dese ne olurdu? Her hemşehri, bir Ankaralı davet etse; etkinliğe ilk kez o ili tanımayan insan gelse; o insana “yaz tatili” satılsa. O zaman hemşehri misafir değil elçi olur ve etkinlik, ilk kez, ili bilmeyen birine bir şey anlatmış olur. Bunun yolu da karmaşık değil; dernek her üyesine biri kendine biri komşusuna iki davetiye verse ve komşusuyla gelen hemşehriye yemek kuyruğunda bir öncelik ya da yaz paketinde küçük bir indirim tanınsa, hemşehri bir kampanyanın parçası olmuş, dernek de ilk kez tanıtımda bir rol üstlenmiş oluyor.

Ve hemşehri derneklerine bir rol: Memlekete tur organize etmek, memlekette konaklama bağlantısı kurmak, büyük şehirdeki üyelerinin çevresine memleketi anlatmak. Dernekler zaten memlekete gezi düzenliyor; bayramda otobüs kaldırıyor, yazın köy şenliğine götürüyor. Eksik olan, o otobüse bir Ankaralının da binmesi. Bu olduğunda dernek, bir sosyal yapı olmaktan çıkıp turizmin içinde bir aktör haline geliyor.

Tanıtım günlerinin büyük şehre etkisi

Son olarak, tanıtım günlerini ev sahibi şehir açısından görmek gerekiyor.

Ankara ve İstanbul, her yıl onlarca il tanıtım günlerine ev sahipliği yapıyor ve bu, ev sahibi için bir etkinlik takvimi: Her hafta sonu bir il, fuar alanında, binlerce kişi. Ama ev sahibi şehir, bunu kendi takviminin parçası olarak görmüyor; “iller kendi etkinliğini yapıyor.”

Oysa bu etkinlikler, büyük şehrin kendi insanına Anadolu’yu tanıtmanın hazır bir platformu. Ankaralı, her hafta sonu başka bir ili fuar alanında görebilir; eğer etkinlik ona göre tasarlanırsa ve ona duyurulursa. Büyük şehir belediyesi, bu etkinlikleri bir “Anadolu takvimi” olarak paketleyip kendi insanına sunsa, hem iller tanıtılır hem büyük şehir bir program kazanır. Bunun için yapılması gereken şey aslında afişin bir yüzünü büyük şehirliye çevirmek; dernek gruplarına giden afişin yanında metro panosunda ve belediyenin etkinlik takviminde, üzerinde halk oyunu değil o ilde geçirilmiş bir hafta sonunun fotoğrafı olan bir duyuru. Ankaralı o duyuruyu gördüğünde fuar alanına ilk kez o ili bilmeyen biri girmiş oluyor.

Bu da yapılmıyor; çünkü tanıtım günleri, kimsenin tam sahiplenmediği bir etkinlik türü. İl yapıyor, büyük şehir alan veriyor, hemşehri geliyor; kimse “bu kimin için” diye sormuyor.

İl tanıtım günleri, Türkiye’nin iç göç gerçeğinin ürettiği değerli bir pratik: Hemşehri buluşması, kimlik, aidiyet, sivil toplum. Ama fuar alanındaki o cumartesiye bakınca gördüğümüz şey, tanıtımın kimsenin masasında olmadığı bir etkinlik: Gelen zaten o ilden, içerik kimlik gösterisi, ölçüm yok ve etkinliği yapan herkesin orada olmak için tanıtım dışında iyi bir sebebi var.

Çözüm, iki amacı ayırmak: Hemşehri buluşmasını açıkça adlandırmak ve iyi yapmak; il tanıtımını ayrı hedef kitle, ayrı içerik, ayrı yer ve ölçümle kurmak. Ve hemşehriyi misafirden elçiye dönüştürmek; komşusunu getiren, memleketini anlatan, dernek üzerinden turizme katılan elçi.

Bu yılki tanıtım günlerine gelenlerin yüzde kaçı o ili ilk kez duydu?

Cevap “sıfıra yakın” ise etkinlik tanıtım değil buluşma. Buluşma iyi; ama buluşma olarak planlanmalı ve tanıtım yerine sayılmamalı.

İlgili Yazılar