İçindekiler
Turizmde bir ziyaretçi tipi düşünün: Bir hafta değil, bir ay kalıyor. Otelde değil, kiralık evde. Her şey dahil değil, pazardan alışveriş ediyor, mahalle lokantasında yemek yiyor. Yaz değil, yılın herhangi bir ayı; sezonu umursamıyor. Gündüz bir kafede bilgisayar başında çalışıyor, akşam şehri geziyor, hafta sonu çevreyi keşfediyor. Memleketindeki maaşıyla, burada yaşıyor.
Bu ziyaretçi, dünyada “dijital göçebe” diye anılıyor. Pandemiyle birlikte uzaktan çalışma yaygınlaştı ve yüz binlerce insan, ofise bağlı olmadığını fark edince yaşadığı yeri seçmeye başladı. Bazı ülkeler bu insanlar için özel vize çıkardı; bazı şehirler program kurdu, çalışma alanı açtı, topluluk oluşturdu.
Türkiye’de bu konu henüz birkaç sahil kasabasının fark ettiği bir şey. Antalya’nın bazı mahalleleri, Kaş, Fethiye, Datça, İzmir’in bazı ilçeleri, İstanbul’un bazı semtleri. Fark eden yerler de “fark etti” ama planlamadı; kendiliğinden oldu.
Bu yazıda dijital göçebenin bir şehre gerçekten ne kazandırdığını, neyi kaybettirdiğini ve Türkiye’nin hangi şehirlerinin bu grup için hazır olduğunu konuşmak istiyorum.
Neden bu kadar değerli?
Turizm ekonomisi açısından dijital göçebe, neredeyse ideal ziyaretçi.
Uzun kalıyor. Bir hafta değil, bir ay, bazen üç ay. Bir dijital göçebe, dört tane haftalık turist demek; ama tek bir havalimanı transferi, tek bir giriş, tek bir “yeni gelen” maliyeti.
Yerel harcıyor. Otel yerine kiralık ev; ev sahibi yerel. Restoran zinciri yerine mahalle lokantası; pazardan sebze, bakkaldan ekmek, berbere, terziye, tamirciye. Harcamanın yurt dışına değil, mahalleye gitme oranı, her şey dahil turistiyle karşılaştırılamayacak kadar yüksek.
Sezonu umursamıyor. Kasım’da da gelir, Şubat’ta da. Mevsimselliğin en pahalı sorununa, sezon dışı doluluğa, doğrudan cevap. Sahil kasabasının kışın kapalı kalan dairesi, kışın dolu.
Geliri dışarıdan. Memleketinden maaş alıyor, burada harcıyor; şehrin ekonomisine dışarıdan para giriyor ve yerel iş piyasasında rekabet etmiyor.
Ve geri geliyor. Sevdiği şehre her yıl dönüyor, arkadaşlarını getiriyor, bazen yerleşiyor. Turizmin en zor hedefi olan “tekrar ziyaret” bu grupta en yüksek.
Neyi kaybettiriyor?
Dürüst olmak gerekiyor; dijital göçebe tartışmasız iyi değil ve dünyada bunu yaşayan şehirler bir şeyler öğrendi.
Kira. En büyük sorun bu. Memleketindeki maaşla gelen insan, yerel ücretle yaşayan insandan daha yüksek kira ödeyebiliyor. Ev sahipleri bunu görüyor; kira yükseliyor; mahallede yaşayan insan mahalleden çıkıyor. Lizbon, Barselona, Mexico City bunu yaşadı ve tepki büyüdü. Türkiye’de de bazı sahil kasabalarında benzer bir baskı görülmeye başladı; uzun süreli kiralık talebi arttıkça aylık kiralar yerel ücretin üstüne çıkıyor.
Mahalle dönüşümü. Dijital göçebenin istediği şeyler, bakkalı kafeye, lokantayı brunch mekânına, tamirciyi co-working alanına dönüştürüyor. Mahalle, mahallede yaşayanın değil, geçici gelenin mahallesi oluyor.
Topluluk sorunu. Dijital göçebe şehirde yaşıyor ama şehrin parçası değil; kendi topluluğuyla, kendi diliyle, kendi mekânlarında. Yerel halkla temas az. Şehir, içinde ayrı bir şehir barındırıyor.
Bunlar dijital göçebeyi istemek için sebep değil; dijital göçebeyi planlamak için sebep. Plansız gelen, kirayı patlatıyor; planlı gelen, kasabayı kışın yaşatıyor.
Dijital göçebe, plansız geldiğinde mahalleyi dönüştüren, planlı geldiğinde kasabayı kışın yaşatan ziyaretçi.
Hangi şehir hazır?
Dijital göçebenin bir şehirden istediği şeyler belli ve ilginç olan, bu şeylerin çoğunun büyük turizm altyapısıyla ilgisi olmaması.
İnternet. Hızlı, kesintisiz, her yerde. Bu, Türkiye’nin çoğu şehrinde var; sahil kasabalarında bazen yok. Dijital göçebe için internet, otel havuzundan daha önemli.
Aylık kiralık ev. Mutfaklı, çalışma masalı, aylık fiyatlı. Türkiye’de kiralık piyasa ya yıllık ya günlük; aylık, arada kalmış. Bu boşluğu dolduran yer, dijital göçebeyi alıyor.
Çalışma mekânı. Co-working alanı ya da en azından çalışılabilecek kafeler; priz, sessizlik, uzun oturma. Türkiye’de kafe kültürü güçlü; çalışma kültürü yeni.
Uçuş. Memlekete ve başka yerlere kolay uçuş. Antalya ve İzmir’in avantajı; iç Anadolu’nun dezavantajı.
Yaşanabilirlik. Güvenlik, sağlık, yürünebilir şehir, gece hayatı, doğa, iklim. Dijital göçebe bir ay yaşayacağı yeri seçiyor; tatil değil hayat arıyor.
Ve topluluk. Aynı durumdaki başka insanlar. Dijital göçebe, dijital göçebe olan yere gidiyor; ilk yüz kişi en zoru, sonrası kendiliğinden.
Bu listeye bakınca Türkiye’de hazır olan yerler belli: Antalya’nın merkezi, Kaş ve Fethiye çevresi, İzmir’in bazı ilçeleri, İstanbul’un belirli semtleri. Hazır olmayan ama olabilecek yerler de belli: Bodrum ve Datça kışın, Kapadokya, Ege’nin iç kasabaları, Karadeniz’in bazı şehirleri. Hiçbirinde plan yok.
Kamu ne yapabilir?
Dünyada kırktan fazla ülke dijital göçebe vizesi çıkardı: Bir yıl kalma izni, yerel vergi muafiyeti ya da düzenlemesi, basit başvuru. Türkiye bu konuda adım attı ve dijital göçebe vizesi var; şimdi sıra bu adımın tanıtımında ve belediye düzeyinde tamamlanmasında.
Ülke düzeyinde yapılabilecek şey vize ve vergi düzenlemesi. Belediyenin yapabileceği şey daha fazla: Aylık kiralık piyasayı düzenlemek, co-working alanı açmak ya da desteklemek, yerel toplulukla dijital göçebeyi buluşturan programlar, kira artışına karşı mahalle koruma araçları. Ve en önemlisi, hedef koymak: “Bu kasaba kışın bin dijital göçebe istiyor” demek ve bunun için ne gerektiğini planlamak.
Türkiye’de bunu sistemli yapan belediye henüz az. Dijital göçebe geliyor, kendiliğinden; kasaba hem faydasını hem zararını plansız yaşıyor.
Dijital göçebe, turizmin en uzun kalan, en yerel harcayan, sezonu en az umursayan ve en çok geri gelen ziyaretçisi. Aynı zamanda kirayı en çok yükselten ve mahalleyi en hızlı dönüştüren. Hangisi olacağı, şehrin planlayıp planlamadığına bağlı.
Türkiye’nin birkaç sahil kasabası bu grubu kendiliğinden aldı; planlamadı. Planlayan şehir, kışın boş dairesini doldurur, mahallesini korur ve dünya haritasında yeni bir yere girer. Planlamayan, ya hiç almaz ya da aldığına pişman olur.
Bu şehir, Şubat ayında bir ay kalmak isteyen uzaktan çalışan birine ne sunuyor? Cevap “internet var” ise başlangıç var. Cevap “bir ev, bir masa, bir topluluk” ise şehir hazır demektir.



