Her Etkinliğin Bir Fotoğraf Köşesi Var, Neden?

Işıklı yazı, çiçek duvarı, ayna, neon logo. Her etkinlikte bir köşe, paylaşılmak için kuruluyor. Instagram için tasarlanan etkinlik, Instagram'da iyi görünüyor; ama orada olan insan için ne oluyor? Paylaşılabilirlik ile deneyim arasındaki fark, 'fotoğraf çekilen' etkinlikle 'yaşanan' etkinlik arasındaki fark.

Mertcan Tekin 5 dk okuma
Her Etkinliğin Bir Fotoğraf Köşesi Var, Neden?
İçindekiler
  1. Paylaşılabilir olmak neden bu kadar önemli oldu?
  2. Instagram’da iyi görünen etkinlik
  3. Fotoğraf köşesi neyi anlatıyor?
  4. Türkiye’de bu nasıl görünüyor?
  5. Deneyim için tasarlamak
  6. Sonuçta
  7. İlgili Yazılar

Son yıllarda gittiğim her etkinlikte aynı şeyi görüyorum.

Girişte ya da bir köşede, bir fotoğraf noktası. Işıklı bir yazı, çiçek duvarı, büyük bir ayna, neon logo, etkinliğin adının yazdığı bir kapı, bazen bir salıncak. İnsanlar önünde sıraya giriyor, fotoğraf çekiliyor, paylaşıyor, geçiyor. Etkinlik bittiğinde o köşe, etkinliğin en çok fotoğraflanan yeri oluyor; bazen sahneden çok.

Bunu kötü bir şey olarak yazmıyorum. Fotoğraf köşesi işe yarıyor; etkinliğin görünürlüğünü artırıyor, sponsor logosunu taşıyor, katılımcıya “buradaydım” demenin bir yolunu veriyor. Ben de kurdum, kurmaya da devam edeceğim.

Ama bir sorum var. Etkinlik tasarımında fotoğraf köşesi, bir ayrıntıdan bir ilkeye dönüştü. Artık etkinlikler “paylaşılabilir” olmak için tasarlanıyor; mekân, ışık, dekor, program, “bu nasıl görünür” sorusuyla kuruluyor. Ve bu soru, başka bir soruyu yavaş yavaş sildi: Orada olan insan ne yaşıyor?

Bu yazıda paylaşılabilirlik ile deneyim arasındaki farkı konuşmak istiyorum. Çünkü ikisi aynı şey değil ve son yıllarda sektör ikisini karıştırıyor.

Paylaşılabilir olmak neden bu kadar önemli oldu?

Önce dürüst bir tespit: Paylaşılabilirlik, etkinliğin ölçülebilir tek çıktısı haline geldi.

Etkinlikten sonra sorulan ilk soru “nasıldı” değil, “kaç paylaşım oldu”. Sponsor, logosunun kaç kez göründüğünü soruyor. Belediye, etkinliğin sosyal medyada ne kadar yer aldığını raporluyor. Organizatör, bir sonraki etkinliği bu rakamlarla satıyor. Ve paylaşım, fotoğrafla oluyor; fotoğraf da fotoğraf köşesinde.

Bu bir döngü. Etkinlik paylaşılsın diye fotoğraf köşesi kuruluyor, fotoğraf köşesi paylaşılıyor, paylaşım rakamı etkinliğin başarısı sayılıyor, bir sonraki etkinlikte daha büyük fotoğraf köşesi kuruluyor.

Döngünün dışında kalan şey, etkinliğin kendisi. Program, içerik, insanlarla kurulan ilişki, o gün yaşanan şey. Bunlar paylaşılmıyor; çünkü fotoğrafı yok. Fotoğrafı olmayan şey ölçülmüyor; ölçülmeyen şey tasarlanmıyor.

Instagram’da iyi görünen etkinlik

“Instagram için tasarlanan etkinlik” diye bir şey var ve ne olduğunu herkes biliyor.

Mekân güzel ve fotojenik; ama akustiği kötü, oturacak yer az, ses yankılanıyor. Dekor etkileyici; ama yürüme alanı dar, insanlar birbirine çarpıyor. Yemek sunumu şık; ama soğuk ve az. Program kısa ve görsel; ama içeriği yok, kimse ne konuşulduğunu hatırlamıyor. Sahne ışığı fotoğrafa göre ayarlanmış; salonda oturan konuşmacıyı göremiyor.

Bu etkinlik Instagram’da mükemmel görünüyor. Katılımcı paylaşıyor, sponsor memnun, rapor kabarık. Ama katılımcıya iki hafta sonra “o etkinlikte ne vardı” diye sorsanız, fotoğraf köşesini hatırlıyor; başka bir şey hatırlamıyor.

Bunun tersi de var. Çok iyi bir panel, güçlü bir sohbet, insanların birbirini gerçekten tanıdığı bir akşam; fotoğrafı yok. Ya da var ama sıkıcı; insanlar oturuyor, konuşuyor. Instagram’da hiçbir şey. Raporda “düşük etkileşim.” Ama katılımcı iki yıl sonra hâlâ anlatıyor.

Bence sektörün bugün en büyük yanılgısı, birincinin başarılı, ikincinin başarısız sayılması.

Instagram’da iyi görünen etkinlik, orada olan insan için iyi bir etkinlik olmak zorunda değil; ve çoğu zaman değil.

Fotoğraf köşesi neyi anlatıyor?

Fotoğraf köşesinin kendisi masum; ama neyi anlattığına bakmak gerekiyor.

Fotoğraf köşesi, etkinliğin “bu etkinlikte bulunmak paylaşılmaya değer” dediği yer. Katılımcı oraya gidiyor çünkü etkinlik ona “burada fotoğraf çek” diyor. Ve fotoğraf köşesi, etkinliğin kendisinden ayrı bir yerde duruyorsa, katılımcı etkinliğin kendisinin paylaşılmaya değer olmadığını anlıyor. Sahne arkada, fotoğraf köşesi önde; etkinlik, kendi içeriğinin fotoğrafa değmediğini kabul etmiş oluyor.

İyi tasarlanmış etkinliklerde fotoğraf köşesi yok ya da fark edilmiyor; çünkü etkinliğin kendisi fotoğraf. Mekân, sahne, ışık, insanlar, an; bunlar paylaşılıyor ve paylaşıldığında etkinliği anlatıyor. Neon yazının önünde çekilen fotoğraf, o etkinliğin hiçbir şeyini anlatmıyor; yazının önünde başka bir etkinlikte de aynı fotoğraf çekilirdi.

Bence ölçü şu: Fotoğraf köşesi, etkinliğin bir parçası mı yoksa etkinliğin yerine mi geçiyor? Parçasıysa sorun yok. Yerine geçiyorsa, etkinlik kendi içeriğine güvenmiyor.

Türkiye’de bu nasıl görünüyor?

Türkiye’de fotoğraf köşesi kültürü, bence, birkaç şeyin birleşmesiyle bu kadar büyüdü.

Düğün sektörü bunu yıllar önce kurdu; “fotoğraf köşesi” düğünden geldi ve kurumsal etkinliğe taşındı. Sponsor baskısı var; logonun görünürlüğü, etkinliğin içeriğinden daha kolay ölçülüyor ve fotoğraf köşesi, logoyu en kesin taşıyan yer. Belediye etkinliklerinde ise fotoğraf köşesi, çoğu zaman kurumun kimliğinin en görünür olduğu yer; bu doğal, ama etkinliğin kendisi de en az o köşe kadar paylaşılabilir olmalı.

Ve bir de genel bir eğilim: Türkiye’de etkinlikler, orada olmak için değil, orada olduğunu göstermek için yapılıyor. Kongreye katılan, salonda değil koridorda fotoğraf çekiyor. Festivale giden, konseri telefon ekranından izliyor. Lansmana giden, ürünü değil ışıklı yazıyı paylaşıyor. Fotoğraf köşesi, bu eğilimin mimarisi.

Bunu değiştirmek organizatörün elinde değil; kültür böyle. Ama organizatörün yapabileceği bir şey var: Etkinliği, fotoğraf köşesi olmadan da paylaşılacak kadar iyi kurmak.

Deneyim için tasarlamak

Paylaşılabilirlik için tasarlamakla deneyim için tasarlamak arasındaki fark, somut kararlarda görünüyor.

Mekân: Fotojenik olan mı, oturulabilen ve duyulabilen mi? İkisi aynı anda olabilir; ama olmadığında hangisini seçtiğiniz, etkinliğin neyi önemsediğini gösteriyor.

Işık: Fotoğraf için mi, salondaki insan için mi? Sahne ışığı, kameraya göre ayarlandığında salonda oturan konuşmacıyı göremiyor ve bir saat boyunca gözünü kısıyor.

Program: Paylaşılacak anlar mı, yaşanacak saatler mi? “Paylaşılacak an” tasarlamak kolay; bir sürpriz, bir gösteri, bir ışık şov. “Yaşanacak saat” tasarlamak zor; bir sohbet, bir masa, bir tanışma.

Dekor: Arka plan mı, ortam mı? Arka plan, fotoğrafta görünen şey. Ortam, içinde olunan şey. Çiçek duvarı arka plan; iyi bir oturma düzeni ortam.

Ve ölçüm: Paylaşım sayısı mı, iki hafta sonra hatırlanan şey mi? İkincisini ölçmek zor ama mümkün; etkinlikten iki hafta sonra on katılımcıya “ne hatırlıyorsunuz” diye sormak yetiyor. Cevap “fotoğraf köşesi” ise, etkinlik bir arka plan olmuş demek.

Sonuçta

Fotoğraf köşesi masum; ama fotoğraf köşesinin etkinlik tasarımının ilkesine dönüşmesi masum değil. “Nasıl görünür” sorusu, “orada olan insan ne yaşıyor” sorusunu sildi ve sektör, Instagram’da iyi görünen etkinliği iyi etkinlik saymaya başladı.

Paylaşılabilirlik bir sonuç olmalı, bir amaç değil. İyi kurulmuş etkinlik kendiliğinden paylaşılıyor; çünkü insanlar yaşadıkları şeyi paylaşmak istiyor. Fotoğraf köşesi gerekiyorsa, etkinlik yaşanacak bir şey vermemiş demek.

Bu etkinlikten iki hafta sonra katılımcı neyi hatırlayacak: Fotoğraf köşesini mi, yoksa orada yaşadığı bir şeyi mi?

Birinciyse etkinlik bir arka plan olmuş. İkinciyse fotoğraf köşesine zaten gerek kalmamış.

İlgili Yazılar