İçindekiler
Uludağ’da bir kış otelini düşünün. Yüz oda, bir restoran, bir spa, kayak odası, personel. Yatırım yıllar önce yapılmış, kredisi hâlâ ödeniyor. Oteli dolduran tek şey kar.
Kar Aralık’ta yağarsa sezon Aralık’ta başlıyor; Ocak’ta yağarsa Ocak’ta. Bazı yıllar Şubat’ta. Bazı yıllar hiç yeterli yağmıyor; pistler kısmen açık, sezon beş hafta. Otel yıl boyu bekliyor, beş hafta çalışıyor, kalanı bakım ve umut.
Bu, Türkiye’nin kayak merkezlerinin ortak hikâyesi. Uludağ, Palandöken, Erciyes, Kartepe, Ilgaz, Sarıkamış, Davraz, Saklıkent. Her biri kar üstüne kurulmuş ve kar artık garanti değil. Son on yılın kışlarına bakıldığında sezon kısaldı, başlangıç geç kaldı, kar yüksekliği düştü, bazı yıllar sezon hiç gelmedi.
Bu yazıda iklim tartışması yapmayacağım. Yatırım, ürün ve destinasyon tartışması yapacağım. Çünkü kar garantisi olmayan bir kayak merkezi, yalnızca iklimin sorunu değil; tek ürüne bağlı bir destinasyonun en somut hali ve bu sorunun turizm tarafında çözümleri var.
Beş haftalık sezon için milyonluk tesis
Önce ekonomiyi anlamak gerekiyor.
Bir kayak merkezi tesisi, Türkiye’de en pahalı turizm yatırımlarından biri. Otel dağda, yolu zor, altyapısı pahalı, personeli mevsimlik ve uzaktan, bakımı sürekli. Buna liftler, pist hazırlığı, kar üretim makineleri, güvenlik ekleniyor. Yatırım büyük, işletme maliyeti yüksek.
Gelir ise sezona bağlı ve sezon kısa. Avrupa’nın Alp merkezleri Kasım’dan Nisan’a, beş altı ay kayak satıyor. Türkiye’nin çoğu merkezi, iyi bir yılda üç ay, kötü bir yılda beş hafta. Yarıyıl tatili, Şubat; kar o iki haftada yoksa, yıl gitmiş.
Bu hesap, sezon normalken bile zor. Sezon kısaldıkça imkânsız. Son yıllarda bazı merkezlerde otellerin el değiştirmesi ve yeni yatırımların yavaşlaması bunun sonucu.
Kar üretimi bir çözüm gibi görünüyor ve kısmen öyle; Türkiye’nin bazı merkezleri yapay kar sistemine yatırım yaptı. Ama yapay kar, soğuk gerektiriyor; sıcak kışta makine de çalışmıyor. Ve maliyeti, sezonun kısalmasıyla birlikte yükseliyor; daha az kayak gününe daha çok yapay kar.
Türkiye’nin kayak merkezleri, beş haftalık bir ürün için on iki aylık bir tesis taşıyor.
Kayak turizmi ile dağ turizmi aynı şey değil
Burada bence kritik bir ayrım var.
Kayak turizmi, kar üstünde yapılan tek bir aktivite; pist, lift, kayak. Dağ turizmi ise dağın kendisi; manzara, hava, yürüyüş, doğa, sessizlik, yayla, yaz ve kış. Türkiye’nin kayak merkezleri, dağ turizmi olarak değil kayak turizmi olarak kuruldu; dolayısıyla kar yoksa hiçbir şey yok.
Alpler bu ayrımı yıllar önce yaptı. Kış sezonu kayak; ama yaz sezonu yürüyüş, dağ bisikleti, tırmanış, yayla, festival, wellness. Birçok Alp merkezinde yaz geliri kış gelirine yaklaştı; bazılarında geçti. Tesis on iki ay çalışıyor; kar olmayan kış, yılın tamamını götürmüyor.
Türkiye’de Uludağ’ın yazı, Bursa’nın birkaç saatlik günübirlik gezisinden ibaret. Palandöken’in yazı neredeyse yok. Erciyes bir yaz programı kurmaya çalıştı; başlangıç. Kartepe yaz yürüyüşü için geliyor ama planlı değil. Dağlar yazın boş; oysa yaz, Türkiye’nin sıcak şehirleri için dağın en değerli mevsimi.
Bu, kar garantisinin olmadığı bir dönemde tek çıkış yolu: Kayak merkezini dağ destinasyonuna dönüştürmek. Kar yağarsa kayak; yağmazsa dağ.
Yaz ürünü nasıl kurulur?
Dağın yaz ürünü, Türkiye’de neredeyse hiç kurulmamış bir alan ve kurulması kayak kadar pahalı değil.
Yürüyüş rotaları. İşaretli, haritalı, zorluk dereceli, başlangıç noktası ulaşılabilir rotalar. Türkiye’nin dağlarında doğal rota çok; işaretli rota az. İşaretlemek, bir pist açmaktan kat kat ucuz.
Dağ bisikleti. Kayak liftleri yazın bisiklet ve bisikletçi taşıyabilir; Alpler’de standart. Türkiye’de birkaç merkez denedi; çoğu lifti yazın kapatıyor.
Yayla ve köy. Kayak merkezlerinin çevresindeki yaylalar ve köyler, yaz ürününün doğal parçası; yerel ürün, yayla şenliği, köy konaklaması. Bu, dağ turizminin yerel halka açılması demek ve kayak turizminin hiç yapmadığı bir şey.
Serinlik. Türkiye’nin sıcak şehirleri için dağ, yazın bir kaçış. Bursa, Kayseri, Erzurum, Kocaeli; dağ bir saat mesafede ve yazın on derece serin. Bu, kendi başına bir ürün ve şu an yalnızca günübirlik piknik olarak kullanılıyor.
Etkinlik. Yaz dağ festivali, yıldız gecesi, dağ koşusu, yoga kampı, doğa eğitimi. Bunlar dağı yazın takvime sokuyor.
Bunların hepsi, kayak otelinin yazın da dolmasını sağlayan şeyler. Kurulduğunda, kış sezonunun beş hafta olması yılı bitirmiyor; yaz, yılın yarısını taşıyor.
Kış, kayak olmadan da kış
Bir de kar olmayan kışı düşünmek gerekiyor.
Kar yağmadığında dağ hâlâ dağ: Soğuk, temiz hava, manzara, sessizlik, şömine. Kayak olmayan kış, wellness ve kaçış ürünü olabilir; spa, sıcak havuz, yürüyüş, dinlenme. Avrupa’da bazı merkezler “kar yoksa da gel” ürününü kurdu; kayak yapmayan müşteri, kayak yapan müşteriden az değil.
Türkiye’de kayak merkezine kayak yapmayan müşteri de geliyor; aileler, çocuklar, “kar görmeye” gelenler. Bu müşteri için ürün kayak değil, kış deneyimi. Kızak, kar yürüyüşü, atlı kızak, kar festivali, kış mutfağı. Kar az olduğunda bile bunların bir kısmı mümkün; kayak mümkün değilken kış mümkün.
Ve kar olmayan kışta dağ oteli, kongre ve kurumsal toplantı için de kullanılabilir. Şehirden uzak, sakin, kapalı mekânı olan bir otel; kış ortasında kurumsal etkinlik için ideal. Bazı merkezler bunu yapıyor; çoğu “kayak oteli” kimliğinden çıkamıyor.
Yatırım kararı değişmeli
Son olarak bir yatırım meselesi.
Türkiye’de yeni kayak merkezi projeleri konuşuluyor; yeni pistler, yeni liftler, yeni oteller. Kar garantisinin olmadığı bir dönemde bence her birine bir soru eklenmeli.
O soru şu: “Bu tesis kar olmadan ne yapar?” Bu soruya cevabı olmayan proje, beş haftalık bir sezon için on iki aylık bir tesis daha demek. Cevabı olan proje, dağ turizmi projesi ve kar yağarsa kayak da yapılır.
Var olan merkezler için de aynı soru: Mevcut tesisi yaz ve karsız kış için uyarlamak, yeni pist açmaktan daha az maliyetli ve daha az riskli. Yürüyüş rotası, yaz lifti, wellness, yayla bağlantısı, etkinlik takvimi. Hiçbiri yeni bir otel kadar pahalı değil; hepsi, oteli on iki ay çalıştırıyor.
Sonuçta
Türkiye’nin kayak merkezleri kar üstüne kurulmuş ve kar artık garanti değil. Beş haftalık bir ürün için on iki aylık tesis taşıyan merkezler, iklimin değil, tek ürüne bağlı destinasyon olmanın bedelini ödüyor.
Çıkış, kayak turizmini dağ turizmine genişletmek: Yaz ürünü, karsız kış ürünü, yayla ve köy bağlantısı, etkinlik, kurumsal kullanım. Alpler bunu yıllar önce yaptı; Türkiye’nin dağları yazın hâlâ boş ve karsız kışta hâlâ bekliyor.
Bu kayak merkezi, kar yağmayan bir kışta ve sıcak bir yazda ne satıyor?
Cevap “hiçbir şey” ise merkez, kar kadar kırılgan demektir. Ve kar, her yıl biraz daha az geliyor.



