Destinasyonun Çocuk Ziyaretçisi

Ailelerin tatil kararını çoğu zaman çocuk veriyor; sıkıldığı yerden erken dönüyor, sevdiği yere aileyi geri getiriyor. Çarşıda, müzede, lokantada, otelde ve meydanda çocuğu düşünen küçük kararlar aileyi ertesi yıl aynı şehre getiriyor.

Mertcan Tekin 5 dk okuma
Destinasyonun Çocuk Ziyaretçisi
İçindekiler
  1. Ağustos öğleden sonrası, eski çarşıda sıkılmış bir çocuk
  2. Tatil kararını veren çocuk neye bakıyor
  3. Çocuk menüsü değil, çocuğun ilgilendiği şey
  4. Çocuk için şehir haritası ve atölye
  5. Meydan, çocuğun koştuğu ve ailenin dinlendiği yer
  6. İlgili Yazılar

Aile tatilini kim planlıyor diye sorsanız cevap anne ya da baba; oteli o buluyor, yolu o çiziyor, parayı o ödüyor. Ama tatilin nereye yapılacağını, orada kaç gün kalınacağını ve bir daha gidilip gidilmeyeceğini belirleyen çoğu zaman çocuk. Sömestr tatilinde kayak mı kaplıca mı sorusu çocuğa göre cevaplanıyor, bayramda memlekete mi denize mi gidileceği çocuğun ne yapacağına bakılarak kararlaştırılıyor. Çocuğun sıkıldığı yerden aile erken dönüyor, çocuğun sevdiği yere aile ertesi yıl yine gidiyor ve bu kararın hiçbir yerinde otelin yıldızı ya da müzenin önemi yok.

Sektör çocuğu bence yanlış yerden tutuyor. Çocuk dediğimizde akla çocuk menüsü, oyun odası, havuzun sığ kısmı ve animasyon ekibi geliyor. Bunlar çocuğu oyalayan şeyler; çocuğun ilgilendiği şeyler değil. Çocuk bir yeri bir şey yaptığı için hatırlıyor; eline çekiç aldığı, hamuru açtığı, tekneye bindiği, çarşıda bir ustayla konuştuğu için.

Bir destinasyonun çocuk ziyaretçisine bakışı bence buradan kurulmalı: Çarşıda, müzede, lokantada, otelde ve meydanda çocuğu düşünen küçük kararlardan; çünkü aileyi geri getiren o kararlar.

Ağustos öğleden sonrası, eski çarşıda sıkılmış bir çocuk

Aile tatilinde çarşı gezisi çoğu zaman çocuğun sabrı kadar sürüyor.

Öğleden sonra sıcak, bakırcılar çarşısında bir aile; anne baba dükkânlara bakıyor, yedi sekiz yaşındaki çocuk sıkılmış, otele dönüp havuza girmek istiyor. Bir dükkânın önünde usta tepsiye desen vuruyor, ses ilginç, çocuk duruyor. Usta çocuğu fark ediyor, çekici uzatıyor, küçük bir bakır parçasına birkaç vuruş yaptırıyor ve parçayı çocuğa veriyor; anne de ustadan bir cezve alıyor. Çocuk o parçayı elinden bırakmıyor. Çarşıdan sonra kent müzesine gidiyorlar; müzenin bahçesinde yaz dönemi çocuk atölyesi var, çocuk bir saat kille uğraşıyor, anne baba ilk kez sergiye rahat bakıyor. Akşam otelde resepsiyonist çocuğa adıyla hitap edip elindeki bakırı soruyor ve çocuk hikâyeyi baştan anlatıyor. Yemek meydandaki çay bahçesinde; meydan araçtan arındırılmış, ortada bir çeşme, kenarda mısırcı ve balon satıcısı, çocuk çeşmenin etrafında başka çocuklarla oynuyor ve anne baba masadan onu görüyor.

Dönüş yolunda çocuk bakırcı amcayı anlatıyor. Ertesi yıl tatil konuşulurken ilk söylediği şey bakırcı amcaya gitmek oluyor ve aile aynı şehre geri geliyor.

Tatil kararını veren çocuk neye bakıyor

Çocuk bir destinasyona dair fikrini reklamdan değil, kendi deneyiminden ya da arkadaşından ediniyor. Okulda biri bir yerden dönüp anlattığında, o yer sınıfın geri kalanı için bir istek haline geliyor. Anne baba tatil yerini ararken sorduğu soru da aslında şu: Orada çocuk ne yapar? Cevabı olmayan yer, ne kadar güzel olursa olsun listeden düşüyor.

Çocuğun tatilde aradığı şey eğlence değil, meşguliyet; bir şeyle uğraşmak, bir şeyi kendi yapmak, bir şeyi bulmak. Sıkılan çocuk aileyi sıkıyor, ailenin akşamı AVM’de bitiyor, tatil yarıda kesiliyor ve o destinasyon aile için çocukla gidilmeyen yer olarak kalıyor. Çocuğu meşgul edebilen destinasyonda ise anne baba dinleniyor ve bence ailenin bir yerden memnun kalmasının asıl ölçüsü bu: Anne babanın dinlenebildiği, çocuğun bir şey yaptığı yer.

Çocuk menüsü değil, çocuğun ilgilendiği şey

Lokantada çocuğa verilen şey çoğu zaman patates kızartması ve bir boyama kâğıdı. Oysa çocuk mutfağa bakmak istiyor; pide ustasının hamuru nasıl açtığını, fırına nasıl sürdüğünü görmek istiyor. Fırının görünür olması, bir tabure, ustanın çocuğa bir parça hamur uzatması; bunlar lokantaya o akşam para getirmeyen ama aileyi ikinci akşam da aynı lokantaya getiren şeyler. Pide ve lahmacun fırınlarının çoğu zaten görünür çalışıyor; eksik olan ustanın çocuğa dönüp bir cümle söylemesi.

Otelde çocuğa verilebilecek en iyi şey bir oyun odası değil, bir muhatap. Resepsiyonistin çocuğa adıyla hitap etmesi, kahvaltıda çocuğun kendi gözlemesini kendisinin sipariş edebilmesi, lobide bir masa oyunu ya da bir kitap köşesi. Müzede ise çocuğun boyunda bir vitrin, dokunulabilen bir kopya, bir soru kâğıdı ve rehberin bir cümleyi çocuğa dönerek söylemesi yetiyor. Bir masa oyunu, birkaç kitap ve bir deste soru kâğıdının masrafı küçük; asıl gereken, işletmenin çocuğu bir yük değil, bir misafir olarak karşılaması.

Çocuk için şehir haritası ve atölye

Bence bir destinasyonun çocuk için yapabileceği en etkili şeylerden biri, çocuğun kendi haritası; tek sayfalık, çizgi, üstünde bakırcılar çarşısı, kale, müze, çay bahçesi ve her birinin yanında çocuğun gittiğinde işaretleyeceği bir kutu. Bunu turizm derneği ya da birkaç otel birlikte bastırabiliyor; harita resepsiyonda, müze gişesinde ve turizm danışmada dağıtılıyor. Haritayı eline alan çocuk şehrin köşelerini anne babayı sürükleyerek geziyor ve aile, aklında olmayan yerlere çocuk için gidiyor.

Atölye bu haritanın ikinci parçası. Bakırcıda bir vuruş, çömlekçide bir kâse, pide fırınında bir hamur, kent müzesinde yaz dönemi çocuk atölyesi. Bunların bir kısmı birçok şehirde zaten var; müzeler yazın çocuk programı yapıyor, bazı ustalar çocuğa çekici uzatıyor. Eksik olan takvim ve duyuru; atölyenin hangi gün hangi saatte olduğunu otelin bilmesi, resepsiyonistin aileye söyleyebilmesi ve ailenin tatilin bir öğleden sonrasını ona göre kurabilmesi. Bunları yapan usta ve işletme, çocuğun şehirden götürdüğü hikâyenin sahibi oluyor.

Meydan, çocuğun koştuğu ve ailenin dinlendiği yer

Şehir merkezinde çocuklu aile için en önemli şey, çocuğun güvenle koşabildiği bir meydan. Araçtan arındırılmış, ortasında bir çeşme ya da bir havuz, kenarlarında gölge ve oturulacak yer, çevresinde çay bahçesi ve lokanta masaları. Aile masada oturuyor, çocuk gözün önünde oynuyor ve bu düzen, ailenin şehirde bir akşam daha kalmasını sağlayan şey. Çocuğun koşamadığı merkezde aile akşamı otelde ya da AVM’de geçiriyor ve esnaf o aileyle karşılaşmıyor.

Belediyeler bu tür meydanları kurarken bence iyi bir paydaş ve meydanın akşam hayatı, mısırcı, balon satıcısı, dondurmacı, yazın bir açık hava sineması, çocuk için meydanı şehrin en sevdiği yeri haline getiriyor. Çocuğun hatırladığı destinasyona aile geri geliyor ve çocuğun hatırladığı şey otel değil, eline bir çekiç uzatan usta.

Sektörün çocuğa bakışı değiştiğinde değişen şey çocuk menüsü değil, destinasyonun aileye verdiği cevap oluyor. Çocuk şehri eline aldığı, bulduğu ve yaptığı şeyle hatırlıyor; o hatıra aileyi ertesi yıl aynı yola sokuyor ve sınıfın geri kalanını da peşinden getiriyor.

Bu şehirden dönen bir çocuk, arkadaşına burayı anlatırken ne anlatıyor?

Bunu en iyi, ertesi yaz aynı aileyi kapısında yeniden gören usta ve çocuğu adıyla karşılayan resepsiyonist biliyor.

İlgili Yazılar