İçindekiler
Yazın bir meydanı doldurmak kolay. Bir sahne, bir ses sistemi, akşam serinliği; insanlar zaten dışarıda. Kışın aynı meydan saat beşte kararıyor, rüzgâr köşelerden giriyor ve kimse durmak istemiyor. Kasım’dan Mart’a kadar şehirlerin çoğunda meydan sessiz, esnaf durgun.
Bence bu boşluk doldurulabilir ve bunu yapmanın malzemesi uzakta değil. Türkiye’nin kendi kışı var: Köşe başındaki kestaneci, akşam sokağından geçen bozacı, cam bardakta tarçınlı sahlep, kar yağdığında mahalleyi dolduran çocuklar, kış sofrasının tarhanası ve kuru fasulyesi, sobanın başında uzayan sohbet. Kestaneci de bozacı da tek başına bir etkinlik sayılmıyor; ama hepsi bir kış etkinliğinin parçası olabilir.
Soğukta dolu bir meydan program kadar fizik işi; çünkü kış etkinliği önce ısı, rüzgâr ve ışık meselesi, sonra sahne meselesi.
Ocak akşamı, saat yedi
Isıyı, rüzgârı ve ışığı çözmüş bir meydan, kışın en soğuk haftalarında bile kimsenin beklemediği kadar kalabalık oluyor.
Ocak, salı akşamı, saat yedi. Şehrin meydanı; bir tarafı eski bir han, bir tarafı belediyenin binası, ortası açık. Rüzgâr kuzeyden geliyor ve o taraf sırt sırta dizilmiş ahşap kulübe stantlarla kapatılmış; kulübelerin önüne sıra sıra kestane ocakları dizilmiş, dumanı ışığın içinde dönüyor. Meydanın ortasında bir buz pisti; küçük, kenarları tutunmalı, üstünde çocuklar ve birkaç cesur anne baba. Pistin etrafında ahşap oturma yerleri, oturma yerlerinin üstünde mantar ısıtıcılar, her masada bir battaniye.
Girişte sahlepçi; bardaklar cam, tarçın yanında duruyor, kuyruk var ama kuyruk ısıtıcının altında. Biraz ileride bozacı; leblebiyi ayrı veriyor. Şehrin tarhanasını yapan bir kadın kooperatifinin standı, yanında kuru fasulye kazanı ve ekmek. Meydana bakan millet kıraathanesi o akşam çocukların yeri: İçeride masal saati, çay ücretsiz, dışarıdan görünen sıcak bir ışık. İş çıkışı meydandan geçen insanlar bir sahlep alıp on dakika duruyor; bazıları kalıyor, çünkü elinde sıcak bir şey, altında ısıtıcı ve önünde bakacak bir şey var.
Hafta sonu aynı meydan başka bir yer: Pistin yanına bir kızak yamacı kurulmuş, kar olmayan şehirde sentetik, kar olan şehirde gerçek; sahnede bir türkü gecesi, esnaf stantları iki kat, çocuklar için kardan adam yarışı. Pazar akşamı söküm yok; kulübeler, ışık ve ocaklar kış boyunca orada.
O meydanda kurulanların hiçbiri ne pahalı ne karmaşık. Zor olan, bunu kuranların kışı bir engel değil bir mevsim olarak görmesi.
Meydanı boşaltan şey soğuk değil, rüzgâr
Kış etkinliğinin ilk sorusu sahne değil, rüzgâr. İnsan sıfırın altında birkaç derecede durabiliyor; rüzgârda duramıyor.
Meydanın rüzgâr yönünü bilen ekip, o tarafı kapatıyor: Sırt sırta dizilmiş ahşap kulübeler, çadır sırtı, stantların dizilişi, bazen yan yana park etmiş birkaç araç bile. Rüzgâr kesildiğinde aynı meydan birkaç derece sıcak hissediliyor. Sonra ısı: Mantar ısıtıcılar, ateş çanakları, kestane ocağının kendisi; ısının kaynağı oturma yerinin tam üstünde ya da yanında olmalı, meydanın ortasında bir yerde değil. Oturma yeri de kış için ayrı düşünülmeli; soğuk metal bankta kimse oturmuyor, ahşap, üstüne bir post ya da battaniye, altına bir ısıtıcı. Ve zemin: Kışın meydanın en büyük düşmanı çamur ve buz; ahşap platform, kauçuk yol, tuzlanmış zemin.
Bir de sıcak oda. Meydanın bir köşesinde ısıtılmış bir çadır, meydana bakan millet kıraathanesi ya da belediyenin kültür merkezinin fuayesi; içinde oturulacak yer, bir çay ocağı ve çocuğun üstünü değiştirecek bir alan. İnsan dışarıda yarım saat duruyor, içeride on dakika ısınıyor, tekrar çıkıyor. Sıcak oda olmayan meydanda ziyaret yarım saatte bitiyor; olan meydanda akşam boyu sürüyor.
Bence meydanı kışın boşaltan şey soğuğun kendisi değil; rüzgârı kesilmemiş, ışığı düşünülmemiş ve insanın eline sıcak bir şey vermeyen meydan.
Işık kışın dekor değil, programın kendisi
Yazın ışık sahnenin işi; kışın ışık meydanın kendisi. Saat beşte kararan bir şehirde aydınlık ve sıcak renkli bir meydan, uzaktan görünen bir davet.
Işığın kış etkinliğinde üç işi var ve üçü birbirinden ayrı düşünülmeli. Yönlendirme: Meydana giden sokaklardan başlayan, insanı adım adım içeri çeken bir ışık yolu. Sıcaklık: Beyaz değil sarı, parlak değil yumuşak; soğuk ışıkta meydan daha soğuk hissediliyor. Ve görülmek: Hanın ya da belediye binasının cephesine yapılan bir projeksiyon, meydandaki ağacın ışıkla sarılması, belediyenin yılbaşında zaten kurduğu ışıklı figürlerin önünde çocukların fotoğraf çekmesi. Işığı iyi kurulmuş bir meydan, sosyal medyada kendi afişini kendisi üretiyor.
Işığın bir de operasyon tarafı var: Elektrik hattı, jeneratör, kablo güvenliği, buzlu zeminde kablo kanalı. Bunlar yazın da var; kışın ıslak ve donmuş zeminde iki kat önemli. Işığın bir de saati var: Hafta içi akşamüstü yanan ve gece belli bir saatte sönen ışık, meydanın mesaisini anlatıyor; ışık söndüğünde esnaf da kapatıyor, insan da gidiyor. Işığın saatini program belirlemeli; esnafın kapanış saatinden sonra ışık yalnızca güvenlik ve yürüyüş için kalmalı, davet için değil.
Sahlep, kestane, boza: Akış kurulmazsa kuyruk kurulur
Kış etkinliğinin en güçlü ürünü yemek ve içecek; çünkü soğukta insanın ilk aradığı şey sıcak bir bardak. Ama akış planlanmazsa meydan bir kuyruk meydanı oluyor.
Akış şöyle kuruluyor: Girişte hızlı olan şey, yani sahlep ve kestane; elinde sıcak bir şeyle içeri giren insan meydanda duruyor. Ortada oturularak yenen şey; tarhana, kuru fasulye, tandır, kış çorbaları, sac üstünde bir şey. Çıkışa yakın eve götürülen şey; boza, pekmez, kuru meyve, kışlık ürün. Üç nokta birbirine karışmadığında sahlep kuyruğu yemek masalarını kapatmıyor ve meydan dolu ama tıkalı değil görünüyor.
Ürünün kendisi de mevsimi anlatmalı. Türkiye’nin kış sofrası zengin ve her şehrin kendi kış yemeği var; o yemek yazın yok ve insanlar kış gelince onu arıyor. Yazın satılan şeyleri kışın meydana taşımak işe yaramıyor; kestane, sahlep, boza, tarhana ve kış meyveleri işe yarıyor, çünkü bunlar mevsimin tadı. Bardağın cam ya da en azından sıcak tutan bir malzeme olması, kaşığın ve battaniyenin masada hazır olması; bunlar ürünün yarısı.
Kış sofrası bir de program olarak kurulabilir. Hafta sonu öğle saatinde meydanda bir kazan; belediyenin aşevinin ya da kooperatifin pişirdiği tek bir kış yemeği, tarhana ya da kuru fasulye, plastik kasede kuyruktan alınıp ısıtıcının altındaki masalarda yeniyor. Bizde kazan ikramı aşure gününden kurtuluş gününe kadar zaten var; kışın meydanda, soğuğun insanı birbirine yaklaştırdığı bir saatte yapıldığında o kazanın önündeki kuyruk, meydanın en çok fotoğraflanan yeri oluyor.
Çocuk kara, büyükler buza
Kış etkinliğinin ailesini meydana getiren şey çocuk programı ve çocuğun kışla ilişkisi çok net: Kar.
Kar olan şehirde kızak yamacı, kardan adam yarışı, kar topu alanı; bunlar Türkiye’nin kendi kış oyunları ve her mahallenin hafızasında var. Kar olmayan şehirde buz pisti ve sentetik kızak yamacı o boşluğu dolduruyor; çocuk paten kaymayı bilmiyor, kenarına tutunup düşüyor, kalkıyor ve o pist akşam boyunca ailenin meydanda kalma sebebi oluyor. Pistin yanında paten kiralama, eldiven, bir ilk yardım noktası ve ebeveynin oturup bakacağı ısıtılmış bir yer; dördü birlikte olduğunda pist çalışıyor.
Çocuk programının kapalı bir tarafı da var: Kıraathanede masal saati, belediyenin kültür merkezinde halk eğitim kursiyerlerinin açtığı keçe ya da seramik atölyesi, bir kış filmi. Dışarıda üşüyen çocuk içeride on beş dakika ısınıp tekrar çıkıyor ve aile iki saat kalıyor. Büyükler içinse pistin etrafı, türkü gecesi, kestane ocağının başında sohbet. Kışın insanlar yazın olduğundan daha yakın duruyor; meydan buna izin verecek şekilde, küçük ve sıkı kurulmalı. Geniş ve seyrek kurulan kış meydanı, dolu olsa bile boş görünüyor.
Hafta içi ve hafta sonu aynı meydan, aynı program değil
Yazın festival üç gün sürüyor ve bitiyor; kış etkinliği haftalarca açık ve bu, programın iki ayrı hıza göre kurulmasını gerektiriyor.
Hafta içi akşam, iş çıkışı. İnsan meydandan geçerken giriyor, yarım saat kalıyor, evine gidiyor. Program kısa ve sıcak: Sahlep, kestane, ışık, pistte birkaç çocuk, belki konservatuvardan bir bağlama. Esnafın tamamı değil, günlük bir kısmı açık; böylece kimse boş meydanda stant beklemiyor. Hafta sonu ise aile günü: Kızak yamacı, çocuk yarışı, sahne, stantların tamamı, kooperatiflerin ürün günü, öğle saatinde kış sofrası. Programı bu iki hıza bölmeyen etkinlik, hafta içi boş ve hafta sonu tıkalı oluyor.
Bir de hava. Kışın fırtına, kar ve sağanak kaçınılmaz; o günlerde meydanın kapalı bir alternatifi olmalı. Han, kapalı pazar yeri, kültür merkezi, meydana bakan bir salon; program o gün oraya taşınıyor ve esnaf standını kapatmıyor. Kapalı alternatif baştan planlandığında kötü hava etkinliği iptal ettirmiyor, yer değiştirtiyor.
Esnafın standı ve belediyenin alanı
Kış etkinliğini taşıyan iki ortak var: Esnaf ve belediye.
Kestaneci, bozacı, sahlepçi, tarhanacı; bunlar yeni bir şey değil, şehrin zaten var olan kış esnafı. Kış etkinliği onları meydana taşıdığında yeni bir tedarikçi aramıyor, şehrin kendi ekonomisini meydana topluyor. Esnaf odası ve kadın kooperatifleri burada iyi birer kapı; standın kime verileceğini, ürünün yerli olup olmadığını onlar biliyor. Esnafın stant bedelinin düşük, günlerinin esnek tutulması önemli; haftalarca her gün açık durmak zorunda kalan esnaf ikinci yıl gelmiyor, hafta içi günlerini kendi belirleyebilen esnaf kışı meydanda geçiriyor.
Belediye ise alanı, elektriği, ışığı, güvenliği ve temizliği veren ortak; kış etkinliğinin bu kısmı belediyenin elinde ve bunu iyi yapan belediyelerde meydan kış boyunca canlı kalıyor. Program tarafında yerel bir ajans, esnaf odası ya da kültür merkezi ekibi devreye girdiğinde belediye altyapıyı, ortaklar içeriği taşıyor ve etkinlik bir kerelik bir açılış değil, her yıl tekrar eden bir kış takvimi haline geliyor.
Soğukta dolu bir meydan, iyi bir sahneyle değil, rüzgârı kesen bir perdeyle, oturma yerinin üstündeki bir ısıtıcıyla, sıcak renkli bir ışık yoluyla, girişteki sahlep kuyruğunun doğru yerde durmasıyla, pistin kenarına tutunan bir çocukla ve hafta içi akşamına göre kısaltılmış bir programla kuruluyor. Malzemesi Türkiye’nin kendi kışı; kestane, boza, sahlep, tarhana, kar ve soba başı sohbeti.
Rüzgâr perdesi, ısıtıcı ve ışık yolu bir sezonluğuna kiralanabiliyor; bunlardan önce gelen iş, bir meydanın kışına yazın gözüyle değil, kışın gözüyle bakmak.
Bu meydanda ocak ayının bir salı akşamı, saat yedide kaç kişi duruyor ve ellerinde ne var?
Elinde sıcak bir bardak olan, altında ısıtıcı bulunan ve önünde bakacak bir şey olan insan meydanda kalıyor; gerisi program.



