Başarı Yolunda Herkese Kulak Asma!

Tavsiye, veren kişinin deneyiminden gelir. İtirazı ayrıştırmak, kimden tavsiye alındığı ve başarının tek yolu olmadığı üzerine girişimcilere sade bir bakış.

Mertcan Tekin 4 dk okuma
Başarı Yolunda Herkese Kulak Asma!
İçindekiler
  1. Tavsiye, veren kişinin deneyiminden gelir
  2. Yine de her itirazı görmezden gelmek doğru değil
  3. Kimden tavsiye aldığınız, tavsiyeden daha önemli
  4. Başarının tek bir yolu yok
  5. İki yaygın cümleye itirazım var

Bir işe başladığınızda karşılaşacağınız en bol şey tavsiyedir.

İstemeseniz de gelir. Sorduğunuz kişiden de gelir, sormadığınız kişiden de.

İlk zamanlarda bu ilgi güzel geliyor.

Bir süre sonra ise şunu fark ediyorsunuz: Aldığınız tavsiyelerin önemli bir bölümü birbiriyle çelişiyor.

Ve hepsini aynı anda uygulamak mümkün değil.

Tavsiye, veren kişinin deneyiminden gelir

Bu basit görünen cümle bence konunun tamamını açıklıyor.

İnsanlar size tavsiye verirken kendi yaşadıklarından konuşuyor.

Kendi korkularından, kendi kaybettiklerinden, kendi çalıştığı sektörden, kendi zamanının koşullarından.

Bu yüzden çoğu tavsiye aslında sizin durumunuz hakkında değil.

Tavsiyeyi verenin durumu hakkında.

Birisi size “bu iş yürümez” diyorsa, çoğu zaman kastettiği şey şu: Ben olsam yürütemezdim.

Bu, o kişinin kötü niyetli olduğu anlamına gelmiyor. Sadece kendi penceresinden baktığı anlamına geliyor.

Nitekim bugün büyük gördüğümüz pek çok işin başlangıcında, işin hiç yürümeyeceğini söyleyen deneyimli isimler var.

Airbnb ilk kez yatırımcılara anlatıldığında masadaki isimlerin önemli bir bölümü fikri ciddiye almadı. İnsanların evini yabancılara açmasını gerçekçi bulmadılar.

O dönemde bu, mantıksız bir itiraz değildi.

Sadece yanlış çıktı.

Yine de her itirazı görmezden gelmek doğru değil

Burada dikkatli olmak gerekiyor.

Bu tür örnekler kolayca yanlış bir sonuca götürüyor: Herkes karşı çıkıyorsa demek ki doğru yoldayım.

Bu bence tehlikeli bir çıkarım.

Çünkü fikri ciddiye alınmayıp sonradan haklı çıkanların hikâyesini duyuyoruz.

Fikri ciddiye alınmayıp haklı çıkmayanların hikâyesini duymuyoruz.

Oysa ikinci grup çok daha kalabalık.

Bu yüzden itirazı reddetmek yerine, itirazı ayrıştırmak daha işe yarıyor.

Karşınızdaki kişi size bir tercih hakkında mı itiraz ediyor, yoksa bir gerçek hakkında mı?

“Bu fikri sevmedim” bir tercih.

“Bu maliyetle bu fiyata satamazsın” bir gerçek.

Birincisini rahatlıkla geçebilirsiniz. İkincisini geçtiğinizde iş birkaç ay sonra size geri geliyor.

Kimden tavsiye aldığınız, tavsiyeden daha önemli

Yıllar içinde şunu öğrendim: Tavsiyeyi değerlendirmenin en pratik yolu, tavsiyeyi verenin ne yaptığına bakmak.

O kişi sizin yapmaya çalıştığınız şeyi daha önce yapmış mı?

Yapmışsa, sonucu ne olmuş?

Ve en önemlisi: O deneyim ne zaman yaşanmış?

Turizmde ve etkinlik tarafında bunun önemi çok net görülüyor. On yıl önce çalışan bir satış yöntemi, dağıtım kanalları değiştiği için bugün aynı sonucu vermeyebiliyor.

Deneyim değerli. Ama deneyimin tarihi de bir bilgidir.

Bir de şu var: En değerli geri bildirim genellikle en nazik olan değil.

“Çok güzel olmuş” diyen kişi size bir şey katmıyor.

“Peki şu durumda ne yapacaksın?” diye soran kişi işin zayıf yerini gösteriyor.

Bu ikinci tür insanları etrafınızda tutmak, bence bir işin en değerli sermayelerinden biri.

Başarının tek bir yolu yok

Bir işi yürütmenin doğru yöntemini arayan çok insan görüyorum.

Hangi model daha iyi, nasıl bir yapı kurmalı, hangi sırayla ilerlemeli…

Bu soruların net bir cevabı olmasını istemek anlaşılır bir şey. Belirsizlik yorucu.

Fakat sahada gördüğüm tablo şu: Aynı sektörde, aynı dönemde, tamamen farklı yöntemlerle başarılı olmuş işletmeler var.

Biri çok hızlı büyüdü. Diğeri yıllarca küçük kalmayı tercih etti ve daha kârlı çıktı.

Biri her şeyi kendi bünyesinde yaptı. Diğeri neredeyse tamamını dışarıdan aldı.

İkisi de yürüdü.

Bu yüzden “başarının formülü” arayışı bence en çok zaman kaybettiren şeylerden biri.

Formül yok.

Sizin koşullarınızda işleyen bir yöntem var.

Ve o yöntemi genellikle deneyerek buluyorsunuz.

İki yaygın cümleye itirazım var

Girişimcilik tarafında sık duyulan iddialı bir cümle var: Gerçekten özgün bir ürün yaparsanız rakibiniz olmaz.

Buna katılmıyorum.

Özgün olmak rakipsizlik getirmiyor.

Getirdiği şey, kısa bir zaman avantajı.

Bir fikir işlediğini gösterdiği anda benzerleri geliyor. Hem de genellikle sizden daha büyük kaynakla geliyor.

Bu yüzden asıl mesele fikrin özgünlüğü değil, o fikri uygularken kurduğunuz işleyiş.

Ekip, operasyon, maliyet yapısı, müşteri ilişkisi, tedarik düzeni.

Fikir kopyalanabiliyor. Bunlar zor kopyalanıyor.

İkinci cümle de en az onun kadar yaygın: Müşterinin ne istediğini anlamak gereksizdir, insanlara ne isteyeceklerini göstermek gerekir.

Bu cümle kulağa cesur geliyor.

Ama pratikte çoğu işin battığı yer tam olarak burası.

Müşteriyi dinlememek yenilikçilik değil.

Yenilikçilik, müşterinin söylediği şeyi değil, yaşadığı sorunu doğru okumak.

İnsanlar genellikle çözümü tarif edemiyor. Ama sorunu çok iyi tarif ediyorlar.

Dinlemeyi bırakırsanız o sorunu da duymuyorsunuz.

Tavsiye almak iyidir.

Tavsiyeye göre yaşamak zordur.

Bence sağlıklı olan şu: Dinleyin, ama kararı kendiniz verin. Çünkü sonucuna katlanacak olan siz olacaksınız.

Yanlış karar verdiğinizde tavsiyeyi veren kişi yanınızda olmuyor.

Doğru karar verdiğinizde de zaten olmuyor.

Bir işin sorumluluğu paylaşılabilir, ama sonucu paylaşılmıyor.

O yüzden dinleyin, süzün, kendi yolunuzu kurun.

Ve arada bir dönüp o yolun hâlâ mantıklı olup olmadığına bakın.